23 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
İzmir bir meta değildir, marka olamaz
Saadet Erciyas
Saadet Erciyasİzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kentteki tarihi yapıların korunmasını teşvik amacıyla düzenlediği Tarihe Saygı /Yerel Koruma Ödülleri'ni kazananlar geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bu yıl yedinci kez düzenlenen yarışmanın temel hedeflerinden birisi topluma koruma bilincini aşılamak.

Koruma deyince ne anlıyoruz? Toplumumuzda yapıların, tarihin, çevre ve doğanın korunması nasıl gerçekleşiyor? Yerel yönetimler korumada ne kadar başarılı? Korumayı gelecek nesiller için mi, gelecek turistler için mi yapıyoruz? İzmir'in “mavi Körfez, yeşil İzmir” sloganı ne kadar gerçekçi? Gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projesinde yapılan yanlışlar neler? İzmir bir marka kent midir?

Sorularımızı Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi ve restorasyon uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emel Kayın'a yönelttik. Kemeraltı'nda, İzmir'in en çok ziyaret edilen hanı Kızlarağası Han'da gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Yrd. Doç. Dr. Emel Kayın, nerelerde hata yaptığımızı, neleri koruyabildiğimizi İzmir'de İzmirlilerin, yönetimlerin korumaya bakış açısını paylaştı. Paylaşımları için teşekkür ediyoruz.


Koruma kentle insanın etkileşimidir

- Bir mimar ve restorasyon uzmanı olarak bize korumanın tanımını yapar mısınız?

- Ben kendi anlayışımı söyleyeyim. Ben kenti ve mimarlığı mekanın, yaşamın ve insanın birbirleriyle etkileşim içinde oldukları bir süreç olarak algılıyorum. Dolayısıyla korumayı da böyle anlıyorum. Bir mekan var, geçen bir zaman var. Onun içinde bize gelmekte olan bir hayat var. İçinde yaşayan ve dönüşen insanlar var. Dönüşüyor. Bu dönüşümü sağlarken içinde barındırdığı değerleri koruyarak dönüşmesi gerekiyor.

- İzmir için 8 bin 500 yıllık kent tanımı yapılıyor. Peki bu kente gelen bir yabancı havaalanından İzmir'e indiğinde ya da deniz yoluyla, demir yoluyla geldiğinde tarihi bu kadar eskiye dayandırılan bir kentin algısını yaşıyor mu sizce?

- Önce şunu söylemeliyim. İzmir'in sınırları içinde 8 bin 500 yıllık buluntuları gösteren bir höyük bulundu. Yeşilova höyüğü. O yerleşimin eskiden Smyrna kentiyle organik bağları olabilir de olmayabilir de. Çünkü İzmir'in şu anda bildiğimiz gelişimi Bayraklı'dan yola çıkıp Pagos'a (Kadifekale) hareket ediyor. Pagos'tan da yayılıyorlar kıyı hattında. Dolayısıyla ancak bu ilişkiler çözümlendiği zaman Smyrna'nın 8 bin 500 yıllık olduğunu söyleyebiliriz. Ama bizim şu an mevcut sınırlarımız içinde 8 bin 500 yıllık bir yerleşim var.

Korumacılık gündemimize geç giren bir kavram

- Koruma kavramı ne kadar gündemimizde?

- Aslına bakarsanız kentimizin çok korumacı bir kent olduğu söylenemez. Hemen hemen 1990'ların ortalarına gelinene kadar neredeyse, kentimizin koruma gündemi oldukça zayıftı.

- Gelişim sivil toplum örgülerinin baskısıyla mı oluştu? Yerel yönetimler ne zaman sürece katıldı?

- Onlarla da gelişti ama daha çok koruma taraftarlarının sürdürdüğü uzun bir mücadeleyle gelişti. Yaklaşık 19. yüzyıldan itibaren ki, o Batılılaşma dönemidir, "koruma" eylem olarak telafuz edilmeye başladı Osmanlı İmparatorluğu'nda. Müzelerin kurulması, ardından Cumhuriyet Dönemi'nde çeşitli yasaların tesis edilmesi... Bu Osmanlı'da da vardı. Asarı atika nizamnameleri vardı. Bunların tesis edilerek gelişmesiyle belirli bir noktaya gelindi, ama asıl bunun gelişmesi 20. yüzyılın son çeyreğinde, 1975 sonlarında oluştu ülke genelinde. Çünkü o zamandan sonra biz bir takım uluslararası ilişkilerimizi geliştirmeye başladık. Mesela 1975 yılında Avrupa Mimari Miras Yılı oldu Türkiye'de. Bunlar çok küçük yankılar uyandırdı o zaman. Ancak sonra giderek bir takım uluslararası konvansiyonları imzaladık devlet olarak. Mesela Dünya Kültürel ve Doğa Mirası Koruma anlaşması.

Bir yandan yıkıp bir yandan koruma çelişkisi

- Turizmin gelişmesi de tarihi korumaya ilgiyi arttırdı sanıyorum?

- Evet turizmin de katkısı var tabii. Tüm dünyada tarihe ilgi arttı. İnsanların bilinen turistik güzergahları tüketmesi, tarihe biraz tüketimci bir bakış açısının tüm dünyada yaygınlaşmasıyla oldu. Aslında biz biraz bunu tasvip etmiyoruz koruma zemininde. İnsanlar biraz tüketim toplumu haline dönüşünce ellerindeki dekorları tüketir oldular. Yerine yeni dekorlar istediler. Her şey bir araya geldi diyelim. Ama aslında ideal olarak korumanın gerçek anlamını kavrayamadı insanlar. Gerçekten kavramış olsalar şu an şehrimizde hala yıkımlar sürüyor olmaz.

- Yıkımlar sürüyor, bir yandan da Havagazı Fabrikası gibi onarımlar, kazanımlar var. Biraz çelişkili sanki ya da sistemli bir koruma yaklaşımı yok gibi?

- Yurt dışında endüstriyel miras gündemi var. Bu bizde de var. Yani 19. yüzyıldan başlayarak kurulmuş erken fabrikalar kültürel miras haline dönüşüyorlar. Bir taraftan Havagazı Fabrikası restore edilirken, bir taraftan başka binalar yıkılıyor. Mesela Kula Mensucat Fabrikası yıkılıyor şu anda. Mesela o zaman neden Havagazı Fabrikası korunuyor da Kula Mensucat Fabrikası yıkılıyor? Endüstriyel alan bir bütün olarak korunmalı. Eğer gerçekten korumacıysak. Kemeraltı'nı korumakla endüstriyel alanı yıkmamız arasındaki çelişkiyi anlamak zorundayız.

- Siz korumacılığı bir bütün olarak ele alıyorsunuz sanırım?

- Elbette. Koruma bir bütündür. “Koruma nedir?” diye sormuştunuz. Koruma, bir kentin hikayesini korumaktır. Bütün izleri, birikimleriyle, onun yaşanmışlarıyla, gittiğinizde orada ailenize uzak atalarınıza kentin tarihindeki insanlara ilişkin bir takım noktalara dokunabilmenin size nasıl bir hayat zenginliği katacağını düşünün.

Korumayı odak odak yapıyoruz, bütünsellik yok

- İzmir'de yaşamımıza bir zenginlik katacak, dokusuyla korunmuş bir yer söyleyebilir misiniz? Sanki koruma parça parça bu kentte.

- Evet biz odak odak koruyoruz. Mesela Kızlarağası Hanı'nın içinde oturuyoruz şu an. Kızlarağası restore ediliyor, biz sadece bir han görerek mutlu oluyoruz. Ama aslında bu hanların bütünlüğüdür önemli olan. Burası aslında bir han bölgesidir. Bunu fark ettiğimizde neyi fark ederiz biliyor musunuz? Demek ki burası tarihte kervan ticaretinin yoğunlaştığı alandı. İç limanı hatırlayabiliriz, iç limanın yanındaki kaleyi hatırlayabiliriz, buranın sadece han bölgesi olduğunu loncaları hatırlayabiliriz. Kemeraltı'ndaki bu eski mesleki bölünmeleri hatırlayabiliriz. Ama biz ne yapıyoruz. "A, burada han var, eski bir taş yapı, ne güzel" diyor, bir kahve içip gidiyoruz.

- Ben yıllardır buradan gelip geçen bir İzmirli olarak söylediklerinizi hissetmiyorum ne yazık ki. Koruma hareketliliği ne zaman başladı İzmir'de?

- Yerel yönetimlerin bu koruma işine eklemlenmesiyle konu biraz daha hareketlendi. Piriştina döneminden itibaren İzmir'de koruma hareketi desteklendi.

- Tarihi Kentler Birliği oluşumu süreci nasıl etkiledi?

- O da koruma hareketini ivmelendirdi. Çünkü yerel yönetimler birbirini örnek almaya başladılar. Oradan aldıkları ödüller yüzünden, koruma konusuna olan ilgilerini arttırdılar. Bir statü noktası oldu. Bu sistemlerin içinde yer almak istedi yönetimler.

Mavi Körfez yeşil İzmir kimliği ne kadar doğru?

- Koruma deyince tarihi, doğayı, sanatı, mimari dokuyu korumadan söz ediliyor. Bizim kentimizde hangisi öne çıkıyor?

- Kent de bir bütündür koruma da. Bunları kompartımanlara ayıramıyoruz. Bir noktada “ben kentin tarihini, kentsel mimari serüvenini koruyorum, hikayelerini koruyorum, başka noktada korumuyorum” diyemeyiz, böyle bir şey olmaz. Korumayı bir kentin yaşanmışlığını korumak olarak ele alıyorsanız bütün kentte bu duyarlılıklarınız sürer. Buna çevre koruma da dahil. Çünkü mesela İzmir'in kimliğini koruyorsanız bu nedir? "Mavi Körfez yeşil İzmir" ya da "Güzel İzmir" diye bir kavram var değil mi? Her yerde böyle biliniyor bu kent. Ama hiç ortada güzel bir İzmir görebiliyor muyuz, onu bilemiyorum.

- İzmir'in var olduğu söylenen imajı bu gerçekle çok da bağdaşmıyor tabii.

- Bu sloganı ben söylemiyorum. Ülkenin geneline yayılmış böyle bir slogan var. Bir kanaat var. Bir markası var. Ama kente geldiğiniz zaman son derece kötü bir yapılaşma, bitişik nizam yapılaşmalar tartışmalı bir mimari, yok edilmiş bir yeşil, yakın zamana kadar kokan bir Körfez, elimizde bunlar var. İzmir'i korumak demek, bunları da korumak demektir. Bir kenti bütün koruyorsak o kentin 19. yüzyılını da koruyacağız, Cumhuriyet Dönemi'ni de koruyacağız, geleceğini de koruyacağız geçmişini de, doğasını da.

- En iyi korunmuş yer neresi İzmir'de? Böyle bir bölge gösterebilir misiniz?

- İşte böyle tekil bir şey söyleyemem, çünkü bütünsel düşünüyorum. Örneğin Kemeraltı en büyük doku. Ama bir taraftan bakarsanız burada koruma eyleminin bütün görevlerini yaptığını söylemek zor.

İzmirliler'de koruma bilinci için daha çok uğraşmak gerek

- İzmirliler'de böyle bir koruma bilinci var mı?

- Ben şöyle düşünüyorum, korumaya bir ilgi var ama gerçek bir bilincin oluşması için daha çok uğraşmak gerekiyor. Çünkü o ilgilerin bir kısmı moda eğilimli olarak gelişiyor. Tarihle ilgilenmek moda. Onlarla ilgilenenler var. Bir kısmı tüketici bir mantıkla gelişiyor. Çünkü oradan bir gelir edinmek mümkün. Bir kısmı da gerçekten duyarlı kişiler var , ilgisiz ve yıkmak isteyenler var bir de.

- Medya burada nasıl bir konumda?

- Medyanın zaman zaman ikilemlerle hareket ettiğini görüyoruz. Öyle gazeteler oluyor ki, bazen iç sayfasında bir şeyi korumak gerektiğini söylüyor, birinci sayfasında oradaki bir şeyi yıkmak gerektiğini söylüyor.

-Yine bütünsel bakış karşımıza çıkıyor.

- Evet öyle bakılmadığı için. Örneğin benim İzmir'in Oteller Tarihi kitabını hazırlarken uzun süre çalıştığım Basmane bölgesi var. Kitap çıktığından beri ben de çok yazdım çizdim. Yerel yönetimler oralarda uygulamalar yaptılar, sokak sağlıklaştırması yaptılar. Ama gerçekten hiç kimsenin bir planı restore ettiğini görmüyoruz yani arkaları hep çöküntü alanı gibi duruyor. Geçici bir makyaj yapıldı, gerçekten bir koruma bilinci gelişmiş olsa birilerinin orada bir şeyler denemeyi düşünebilmiş olması gerekir.


Kentsel dönüşüm sosyokültürel bir projedir

- Peki dönüşümün yaşandığı Kadifekale ve Agora çevresinde durum nasıl? Yıllardır orada bir hareketlilik var da insanlarda bir korumacı bakış açısı gelişebildi mi sizce? Buraya turist gelecek, koşullarımız iyileşecek diye bir bakış açısı var mı?

- Evet koruma konusunda bir hareket var. Ama aynı zamanda koruma sosyoekonomik bir mesele de. Bir alanı korumaya kalktığınızda orada yarım yüzyıldır yaşayan insanların varlığını da göz önünde bulundurmak zorundasınız. Bence Kadifekale, Basmane Varyant üçgeninde koruma eylemi başlamadan önce bu bir sosyal proje olarak da düşünmeliydi. Sosyokültürel proje olarak ele alınmalıydı, buna oradaki insanların eğitilmesi dahil, oraya gelecek işlevleri entegre edilmesi de dahil. Böyle ele almalıydılar.

- Ama öyle olmadı sanırım. Biz tarihi canlandıralım, ona pararel olarak turizm de canlansın diye bakıldı sanıyorum.

- Daha çok koruma konusuna bir kabuk onarma olarak bakıldı. Projeler yoktu. Yine de oralarda belirli bir sosyal hareketlenme yaratılmaya çalışıldı ama nokta bazında bir şey. Mesela semt evleri açıldı. Oradaki kişileri alıp kenti gezdiriyorlar, oralara açık hava sineması götürüyorlar. Bunlar da değerli katkılar yerel yönetimlerce.

- Kentle çeperleri kaynaştırma çabaları..Ama yetersiz diyorsunuz...

- Yerel yönetimler bunları yapıyorlar. Ama bunlar nokta vuruşları. Bir bölgenin rehabilitasyonunu, bir fiziksel onarım ya da sosyokültürel bir proje olarak ele almak ayrı ve kapsamlı bir çalışma yapmayı gerektirir. Bu çalışmanın başladığı 2000'li yıllardan bu yana on yıl geçti. Yani orada kaç kişi var, kaç kişi okuma yazma bilir, bu insanlar turizm sektöründe istihdam edilecekler mi ya da bu insanlar hangi sektöre gelecek? Birden bire oraya turizm gelir, hayatı yükseltirse, ekonomik olarak hayatın girdileri ne olacak? Yer mi değiştirmeleri gerekecek? Yer değiştirirlerse nereye gidecekler? Kentin başka yerlerine başka sosyal sorunlara mı sebebiyet verecekler. Oraya yeni bir işlev getiriyorsunuz ama oradaki kent halkının sosyoekonomik rehabilitasyonunu düşünmezseniz bir yarılma oluşur. Yarılma her zaman için kent halkı için sorundur. Ama Türkiye'de tüm kentsel dönüşüm projeleri biraz böyle ele alınıyor ve o yüzden sorunlu. Burada da böyle bir proje olamadı. Daha çok noktasal hareketler var. Sivil toplum örgütlerinin yaptığı şeyler var. Ama herkes tekil hareket ediyor. Stratejik plan şart.

Her zaman turist bakışını önemsiyoruz

- Bir de sanıyorum çalışmalar hep bir koşulla gelişiyor. Turist gelecek diye, EXPO yapılacak diye ya da başka bir şart. Kentli adına, kentin geleceği adına, bilinçle birşey yapılmıyor sanki.

- İnsan hayatını daima önemsemeliyiz. Her zaman turist bakışını önemsiyoruz Turistler gelirse ne görecekler? Bundan daha önemli olan bir şey daha var. Kentte yaşayan kentliler, kentin içinde dolaşırken ne görüyor? Esas mesele bu. Eğer siz kentlilerin içinde mutlu oldukları iyi hissettikleri, estetik buldukları bir kent yaratırsanız turistler de onu beğeneceklerdir. Önce kentlileriniz için iyi bir kent yapmalısınız. Kentli gruplar arasındaki yarılmaları çözmelisiniz. Çünkü gelişme bütünseldir.

Kent bir meta değildir, marka olamaz

- Bu kentin mimari ve korumacılık anlamında temel sorunu nedir?

- Ben temelde şunu düşünüyorum. Bir kentte sosyokültürel hayat ve mekan beraber gelişmeli.

- Bunu beceremedik mi peki İzmir'de?

- Bu kentte çok fazla bunu beceremedik bu yüzden dışarıya göç de verebiliyoruz. Kendi potansiyellerimizi keşfedip geliştirmek yerine başka şeylerle uğraşıyoruz. Mesela kentte çok tartışmalı bir marka kavramı dolaşıyor. Bir kent, bir meta değildir. Bir kent bir marka olamaz. Bir kent yaşanan bir mekandır bir kere. Önce bunu anlamalıyız. İlk hedefimiz o kent içinde insanların nitelikli yaşaması.

Bu kentin ve kentlilerin öz eleştiriye ihtiyacı var

- Kentte söz sahibi sivil toplum örgütleri, odalar, yerel yönetimler kent adına ortak hareket edip, öz eleştiri yapabiliyorlar mı?

- Kentin öz eleştiriye ihtiyacı var. İzmir'in adı geçince bazı zamanlar bir kent şovenizmi başlıyor bu kentte. En güzel, en akıllı, en aydın insanların yaşadığı ve en güzel kent olduğu söyleniyor İzmir'in. Böyle “en”lerin yaşadığı bir kentte en aydın insanlar yaşıyorsa hemen şunu sorgulayabiliriz: Niye mesela kentin kıyısı hiç de toplumsal duyarlılığa yakışmayacak şekilde Çin Seddi gibi bir duvarla çevrili? Niye Kordon'da çitler var en aydın kişiler bu kentte yaşıyorsa? Niye Kemeraltı'nın yarısı yıkıldı? Niye 1950'lerde göçle gelen kişileri yarım yüzyıldır kente entegre edemedi en aydın kişilerin yaşadığı kent? Niye onlara eğitim verilmedi yok sayıldı. Niye gecekondu afları çıktı? Niye aydınların yaşadığı bu kentte Kordonyolu'nu yıkmaya kalktık da bir sürü para ödeyerek Kordonu doldurmak zorunda kaldık? Kent kendine soru sormalı kendini eleştirebilmeli.

-Yerel yönetimlerin bugün korumaya ilgisi nasıl?

- İlgisini iyi görüyorum. En azından eski yönetimlere göre belirli bir ilgilenme durumundalar Ancak daha bütünlüklü ve uzun vadeli projeler kurmamız gerekiyor. Belki o proje onların seçim döneminde bitemez. Mesela bir bölgenin korunurken kültürel ve sosyoekonomik rehabilitasyon planını hazırlanması hiçbir yerel yönetim belki sonunu göremeyecek. Ama yerel yönetimin önüne gelmişse bunun sorumluluğu onun üzerindedir. Yoksa kent tarihi günün birinde onu yargılar.

***

Yrd. Doç. Dr. Emel Kayın kimdir?

Emel Kayın, mimar ve restorasyon uzmanı. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini İzmir’de, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yaptı. Yüksek lisans tezini, bir kıyı kasabası olan ve Batı Anadolu-Ege Adaları etkileşiminde bağlantı noktalarından birini oluşturan Çeşme’nin tarihi dokusunun karakteristikleri ve korunma sorunları konusunda gerçekleştirdi. Konaklama yapılarının evrimi konusunu incelediği doktora tezinde ise, modern bir kurum olan otelin 19. yüzyılda Batı’da ortaya çıkışından Osmanlı İmparatorluğu’na gelişine ve bu coğrafyada günümüze kadar uzanan gelişme süreçlerine odaklandı. Günümüzde Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor.

Çok sayıda bilimsel makalesinin yanı sıra, otel kurumunun tarihinde kozmopolit bir liman kenti olan İzmir’deki gelişimini incelediği “İzmir Oteller Tarihi” adlı bir araştırma kitabı var. İzmir Mimarlık Rehberi’nin yedi yazarından biri. Ayrıca öykü, şiir ve belgesel metni yazıyor. Zamanı, kenti, evi, insanı bir mekan olarak ele aldığı ve kısa, deneysel, imgesel bir öykü dilinin olanakları aracılığıyla modern dünyanın açmazlarını sorgulamaya çalıştığı “Mekan Hikayeleri” adlı bir öykü kitabı bulunuyor.

Tarih: 27/9/2009
8207 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri