16 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
Gün 9 Eylül... Sabah saat 08.00...
Alahattin Gürırmak
Alahattin GürırmakKurtuluş Savaşımızda iki 9 Eylül vardır. Biri 9 Eylül 1921, ikincisi 9 Eylül 1922... Birincisi Sakarya Meydan Savaşı'nda Yunan ordusunun yenilip geri çekilme sürecine girdiği gündür. İkincisi düşmanın Anadolu topraklarında binbir cinayet, zulüm, yangın ve sefalet bırakarak perişan bir şekilde ters yüzü geriye döndüğü gündür.

Düşman’ın 26 Ağustos’tan beri bir çok yenilgiye uğrayarak 30 Ağustos’ta hepten yok olma savaşı, Dumlupınar’da sarılıp yok edildiği andan İzmir’de denize döküldüğü 9 Eylül tarihine kadar 14 gün içinde Türk Ordusu'nun kazandığı eşsiz zafer, tarihimizin en son ve en büyük kahramanlık destanının yazılışı olmuştur.

9 Eylül 1922 / Saat: 05.00

Sabuncubeli yönünden İzmir’e doğru yol almakta olan 1. Süvari Tümeni’nin 20. Alay 4. Bölük Keşif Kolu Komutanı Teğmen Enver, düşmanın buralardan kaçtığını saptayarak ileri tepelere çıkmış ve harikulade bir görüntü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu görünümü Fahrettin Paşa şöyle anlatıyor:

“Sabah güneşinin tatlı ışıkları altında bir tablo gibi beliren güzel İzmir ve onun önündeki mavi sularıyla Akdeniz ve bunları çevreleyen güzel yeşilliklerle yüksek dağlardan meydana gelen bu doğal tabloda görünen kara noktalar, Körfez'deki yabancı savaş gemileriydi...”

Sabuncubeli’nden İzmir’ doğru yürüyen iki süvari tümeninden 2. Süvari Tümeni Bornova-Mersinli yoluyla Alsancak yönüne doğru şehre yaklaşırken 4. Süvari Tümeni de Kadifekale’ye yöneliyor. Kurtuluş gününde 16 yaşın verdiği heyecan ve duygularla İzmirli öğretmen Naci Gündem, “Günler boyunca hatırlar” kitabında bakın nasıl anlatıyor:

“Gün 9 Eylül: Sabah saat 08.00...
Sinirler adamakıllı gergin, sanki evlerimiz birer kafes ve biz de onların içinde çırpınan kuşlar gibiyiz. Bekliyoruz, hep bekliyoruz. Bu kadar senedir bekleyen, bir iki gün veya birkaç saat daha bekleyemez mi? Zaman biraz daha ilerlemişti. Bir şeyler görmek ve haber almak endişesiyle İkiçeşmelik yolundaki Mumcu Kahve yanı sokağımızdaki evimizin penceresinden, Kadifekalesi'ne doğru göz gezdiriyorum. Tam İnkılap Okulu'nun hizasında küçük yangın kulesine baktığım zaman, hasreti bütün bir milleti yakan ve sonsuzluğa kadar bir daha göremeyeceğimizi söyledikleri ay-yıldızlı bayrağımızı ilk olarak çekilmiş görüyorum... Bu inanılmayacak olay karşısında birden bire bilincimi kaybetmiş gibiydim. O anda neyi ifade etini anlatamayacağım bir takım garip sesler ve çığlıklar çıkarıyorum. Yalnız ben mi?.. Gördüğüm herkes...

Saat 10.00
Ay-yıldızlı kalpaklarıyla öncüler, tozu dumana katarak Halkapınar’ı geçtiler. Tam Melez Köprüsü'nü geçtikleri sırada, az ilerisindeki fabrikadan bombalarla 11 yiğit, şehit (çoğu kaynaklarda dört şehit)... Ta Afyon’dan beri İzmir’e kavuşmanın hırs ve heyecanıyla uçarak gelen bu erler, ne yazık ki şehrin dış kapılarında canlarını verdiler. Fakat vatan bağımsızlık uğruna yol düşenleri kim yıldırabilir ki?..”
Süvari Kolordusu kKmutanı General Fahrettin (Altay) da bu evreyi gazeteci-yazar Aslan Tufan Yazman’a şöyle anlatmıştır:

“Öncü Alayı İzmir rıhtımından (Birinci Kordon) geçerken parke taşlarının çıkardığı nal sesleri Akdeniz’in bu taşlara çarparak çıkardığı hafif dalga seslerine karışıyor, bir zafer marşı gibi nağmeleniyor... Bazı pencerelerden atılan çiçeklerde süvarilerimizin başlarına konuyor ve onlara bir zafer tacı oluyordu. Süvariler, bir oluktan akan su gibi Hükümet Konağı'na doğru akmaya başlıyor. Pasaport İskelesi yanından geçerken bir manga kadar İngiliz deniz askeri tarafından selamlanan öncü birlikleri az ileride sivil bir kişinin attığı el bombasıyla, Yüzbaşı Şeref ve birkaç er hafifçe yaralanıyorlar, fakat aldırış etmeyerek soluğu Hükümet Konağı'nda alıyorlar. Yunanlılar Konağı kapamış ve kaçmışlar; bir odacı kadın kapıları açıyor. Şeref birkaç erle hemen balkona çıkıyor, şanlı bayrağımızı öperek direğe çekiyor ve selamlıyor. Sancak yükselirken ay-yıldızının bir kısmına yüzündeki yaranın kanının bulaştığını görüyor ve bu mutluluğa ermekten taşan heyecanını gözyaşı şeklinde boşalıyor. Ve biraz sonra yanındakilere, 'Arkadaşlar görevimiz bitmemiştir, millet bizden daha çok şeyler bekliyor' diyerek aşağı iniyorlar.”

Atatürk İzmir’de

10 Eylül 1922

Nif (Kemalpaşa) üzerinde Belkahve’ye gelince Gazi Mustafa Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşalar hepsi otomobillerinden heyecanla indiler. İşte masmavi Akdeniz ve güzel İzmir karşılarında bulunuyordu. Körfez yabancı savaş gemileriyle doluydu. Gazi, manzarayı uzun- uzun seyretti ve dudaklarından tek bir cümle döküldü:

- Bu şehre bir şey olsaydı üzülürdüm..

Kadifekalesi’ nde dalgalanan Türk Bayrağı'nı gördüler. Herkes dürbünle İzmir’i seyrediyordu. Gazi o geceyi Nif’te geçirmeyi tercih etti. Sonra karargahıyla Bornova’ya gelip yerleşti. Bornova Hükümet Konağı önünde İzmirliler çılgınca gösterilerde bulunuyordu. Halk büyük kurtarıcısını görmek istiyordu. Gazi daha sonra Göztepe’deki Uşakizade Latife Hanım'ın köşkünde artık İzmir’in konuğudur. Karşıyakalılar da onu kendi aralarında görmek ister ve bir otomobil hediye ederler. Gazi, Karşıyaka halkını da kırmaz. Misafir edileceği köşk girişinde önüne Yunan bayrağı serilir. Fakat Büyük Atatürk, “Bayrak bir milletin şerefidir. Ne olursa olsun çiğnenmez; kaldırınız!..” der. Yunan Bayrağı yerden kaldırılır. Olay hemen dünyada yankılar uyandırır. Bütün insanlığın sevip saydığı Atatürk, işte budur...

Güzel İzmir’imizin 87. kurtuluş yıldönümü kutlu olsun.

Kaynakça:
- Günler boyunca hatıralar, Naci Gündem-İzmir-1955,
- Dumlupınar’dan İzmir’e esen Kasırga, Aslan Tufan Yazman-İstanbul-1971

Tarih: 7/9/2009
5831 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri