Yazdır Arkadaşına gönder
İki misafir...
Tufan Atakişi
Tufan AtakişiOrgan Bağışı üzerine yaşanmış bir öykü...

Oliver, İngiliz vatandaşı bir genç.
17 yaşında. Zıpkın gibi. Taşı sıksa suyunu çıkaracak türden. Adı bizim Ahmet, Mehmet gibi revaçta değil ülkesinde.
Ailesiyle beraber 2006 yılı yaz tatilini, uçakla git-gel türünden değerlendirmek istememişler.
"Eğer tatil yapacaksak, hem gezelim, hem öğrenelim" demişler.
Araçlarıyla yola çıkmışlar: Anne, baba ve oğul.
Avrupa'yı biraz hızlı geçip Türkiye'ye Edirne'den girmişler.
İstanbul'a gitmek yerine, Çanakkale'ye yönelmişler. Atalarının mezarlarını görmek, oraları tanımak uğruna.
Aslında belki de "Geçilmez'i geçmek uğruna"...
Seneler sonra araçlarını ve kendilerini geçirmişler bir başka kıtaya.
Feribot ile; kansız ve kayıpsız.
"Dur yolcu" yazısını okuyup, dört mermer sütun üzerine kurulu, koca kaideye biraz da korkuyla bakarak.
Belki de dedelerinin gereksiz yere dökülen kanlarını, kırılan yaşamlarını hatırlayarak.
Bodrum'a ulaştıklarında, yol boyu soludukları Akdeniz havası onları geçmişten uzaklaştırıp günümüz Türkiye'sinin sıcaklığıyla, misafirperverliğ iyle tanıştırmış.
Ve böylece kum, güneş ve deniz tatili başlamış, Oliver ve ailesi için.

***
Tayfun, 18 yaşında yağız bir Türk genci. Güçlü, kuvvetli.
Karşıyaka'da doğmuş, büyümüş. Denizle haşır neşir, hepsini biliyor. İmbatı, poyrazı ve lodosu. Karaya da, denize de yatkın ve dirençli.
Ailesi, yaz tatilini Çandarlı'daki yazlıklarında geçirmek istiyor.
Deniz kenarında. Türk usulü. Hani bizimkilerin dediği gibi kum, deniz ve mangal türünden
Okul bitip de tatil yeni başladığında göğsünde bir takım garip ağrılar başlıyor. Zaman zaman nefes almakta zorlanıp, bitkin düşüyor.
Çevresindeki büyüklerin; "Yine cereyanda durdun. Bak gördün mü?" türünden.
"Yut şu aspirini, bir şeyin kalmaz! Bizim yazın hasta olmak neyimize."

***
Oliver ve ailesi memleketlerinde çok zor gördükleri güneşin tadını çıkartmakla meşgul. Kum ve deniz de cabası. Pür neşe.
Güneş'te yanan kendini denize atıyor.
"Yaz tatili dediğin böyle bir şey olmalı" diye sayıklıyor Oliver.
Ancak, başı ve boynu inceden inceye ağrıyor, kimseye hissettirmese de.

***
İki sahil kasabası.
Ağrılar içinde kıvranan, iki genç.
Üstelik derdini anlatmak, büyükleriyle paylaşmak istemeyen iki genç...

***

Tayfun, Karşıyaka Gazi Lisesi son sınıfına geçmiş. Aklı fikri üniversite sınavlarında.
Malum, bizim memlekette üniversiteye girmek büyük dert. Sıkıntı ve stresler çok önceleri başlıyor. Öğrencilerin göğsüne ve kalbine kadar vuruyor.
Çevreden; "Kendini bu kadar sıkma, dert etme üniversiteyi! " söylemleri onun ağrılarına derman olmuyor. Gittikçe nedeni bilinmeyen birtakım güçler,
kaburgalarını geçip bastırıyor da bastırıyor yüreğine doğru.

***
Oliver, Akdeniz Güneşi'nin yaktığı bronzlaşmış vücuduyla, ılık sularda kulaç atarken, birdenbire başına giren büyük bir ağrıyla kendini kumlara atıyor. Uzunca bir süre hareketsiz kaldıktan sonra hastanede kendine geldiğinde, derdini anne ve babasına anlatamıyor veya anlatmak istemiyor...

***
Oliver ve Tayfun'un ağrıları giderek sıklaşmaya, her ikisi de birbirinden habersiz, hastanelerde dolaşmaya başlıyor.
Önceleri poliklinik, giderek yoğun bakım ünitelerinde, yüzlerce kilometre uzakta başlayan macera, sanki bilinmezcesine birbirine yaklaşıyor.
Doktorlar; Tayfun'un anne ve babasına çocuklarının, bu kalple artık yaşama şansının kalmadığını söylediklerinde, varın ötesini siz düşünün.
Oliver'in ağrıları giderek, onu komaya sokuyor ve yoğun bakımda, yaşam makinesine bağlandığında doktorlar neyi, nasıl anlatacakları nı ve ne söyleyeceklerini bilemiyorlar bu beyin ölümünde.
Sonrasında buzlar içinde bir koşuşturmaca başlıyor birinden diğerine.
Akdeniz'in ılık sularını, bazı organlarından yoksun Oliver'in cansız bedeni Türkiye'yi uçakla terk ederken, geçilemeyen Çanakkale Boğazı'nı da havadan görmüş oluyor belki...

***
Geçenlerde oğlum Tunca'nın yakın arkadaşı Tayfun bizi aradı:
"Tufan amca. Bu gece sizde kalabilir miyim?"
Anne ve babasından gerekli izni alarak, ailece onu misafir ettik.
Ama bütün gece eşim ve ben, hiç uyuyamadık.
Yatılı misafirimiz; Tayfun mu, yoksa Oliver miydi?

Tarih: 27/2/2007
1289 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri