Yazdır Arkadaşına gönder
İnsan neden var?
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanTanrının yarattıkları arasında kuşkusuz en zavallı olanıdır insan evladı. İnsan, ilk olarak ölümü ne zaman keşfetti bilinmez; ilk zamanlarda, ata dede ve ninelerimiz ölümün acizliği karşısında bizden çok farklı şeyler düşünmüş, farklı tepkiler vermişlerdir sanırım. Ama o zamandan bu zamana müthiş bir yol kat eden insan denilen aciz varlık, günümüzden uzun bir süre önce ölümün ne anlama geldiğini tam olarak anlamış olmalı.

Anlamış olmakla, anlamak ve hazmetmek arasında ise oldukça önemli bir fark olduğunu düşünüyorum. Biz hala yaşam denilen ve neredeyse pek çok inancın bir hediye olduğu konusunda hemfikir olmamıza rağmen son derece şımarık ve edepsiz küçük bir çocuğun doğum günü hediyesine burun kıvırması gibi davranıyoruz bu eşsiz hediyeye; hırpalıyor, yok ediyor, kendi amaçlarımız doğrultusunda sömürüyoruz; üstelik bizi bekleyen mutlak sonu, ölümü bilerek.

Yazının başında insanı, yaratılanların en zavallısı olarak tanımlamakta haksız olduğumu düşünmüyorum. Bizim dışımızda hangi canlı biliyor bir gün ve her an illa ki öleceğini? Yaşamak denilen şeyin otuz saniye sonrası olmadığını, hayatta her an, her şeyin mümkün olduğunu, ancak ölümden asla kaçamayacağımızı?

Peki, bizim zorumuz nedir? Neden insan evladı bu kadar aptal, bu kadar acizdir? Neden dünyanın sonu olmasa da kendisinin bir sonu olduğu bilinci ile hareket etmez? Onlara verilen her türlü güzelliği yok etmekte bu kadar gözü dönmüş bir şekilde gezegenin, ülkelerinin, ailelerinin, tanıdık, tanımadık insanların, doğanın ve hayvanların canına okumak için böylesine bir uğraş halindedir?

İlk zamanlardan bu yana bitmek bilmez savaşlarda, din adına, tanrı adına, bir karış toprak uğruna, kendi ideolojileri, kendi istekleri, hırsları, sonu gelmez egoları uğruna döktükleri kanlara, yıktıkları hayatlara bakınca vahşi doğanın, insan yaşamına göre ne kadar masum olduğunu görmemek için saf olmak gerek.

Birileri çok önceden çıkıp, bizim için neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylemiş, ne yaparsak ne olacağımızı, nasıl davranmamız gerektiğini, nelere inanacağımızı, nelerden vazgeçmemiz gerektiğini... neredeyse insanı kullanma klavuzu haline getirip önümüze sunuvermiş. Bizler de bu rehbere bakıp, bize göre hak ihlali yapanı, inançsız olanı, farklı görüneni, farklı konuşanı yok etmeyi sanki kutsal bir görevmiş gibi yerine getirir olmuşuz. Oysa günümüzde inanılan tüm dinlerin ortak tanrısının en çok buna karşı olduğunu biliriz, “Öldürmeyeceksin” der; “Öldürmeyeceksin”... Bu kadar basit..

Ama zavallıdır dedik ya insan, gözünü bürüyen hırs, bir türlü engel olamadığı aç gözlülüğü, kendisini kaptırdığı mutlak güç sahibi olma isteği ile ortalama yetmiş yıl olan ömrünün uzun bir dilimini hayatı kendisine ve çevresine cehenneme çevirerek yaşamaktan bir türlü kurtulamaz.

Gezegenin diğer canlılarına; hayvanlara ve doğaya karşı takındığı acımasız güç nedeniyle herkesin evi olan dünyayı bir çöplüğe çevirdiğini hepimiz biliyoruz. Artık ormanlar insanların lüksleri için yok edilirken kimsenin canı yanmıyor, hayvanlar insanların isteği ile yok edilirken çok az insanın sesi çıkıyor, masum insanlar savaşa sürülürken kimse otoriteye karşı gelmek istemiyor.

Savaşlar, her ne kadar modernleşmişse hala ilk zamanların vahşeti ile süregeliyor, üstelik artık vatan kurtarmak için işgalcilere karşı yapılmıyor, bu savaşlar daha çok birilerinin canı öyle istediği, birilerinin çıkarları buna uygun olduğu için yok edicilik meşrulaştırılıyor.

Tahammül artık son kullanma tarihi geçmiş bir şekilde raflardan alınıp çöpe atılıyor, vicdan artık hatırlanmıyor. İnsan artık ölmeyi beklemeden mezara giriyor, kendi tercihleri ile kendi isteği ile...

Biz bu dünyaya ait değiliz, en azından ben böyle bir dünyada var oluşumu kutlayacak kadar kaçık değilim. Bunca zalimlik, bunca yok ediş, bunca kanın olduğu, bunca saçma sapan gücün egemen olmak için savaştığı bir dünya benim evim olamaz. Gidecek başka bir yerim yok; olsaydı bir saniye bile düşnmez bir başka gezegene taşınırdım. Ama yok...

Uzun zaman insana rağmen insanı sevmeyi denemedim değil ama biri bana anlatsın Sultan Süleyman’a kalmayan dünya sana mı kalacak? Gidebileceğin tek yer kara topraksa neden bu öfke, bu celal? Neden sadece benim isteğim, benim görüşüm uygulansın bencilliği? Eşitliği sağlamak, her canlıya aynı saygı ve sevgi ile yaklaşabilmek neden bu kadar zor?

Tanrı insanlara bakıp neden onları yarattığını da düşünüyor olabilir? Kan ve gözyaşından başka bir şey vermediğimiz bu dünyanın sonunda umarım bir hesaplaşma günü vardır, o zaman içine ettiğimiz gezegen, yok ettiğiğmiz hayvanlar, katlettiğimiz doğa, haklarını yediğimiz insanlar karşısında vereceğimiz hesapların cezasının kesildiği gün benim en mutlu günüm olacak.

Varedildiği gnden bu yana yoketmekten başka bir işe yaramayan insanın kendi çıkarları dışında ne işe yaradığını bilen var mı?

Dünya, çok az sayıda insanının iyilikleri sayesinde hala yıkılmıyor olabilir, yoksa inanın dünya nüfusunun çok büyük bir bölümü bir ağacın sağladığı faydanın dahi yanına yaklaşamayacak kadar boş yaşıyor, üstelik verdikleri zarar da cabası.

Son olarak; bize lütfedilen insanlık payesini bir Forrest Gump titizliği ile yaşayamadıktan sonra; zeki, güçlü, başarılı veya zengin olun, isterseniz bunların her birini elinizde bulundurun ve hatta tüm bunların “en”leri sizin olsun: İnsan olamadıktan sonra bu dünya için bir ot kadar değeriniz yok.

Tarih: 12/6/2012
10437 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri