16 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
İlk yazda İzmir’de doğmak
Alahattin Gürırmak
Alahattin GürırmakOtuz yıldır tanıdığım bir öğretmen arkadaşımın sosyal paylaşım sitesindeki arkadaş listesine göz atıyordum. Belki uzun zamandır görüşemediğim çocukluk arkadaşımlarımdan birine rast gelirim, haberleşir, yeniden buluşur, görüşürüm diye...

Arkadaş listesinde kiliselerdeki ikonalarda tasvir edilen Meryem Ana'ya benzer, başı örtülü, güzel bir bayanın fotoğrafını gördüm. Kucağında da çekik gözlü bir çocuk vardı. Meraklandım, o bayana arkadaşlık önerdim. Üç beş gün sonra o bayanın arkadaşlık teklifimi kabul ettiğini gördüm.

Sanal ortamda yazıştık. Ailesinin İzmir’de oturduğunu, kendisinin Doğu illerimizden birinde çocuk yuvası eğitmeni sıfatıyla bir 1.5 yıldır memur olduğunu yazdı. Kucağındaki çekik gözlü çocuğu sordum. Çocuğun Kırgız Türkleri'nden olduğunu, çalıştığı yuvada eğitimini üstlendiği kimsesiz çocuklardan birisi olduğunu söyledi.

Duygulandım... İzmirli genç bir bayan Doğu’da ve sınıra bir taş atımlık uzaklıkta ekmek parasını kazanıyor. İzmirli Gülengül Öğretmen işini büyük bir sevgi ve sabırla yaptığını geçen hafta İzmir’e izne gelip görüştüğümüzde anlatınca, yıllar önce Yeni Asır Gazetesi'nde yaptığım bir haberin öyküsüne götürdü beni.

Gazetenin Karşıyaka muhabiriydim. 1996 yılının Nisan ayıydı. Haber merkezindeki masamda sağlık muhabiri Seçil Utma ile ortak kullandığımız iç hat telefonu çaldı. Telefonu Seçil açtı, “Alaattin Abi, bu telefon sana” dedi ve ahizeyi bana uzattı.

Telefonda gizemli ve kısık kısık konuşan genç bir bayan sesi ile çekingen sorularına muhatap kalıyordum. Nikahsız yaşadığı erkek arkadaşından bir çocuk doğurduğunu, güvenli bir aileye evlatlık verebileceğini söylüyordu. Adresini alıp evine yüz yüze görüşmeye gittim.

Bir ana cadde üzerindeki apartmanın ikinci katında oturuyordu. Daire kapısını açtı ve beni misafir odasına aldı. Genç, güzel, alımlı bir bayandı. Bir resmi dairede yönetici yardımcısı olduğunu, hamileliğini sürekli gizlediğini son üç ayında ise izinler alarak çocuğunu dünyaya getirdiğini söyledi.

Sevdiği erkek evliymiş. Epey baskı yapmasına rağmen adam karısından boşanmaya bir türlü yanaşmamış. Çocuk yaparsa sevdiği erkeğin karısından boşanacağını sanmış. O yola da başvurmuş, ama çare olmamış. Karı koca birbirlerine daha sıkı sarılınca babasının kabul etmediği bir kız çocuğuyla ortada kalmış.

Genç bayana Karşıyaka’daki Sosyal Hizmetler Kurumu'nun çocuk kabul etme koşullarını ve evrakların nasıl düzenlenmesi gerektiğini bir bir anlattım. Ama koşullardan biri bayanın işine gelmiyordu, “Kabul edemem” dedi. Başka çareleri deneyeceğini söyledi. Ama aslında çaresizdi. Kendisine kartvizitimi verdim, resmi yollarla çocuk yuvasına başvurmayı kabul ettiğinde aramasını söyleyip yanından ayrıldım.

Ertesi gün genç bayan beni telefonla aradı ve çözüm için başka yöntem bulduğunu, görüşmek istediğini söyledi. Çocuğundan bir süreliğine kurtulmak isteyen bu bayanın evine yalnız gitmedim. Bugünlerde Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaşayan, o günkü stajyer muhabir İsmail Gökmen’i de alıp gittim. İki muhabir misafir olduk.

Genç bayan, bir haftalık kızını devletin çocuk yuvasına vermek istemiyordu. Bunun nedeni kızını 18 yaşına kadar geri alamama koşuluydu. Hem çocuğun babasının soyadının da evraklara kaydedilmesi gerekiyordu. Kendini açmazda hisseden bayan bizden başka bir yöntem uygulamasına yardım etmemizi rica etti.

Aslında, haber yapmamızı istiyordu. Sözde, genç bayan işten geldiğinde evinin kapısı önünde, kundakta, yeni doğmuş bebek bulmuştu tabii üzerinde ona bırakılmış notuyla birlikte. Güya notta, “Arkadaşım, sana güveniyorum, lütfen çocuğuma iyi bak. Onu sonra senden alacağım” diye yazıyordu. “Genç bayan kapısında bulduğu bebeğe bir haftadır evinde bakıyor, çocuksuz bir aileye bir süreliğine evlatlık vermek istiyor” diye haber yazmamızı istiyordu.

Yalvarmaları karşısında düşündük taşındık, fotoğraflı olması koşuluya istediği haberi yapmayı kabul ettik. Genç kadın, adını “İlkyaz” koyduğu bir haftalık kızını alıp bulunduğumuz odaya getirdi. İlkyaz'ı annesinin kucağına verdim, fotoğraflarını çekecektim, bu kez “Fotoğrafta yüzüm görünmesin” diye itiraz etti.

Genç bayanı yazacağımız habere göre yüzünün görünmesinde sakınca olmadığını anlatmaya çalışsak da razı edemedik. Saçları yüzünün bir bölümünü ve gözlerini kapatacak şekilde İlkyaz bebeği annesinin kucağında fotoğrafladım. Genç bayan bu haberi hemen yayınlatmamızı, bir an önce evlatlık verip bu sıkıntıdan kurtulması gerektiğini söyledi. Çalıştığı resmi daireden aldığı iznin bitmesine az kaldığını ayrıca bu az zamanda da Samsun’daki annesi babasını ziyaret etmeye yola çıkacağını belirtti.

Gazeteye döndük... Haberi yazıp üç dört poz fotoğrafını da o zamanlar çiçeği burnunda Haber Müdürümüz Hasan Çömlekçi’ye teslim ettik. Hasan, “Bu özel haber değil mi?” dedi, “Evet” dedim... “O zaman birkaç gün elimde tutayım” dedi ve dolayısıyla “evlatlık çocuk verilecek” haberimiz ertesi gün değil de beş gün sonra yayınlandı.

Haberin yayınlandığı gün çocuğu evlat edinmek isteyenlerden gazeteye telefonlar yağmıştı. Görevden gazeteye döndüğümde 105 isim, telefon numarası ve adresiyle bırakıldığını gördüm Gazetede çalışanlarından birinin yakını, evlatlık edinmek isteyen bir aileyi de bekler buldum. Haberde sahte ad ve soyad yazmıştım. Bilinmeyen numaralardan arayanlar bu ad ve soyadda birini arayıp bulamamışlardı.

Haber müdürümüzün odasına alındım, herkes yüzüme bakıp çocuğun adresini istiyor ve hemen sadece bende olan telefon numarasını aramamı bekliyordu. Dünyaya getirdiği evlilik dışı çocuğunu evlatlık vermek isteyen genç bayanı telefonla aradım, cevap veren yoktu. O gün sürekli aradık, belli ki evde yoktu, cevap veren olmadı.

Sonraki günlerde de aramaya devam ettim, üç gün sonra telefon cevap verdi. Genç bayana çocğunu evlatlık olarak almak isteyenler olduğunu söyledi. İsterse kızı İlkyaz'ı hemen hazırlayıp ve talipler arasında beğendiği aileye verebileceğini söyledim. “Aman dikkat, kızınızı evlatlık alacak ailelerin içinde ona parlak bir gelecek vaat edenler de var. Tercihinizi doğru yapın” diye de ekledim.

Genç bayan bu sözlerime, “Alaattin Bey, yardımlarınız için teşekkür ederim. Ben kızımı Çorum’da bir köylü aileye evlatlık verip memleketim Samsun’da annemi babamı ziyaret ettim. Ve iznimde bugün dolduğu için işyerimde mesaime başladım” karşılığını verdi. “Kızım İlkyaz İzmir’de doğdu, ama Çorum’un bir dağ köyünde büyüyecek. Kararımı çoktan verdim, değiştiremem” diye ekledi. Haber geç yayınlandığı için eleştirdi, sitem etti.

Evet dünyaya gözlerini İzmir’de açan İlkyaz bebek şimdilerde 14 yaşında Çorum’un kırlarında mıdır, yoksa annesinin memleketi Samsun’da okula mı gidiyordur, bilemiyorum. İlkyaz'ın gizem dolu annesini bir daha hiç görmedim. Belki de o da şehirlerin tadı iyice kaçtı diye Çorum dağlarında bir köye gitmiştir... Neden olmasın?..

Tarih: 22/7/2010
5950 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri