Yazdır Arkadaşına gönder
İzmirli devrimcilerin hikayesi
Saadet Erciyas
Saadet Erciyasİzmir’de doğmuş büyümüş, İzmir için eserler veren heykeltraş, yazar, entelektüel bir kadın Fergül Yücel. 1980 askeri darbesinde hakkında soruşturma açılmış ve uzun yıllar Londra’da yaşamak zorunda kalmış. Yücel, yurt dışına gidince yarım bıraktığı eğitimi 1998 yılında İzmir’e dönünce tamamlamış. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nü bitirmiş.

Heyamola Yayınları’nın yayımladığı 41 Yazar 41 Semt serisinde “Affet Beni Altındağ” kitabının yazarı da olan Fergül Yücel, kısa süre önce yeni bir kitap yayımladı. “Birbiriyle kardeş hayaller zamanında İzmirli Devrimciler” kitabında 1961-1970 yılları arasında Türkiye sol-sosyalist hareketi içinde bulunan 28 devrimci gencin öykülerini anlattı.

Fergül Yücel ile Resim Heykel Müzesi’nin seramik atölyesinde söyleştik. “12 Eylül Sabahı” adlı kitapta da bir öyküsü yayımlanan Yücel, bir döneme tanıklık eden insanların deneyimlerini anlattığı kitabının seçimler öncesi yayımlanmasının ise ilginç bir rastlantı olduğunu söylüyor. Sol hareketin tüm yelpazesinde yer alan farklı görüşten kişilerle söyleştiği kitabın kent belleğine de bir yolculuk olduğunu dile getiriyor.

Çoğunlukla yaşı 70 yaş ve üstündeki İzmirli devrimcilerin yer aldığı kitabın politik bir kitap olmadığını, Türkiye’nin acılarla dolu siyasi yaşantısını özetlemediğini anlatıyor. Yücel, “Kitapta siyasetin kuru, soğuk, köşeli, keskin yüzü ideoloji anlatılmıyor. Burada Türkiye’nin bir prototipi olan İzmir’de birey olarak sol siyasette yer almış gençlerin özlemleri, insani ilişkileri, dostlukları, sosyal yaşamları anlatılıyor” diyor.

Her biri eğitimli,kültürlü vatanını ölmeyi göze alacak kadar seven, ağırlıkla da köy kökenli gençlerin deneyimlerinin yer aldığı kitapta bugün milletvekili adaylarına, ülkesi için kafa yoran gençlere çok önemli mesajlar yer aldığını dile getiriyor Fergül Yücel.

Herkesin kardeş olduğu yıllar

Fergül Yücel, iki yıllık bir süreçte yazdığı kitabını hazırlarken Demokrasi, Dostluk ve Dayanışma Derneği’nin gerçekleştirdiği “emeğe saygı” çalışmasından etkilenmiş. Şöyle anlatıyor süreci:

“Bu çalışmada ilk gençlik yaşlarında üniversitelerde, barolarda, sendikalarda mücadeleler vermiş insanlara vefa ile yaklaşılıyordu. Artık hepsinin saçı sakalı ağarmış, çoluk çocuğa karışmış çoğu yaşıtlarını kaybetmiş, biraz emeklilik ve geriye çekilme dönemindeler. Aktif siyasetin içinde var olanlar da var tabii. Bizim kriterimiz 70 yaş üstüydü. Bu insanları yakından tanıdıkça, vefa borcumuz olduğunu düşündüm. Gençlik, gezi olaylarında bu insanlardan gelen genlerimiz etkili oldu bana göre. Gezi gençliğinde gördüğümüz gençlerin genleri, geçmişte bu toplumda insanların demokrasi için hak hukuk için verdikleri mücadele yapmış insanların genleriydi. Gençlere de ‘Bakın siz böyle bir toprakta yeşerdiniz’demek istedim.Toplumumuz için ‘balık hafızalı’ denir ya, görüştüğüm insanların yaşadıklarını aktarmak, deneyimlerini paylaşmalarını sağlamak istedim. Bu vefa borcuydu.”

Fergül Yücel 1961-1971 yıllarındaki gençlerin yaşamından kesitler sunduğunu anlatıyor kitabında. Kitabında yer verdiği İzmirli devrimciler, bugün çoğunu yakından tanıdığımız iş adamı, milletvekili, sanayici, profesör, mimar, mühendis, sanatçı, doktor, sendikacı insanlar. Prof.Dr. Veli Lök (ortopedist- Türkiye İnsan Hakları Vakfı kurucusu), Güney Dinç (Eski İzmir Barosu Başkanlarından), Savaş Emek (Yeşiller Partisi’nin İzmir İl Örgütü kurucusu), Teoman Sındır (Bornova Eski Belediye Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır’ın babası, matbaa işçisi), Mustafa Moroğlu (CHP İzmir Milletvekili), Mehmet Karcı (İzmir İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı)…

Yücel, kitapta yer verdiği Cemal Kıral, Muttahar Bengü / Çetin Aşrav, Emine Kartal / Orhan Kartal, Yılmaz Akalın, Ramazan Karakale, Ali Karşılayan, Cavit Kürnek, Aysel Tenik Yurtsever, Ergun Elgin, Güner Eliçin, Saim Altıneş / Adnan Altıneş, Recai Atalay, İsmail Levent Aksan, Hamit Ay, Burhan Aksakal, Mehmet Çavuş, Nermin ve Doğan Çetiner ve Savaş Al’ın yanısıra daha binlerce insan olduğunu söylüyor bu süreçte.

O yıllarda insanların kardeş kavgalarından uzak yaşadığını anlatan Fergül Yücel, ”Belki yaşlarının getirdiği olgunlukla, görüştüğüm kişiler ‘Keskin sirke küpüne zarar’ sözünü dile getirdi sözleşmiş gibi. Herkes farklılıklara daha toleranslı davranmak gerektiğinden söz etti. Bugünkü siyasetçilere bundan daha iyi bir mesaj olabilir mi?” diyor. O kuşaktaki insanlar için kendilerini, acılarını anlatmanın ayıp sayıldığını dile getiren Yücel, bugünün gençliğinin o döneme göre çok daha şeffaf yaşadığını söylüyor.

Fergül Yücel, kitabı kaleme alırken sanatçı penceresinden de irdelemiş yaşanmışlıkları. Söyleştiği kuşaktan bir sonraki kuşağın tanığı olarak kendi yaşanmışlıklarına da bir yolculuk yapmış. Duygularını şöyle dile getiriyor:

“Olaylara bakış açımın penceresi insan düşüncesini özgürce ifade edilebilmesi noktasında. Sanat buna çok güzel bir olanak sağlıyor. Sanatta insanlar teorik olarak söyleyemediğini görsel olarak duygulara hitap ederek anlatabiliyor. İnsan ifadesinin en güzel platformu sanat. Çünkü siyaset sana yaşamın nasıl olacağı konusunda bilimsel, stratejik, teorik planlar sunuyorsa sanat da insana hayatı değiştirebilme gücü sağlayacak enerji veriyor. Hayata daha güzel bakabilmeyi öğrettiği için içsel duyguları açığa çıkartıyor. “

Fergül Yücel bu kitabın yayın aşamasında yeni bir kitabın hazırlığına da başlamış. Kitabının adını sorduğumda, “Mülteci Hayatlar” diyor. Bu kitapta da 12 Eylül nedeniyle yaşamını yurt dışında sürdürmek durumunda kalan insanların yaşamlarını anlatacağını söylüyor.

İnsanları sevmek lazım

Fergül Yücel’in kitabında yer verdiği kişiler sol pencerenin İzmir’den görünen manzarasını anlatıyor. Bunu anlatırken çekilen acılara, özlemlere, mutluluklara, hüzünlere yer veriyor. Kitapta yer verilen ilk söyleşi Cemal Kıral’ın. Kıral’ın söyledikleri yaşanan her şeyin bir özetini sunuyor okurlara:

“Bir şey söylemeyi çok istiyorum; kocaman dünya, sonunda küçücük bir şey oluyor. Aile ilişkilerinde tıpkı devrimci çalışmada olduğu kadar ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü dünya küçüldükçe onlarla birlikte kalıyorsun. Sevgi dediğimiz şey dokunmaya bağlı. Ben mesala, onbeş yıl yurt dışında kaldım. Torunları özlüyorsun. Şunun farkına vardım. Türkiye’ye gelince onun eline dokununca… O zaman başka bir şey oluyor. Son söyleyeceğim şu: İnsanları sevmek lazım… İnsanlığın kazanması sadece iyi duyguların hakim olması sayesinde olacak. Politikacılar sadece yol gösterebilirler, çalışabilirler bu konuda. Ama insanları evvela sevgi insanı haline getirmek çok önemli diye düşünüyorum…”

Tarih: 17/2/2015
9149 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri