Yazdır Arkadaşına gönder
Gevrek, üstelik Reşadiye Fırını'ndan
Tufan Atakişi
Tufan Atakişi"İzmir'de gevrek ile özdeşleşmiş bir markadır Reşadiye Fırını"

Pekmezin yapıldığı,
üzümün yetiştiği yer gibi.
Ezilen üzümlerin kaynatıldığı,
pekmez kazanı gibi.
Kazanın, teni bakır gibi.
Bakırı ısıtan ateş gibi.
Ateşin kaynağı odun gibi.
Odunun kesildiği ağaç gibi.
Ağacın yetiştiği yer gibi.
Sındırgı'nın yüksek yaylaları gibi.

İşte bu yüzden,
Gevrekte, pekmez, kazan ve odun çok önemlidir.

Bir öykümde "...İlk nefesimde oksijenin yanı sıra Reşadiye Fırını'nın pekmez ve susam kokulu dumanını da solumuşum ciğerlerime" diye yazmıştım, hatırlamasam da o günleri. Aradan yarım asıra yakın bir zaman geçti...
O ilk nefeste, kendimi bildiğimde, ilk gençliğimde de ciğerlerimi doldurmuştu. Üstelik ciğer temasıyla kalmamış, diğer organlarımla, hatta tenimle de sarmaş dolaş olmuştu. Dilimde ve midemdeki lezzet, giderek beynimde yarattığı haz ile yaşantımdaki vazgeçilmez yerini almıştı.

Tevfik Ağabey, mahalledeki bütün çocukların en çok sevdiği kişilerden biriydi. O'na olan sevgimiz, akşamüstü saatlerinde daha da artarak, saygıya dönüşürdü. Özellikle o midemizin kazındığı kuşluk vakti...
Balıkçı peşinde dolaşan kediler gibi, mahallenin bütün çocukları kendimizi, aynı yerde bulurduk. İç güdüsel, acıkma dürtüsüyle : Reşadiye Gevrek Fırını'nın önü. Bilirdik ki, fırıncı ustalarının zamana karşı, hızla yaptığı gevrekler arasında görsel (!) yapısı bozuk, Tevfik Ağabey'in kalite kontrolunu geçememiş 15- 20 tane gevrek mutlaka olacakdı. Yan gözle fırının önünde biriken çocuklara bakar, sayısına göre kontrol zayıflar, gerektiğinde ise artardı.
Onlar da mahalle çocuklarının hakkıydı. Daha sonra bütün çocuklar elinde bir gevrekle fırının önünden ayrılırdı.
Reşadiye Gevrek Fırını, şimdilerde kara dedikleri türden bir fırındı. Gerçi o zamanlar bütün fırınlar karaydı. Ama o fırının kendine özgü tanınmışlığı vardı. İzmirliler bile bilirdi tadını ve adını.
Bu özelliğini korumak için, çıkan ilk çıtır gevrekler, kara sac tavalarla, vapur saatinden on dakika önce, kapıda bekleyen şevrole taksiye yüklenilerek gönderilirdi.
Amaç, Konak iskelesinde Karşıyaka gitmek için vapura binenlere gevrek yetiştirmekti. Bergama vapurunun ocakçısı, Hayri'nin demlediği tavşan kanı, keyif çayının yanına.
İzmir'in değişik semtlerinden iskeleye, özellikle Reşadiye gevreği almaya gelenler de olduğu söylenir. Hatta tek biletle, Konak'tan vapura binip hiç inmeden geriye dönenler, gevrek- çay keyfi yapanlar da varmış.
Daha sonra da Karşıyaka'ya dağıtılırdı, avaz avaz: "Reşadiye Fırını'nın, akşam gevreği çıktıııı..."

Aradan çok yıllar geçti. Reşadiye Fırını yıkıldı. Yerine beş katlı bir apartman yapıldı. Tevfik Ağabey, Aksoy'da kiraladığı bir fırında Reşadiye gevreği pişirip satmaya devam etti. Daha sonra da yaşlandı, işi bırakıp kendini emekli etti.

Bir ara karşılaştık. Eline sarılıp öpmek istedim. Öptürmedi.
İlk sorusu ise:
- Sen kimin oğlusun?" oldu. Kendimi tanıttığım da beni hatırladı ve daha da geçmişe, o günlere gittik.
- Tevfik Ağabey, senin gevreğin İzmir'de de çok ünlüydü. Bunun mutlaka bir püf noktası vardı. Neydi o. Anlatır mısın?:
- Harp yılları ki sen o zamanları hatırlamazsınşeker yerine pekmez kullanıldığı dönemlerde başlamış işe. Fırına giren unlu mamullerin üstünü kızartmak için şekerli su kullanılırmış. Şeker karneye bağlanınca, yerini pekmez almış.

Tevfik Ağabey'in mesleği fırıncılık. Kendini farklı kılmalı ki, gevreğini satabilsin Karşıyaka'da. Birkaç pekmez denemiş, Hiç biri tutmamış. Ta ki Alaşehir'in bir köyünden getirilen pekmeze kadar. Dinlenmiş gevrek hamurunu, pekmezli suda kaynattıktan sonra yatırmış susama. Daha sonra sürmüş fırına.
Sındırgı odununun alevi kara tavaları yalayıp, güzel ve farklı bir lezzet, bir aroma katmış gevreklere.
Devam ederek:
- Fırın deyip geçmemeli. Ateş tuğlasının sıvası bile önemlidir bu işte. Sındırgı'nın yüksek yaylalarıdan kesilen, zeytin ağacı odununun boca edildiği külhanı da unutmamak lazım. Odunun ateşi uzun olmalı.

Gevreğinin namı, Reşadiye Fırını olarak adeta tescillenmişti İzmir'de.
- Ben, bu güne kadar, ne Alaşehir'in pekmezinden, ne de Sındırgı'nın zeytin odunundan vazgeçemedim. Bu işi yaptığım sürece.

Sonraları, Reşadiye Gevreği'ni taklit etmeye calışan çok kişiler çıktı.

Ya pekmezi, ya da zeytin odununu tutturamadılar.

Gevreği Reşadiye gevreği yapan ustanın, pekmezin ve odunun kısaca öyküsü bu...

Tarih: 17/5/2007
3065 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri