Yazdır Arkadaşına gönder
İzmir’de yeşeren yeni bir kalem
Saadet Erciyas
Saadet ErciyasOnun yazılarında savaşın ortasında kalan Beyrut’taki çocuklar var, aç insanların dramı, kaçak göçmenler, şiddet gören kadınlar, çocuk gelinler, toplumun ötekileştirdiği görmezden geldiği travestiler var, kürtaj var, mahkumlar var, tecavüze uğrayan kadınlar, şiddet gören, aç bırakılan, işkence edilen hayvanlar var… Aşk var, sevgisizliğin, aldatılmışlığın yarattığı intikam duygusuyla yanıp tutuşan kadınlar, erkekler var.

Duyarlı bir insan, bir kadın olarak isyan var yazılarında, hatta bir çığlık. “İçimdeki çığlık o” diyor. “Üzüldüğüm, kızdığım, isyan ettiğim zamanlarda yazarak rahatlayabiliyorum, yazmak benim için bir meditasyon” diye anlatıyor duygularını. İnsanları düşünmeye sorgulamaya itiyor yazılarıyla, sarsıyor cümleleriyle okuru. Yaşadığımız günün en büyük dertlerinden biri olan duyarsızlığa isyan ediyor en çok da…

Ayşe Başak Kaban’dan söz ediyorum. Kaban, İzmirli bir kadın gazeteci. O, alçakgönüllülükle kendini henüz “yazar” olarak görmese de öyküleri ödüller almış, iki kitabı yayımlanmış İzmir’in değerli bir kalemi. Ayşe Başak Kaban’la Karşıyaka’da İzmir, televizyonculuk, kadın, aşk ve yazarlık serüveni üzerine söyleştik…

Ödüller yazarı motive ediyor

Ayşe Başak Kaban, kendi deyişiyle “düzensiz bir düzen içinde yazan” bir yazar. 2006 yılından bu yana kentyasam.com haber sitesinde “Başak Tanesi” başlıklı köşesinde yazan Kaban, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’nden mezun olmuş. Yerel televizyonların yeni yeni filizlendiği dönemde İzmir’de bugün bir efsane gibi anlatılan, Numan Özdil tarafından kurulan Kanal 1 Televizyonu’nda beş yıla yakın bir süre çalışmış. “Herkesin kendi işini yaptığı, patron baskısının olmadığı bir dönemdi. Ayakta kalmayı başarabilseydi İzmir yerel televizyonculukta çok başka bir yerde olurdu” diyen Ayşe Başak Kaban, televizyonun kapanmasının ardından bir süre İstanbul’da denemiş şansını. 32. Gün ekibiyle çalışmaya başlasa da İstanbul’da mutsuz olunca kendini en iyi hissettiği yere; İzmir’e geri dönmüş.

Bergama’da doğan, öğretmen anne babasının naif, kitap dolu dünyasında büyüyen Ayşe Başak Kaban, yazmaya geç başlasa da küçük yaştan beri iyi bir okur olduğunu anlatıyor. İşsiz kaldığı dönemde Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’na (um:ag) bir öyküsünü gönderince, vakıftan burslu olarak yazarlık eğitimi almış. Mehmet Eroğlu ile çalıştığı bir aylık sürecin ardından kitap yazma serüveni de başlamış.

Yazdığı öykülerle ödüller almış. “Ödül almak yazarı motive ediyor, mutlu olunca daha çok yazma isteğiniz oluyor” diyen Kaban’ın ilk öykü kitabı “Ben Kendim ve Bergen” 2012 yılında yayımlanmış. Kitapta, aynı yıl Ümit Kaftancıoğlu Öykü Ödülleri’nde birincilik aldığı “Garnik ile Şaşik” adlı öyküsü de yer almış. İlk öykü kitabı “Ben Kendim ve Bergen”in nasıl ortaya çıktığını şöyle anlatıyor yazar:

“Ben aslında yazar olmayı planlamadım. Sürekli yazıyorsun, yazıyorsun, sonra birileri ‘Bunları kitap yapsana’ diyor. Ama bu hiç de öyle kolay değil. Çünkü çok yazan var, çok kitap var. İnternet denen bir mecra var. Şu an kitap konusunda tam anlamıyla bir bombardıman yaşanıyor. Herkes içindekini yazarak dökmek, anlatmak istiyor. Onca kitabın arasından seni seçip nasıl alacak okur? O nedenle yazmaktan çok satmak gündeme geliyor. Kendi kitabını kendinin bastırabileceğin siteler bile var. Ama ben bir yayınevi yayımlasın istedim kitabımı. İki yayın evine gönderdim öykülerimi. O sıralarda üç feminist kadın İlknur Üstün, Aksu Bora, Selma Acuner tarafından kurulan Ayizi Yayınevi kitabımı basabileceğini söyledi. Kısa bir süre sonra daha büyük bir yayınevinden de onay gelse de onlarla yol arkadaşlığı yapmayı tercih ettim. Belki vefa… İyi ki de etmişim. Şimdi bana yol gösteren çok iyi bir editörüm var.”

Toplumsal olaylardan aşk romanına

Ayşe Başak Kaban’ın “Ben Kendim ve Bergen” adlı öykü kitabı sosyal olaylara, toplumsal sorunlara değinen, “toplumun sinir uçlarına dokunan” duyarlılıklarla dolu bir kitap. Gazetecilik refleksi ve güçlü gözlemciliğiyle izlediği olaylardan esinlenerek yazmış kitaptaki öyküleri. “Güne haberleri izleyerek başlarım ben. Üçüncü sayfa haberlerini de okurum. Hepimizin o sayfalarda yer alması an meselesi” diyor. Örneğin “Garnik ile Şaşik”, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ermeniler’le ilgili bir söyleminin ardından çıkmış. Yine “Kırmızı Pabuçlar” adlı öyküsü Kemal Türkler davasının zaman aşımından düşmesi üzerine kızı Nilgün Türkler’in haberlerde izlediği konuşmasının ardından gelmiş. Kitaptaki öykülerden “Kırmızı Saçlı Peri” yine televizyonda çalıştığı dönemde, travestilerle yaptığı bir röportajın ardından yazılmış.

Kaban’ın ikinci kitabı “Kırık Kalp Sendromu” bir roman, öykü kitabından çok farklı bir içerikte yazılmış. Özellikle 20-35 yaş arası kadın okurları, aşk, ihanet, kalp yarası temasıyla yazılmış “Kırık Kalp Sendromu”nu çok beğenmişler. Kalbi aşk acısıyla kırık kahramanın, intikam planlarını keyifle okumuşlar.

Kimi okurlarından, “Sizin için çok üzüldük, neler yaşamışsınız öyle” diyen iletiler aldığını gülerek anlatıyor Ayşe Başak Kaban. Medya mensubu olduğu için kendi roman kahramanını da bu meslekten bir kadın olarak oluşturduğunu, bunun da farklı bir algılama yarattığını dile getiriyor. Kitabın kahramanı İris’in kendisi olmadığını vurgularken, “İris’in yaşadığı kırıklıkları, ihaneti ya da aldatılmışlığı çok kadın yaşıyor” diyor. Aşkta mutsuz olan insanın bunu bütün dünyasına yansıttığını ve sevgisizliğin bugün yaşanan tüm sorunların temel nedeni olduğunu dile getiriyor Kaban.

Hayvanlar tüm yazılarının içeriğinde

Eşi Cihan Fırat’la mutlu bir yaşam süren Ayşe Başak Kaban’ın öykülerinde, yazılarında ve romanında dikkatimizi çeken bir unsur var: Hayvanlar… Bir kedi, bir köpek mutlaka yer alıyor satırlar arasında. “Bunu farkında olmadan yapıyorum, çünkü hayvanlar benim yaşamımın bir parçası. Bu yazar sorumluluğu filan değil. Yaşamın akışında, insanlığın içinde olan bir şey. Aynı şekilde kadın şiddetini anlatmak, çocuk gelinlere dikkat çekmek, tecavüzlerden, acı çeken insanlardan, şiddet gören hayvanlardan söz etmek, duyarlı olmak insan olmanın gerekliliği. Sorumluluk dersek, bence olanlardan sadece politikacılar sorumlu” diyor.

Yeni kitabını soruyoruz Kaban’a. 14 öykünün yer aldığı dosyasını hazırlamış, son düzeltmeleri yaptığını dile getiriyor. Konusunu sorduğumda, “Sürprizli, şaşırtıcı, hüzünlü, naif aşklar var içinde” diye yanıtlıyor. Öte yandan “Kırık Kalp Sendromu” konusunda okurları için bir sürpriz hazırladığını belirtiyor. İmza günlerinde okurlardan gelen istek üzerine bir çalışma yaptığını söylüyor, ama sürprizi bozmamak için ayrıntıları anlatmıyor.

Tam 35 yıldır İzmir’de yaşıyor Ayşe Başak Kaban. Özgürlüğüne düşkün, güzelliğinden öte zekasıyla anılmayı tercih eden ve laiklik kavramı vazgeçilmezleri arasında olan İzmir kadınının, İzmir insanının bu kentte yaşadığı için çok şanslı olduğunu vurguluyor. “Yuvam” diye tanımladığı İzmir için şunları söylüyor vedalaşırken:

“İzmir’in sınırları, kabukları vardı. Ancak Gezi olayından sonra değişti bu. Sadece İzmir’de değil, tüm Türkiye’de değişti aslında o katı yargılar. ‘İzmirliler faşisttir, tutucudur’ denirdi. Ama İzmir hiç bir zaman vandalizme varan eyleme dönüşen bir faşizme yenik düşmedi. Çünkü bu kentte bir insanı mutlu edecek her şey var. Yıllarca farklı dilde, farklı dinde insanların yaşadığı bir başka dünya İzmir. Herkes konuşur, yazar, anlatır, kızar, köpürür ama kimse kimseye zarar vermez. İzmir’de yaşamak büyük keyif.”

Acizsin…

“Körsün. Kör olmayı tercih ediyorsun. Görmezden gelmenin sana iyi geldiğini düşünüyorsun. Sağırsın. Duymamayı tercih ediyorsun. Duyacaklarının hoşuna gitmeyeceğinden adın gibi eminsin ya, o nedenle duymazdan geliyorsun. Dilsizsin. Konuşmuyorsun. Tanrının bahşettiği en mühim özelliklerinden birini kullanmamak için söyleme yeteneğin yokmuş gibi davranıyorsun. Dillendireceklerinin canını acıtmasından, başını derde sokmasından korkuyorsun. Görmüyor, duymuyor, söylemiyorsun. Bir vazgeçişin içinde olmayı, hayatı sadece ve sadece kendi çıkarların doğrultusunda, her tercihin bir vazgeçiş olduğunu unutarak yaşamayı tercih ediyorsun..”

(Yazarın Kent-Yaşam’da yayınlanan "Acizsin” başlıklı yazısından…)

Tarih: 27/7/2014
8738 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri