Yazdır Arkadaşına gönder
Duygusal mısınız, mantıklı mı?
Konuk Yazar
Konuk YazarErkan Yardımcı
Marka ve iletişim danışmanı


Kararlarınızı alırken mantıklı mı davranıyorsunuz, duygusal mı? Çoğumuz kararlarımızı mantıklı ve duygusal olarak ayırırız. Etrafımızda "mantıklı kararlar" aldığını söyleyen kişinin, bu durum nedeniyle gururlandığını hissederiz. Bu özelliğinin onu; "iyi, başarılı, doğru bir iş yapan" biri haline getirdiğini düşündüğünü, hemen anlarız. "Duygusal kararlar" aldığını söyleyen kişinin ise, aksine bu durumdan pek de hoşnut olmadığını anlarız. Bu özelliğinin onu; "zaaflı, eksik, başarısız, yapılmaması gereken bir iş yapan" biri haline getirdiğini düşündüğünü, hissederiz. Birçok durumda da açıklaması güç, kırıcı ya da çoğunluk tarafından eleştirilebilecek olan kararlara savunu olarak "mantıklı karar almak zorundaydım" ifadesini duyarız.

Pek çok insan mantıklı kararlar almak için çaba harcar. Bu "modern insanın" temel paradigmasıdır. Yüzyıllar boyu yüceltilen bir tür "akıl" ve "mantık" kullanma şeklinin bir göstergesidir. Bununla, bilişsel zihnimizi tüm dışsal etkilerden arındırılarak, doğru saydığımız bir metodoji ile (ki bu mantık denilen şeydir) elimizde var olan bilgileri değerlendirip (bu değerlendirme geçmiş, şimdi ve gelecek projeksiyonlarını kapsayabilir.) sonuca ulaşmayı kastederiz. Burada bizim için (konumuz gereği) önemli olan kısım "dışsal etkenlerden arındırma" meselesidir. Zira "mantıklı kararlar" ile "duygusal kararlar" ayrımı tam da burada kök salar. Bu mesele çok geniş tartışmalara konu olmuştur. Ben burada bunlara değinmeyeceğim. Sadece şunu söylemek yerinde olur; meselenin kaynağı modern düşüncenin başlangıcı kabul edilen Descartes'ın ünlü sözü "Düşünüyorum o halde varım" ile başlar ve burada tam da "düşünen tözle duygulanan şeyin birbirinden farklılığı" ifade edilir. Böylece aklın (ruh) üstün, bedenin (doğa) düşkün hale gelişinin yolu açılmış olur.

Elbette Descartes'tan bu yana çok şey değişti ve artık insan hakkında, doğa hakkında daha çok şey biliyoruz. Salt "mantıksal" kararlar alamadığımız, yani zihinsel etkinliğimizi (düşünüşümüzü) çeşitli etkenlerden arındıramadığımız, çeşitli bilgi ve bilim disiplinlerinin çalışmaları sonucunda anlaşıldı. Yani biz mantıksal karar aldığımızı sandığımız zamanlar dahi devreye başta duygularımız olmak üzere birçok "mantık dışı" etken giriyor. Kararlarımızı alırken devreye giren başlıca faktörler başka bir yazı konusu, ben burada özellikle "düşkün" hale getirilen, ancak ondan arındırılmış hiçbir karar alınamayan "duygu" olgusu üzerine duracağım.

Duygu, zihnimizin herhangi bir faaliyetinin yine zihnimiz tarafından "anlamlandırılması" sonucu ortaya çıkan reaksiyonlardır. Bu reaksiyonlar iki temelde var olur: Anlamlandırma sonrası zihnimizin çalışma biçimini bu anlamlandırmaya göre bükmesi (şekillendirmesi) ve biyolojik / kimyasal faaliyetler. Bu reaksiyonlar, anlamlandırma sonrası hızla, eşzamanlı ve karmaşık bir dizge halinde zincirleme reaksiyonlar olarak gelişir. Yani kesin ve net bir neden sonuç ilişkisi kuramadığımız birbirini etkilemeler ve hatta birbiri ile zıt etkenlerin bir aradalığı söz konusu olabilir. Örneğin yangın ya da deprem nedeniyle panik halindeki birinin canını kurtarmak için apartmanın üst katından aşağıya atlaması, yani yaşamak için kendisini daha büyük bir riske atması gibi... Bizi bu davranışa iten duygu "korku"dur. Ölüm korkusu. Benzer davranışları yine baskın duygu durumları olan mutluluk, sevgi, sevinç, kızgınlık, nefret gibi duygularla da yaparız.

Bu tür baskın duygu durumlarında mantığımızı devre dışı bıraktığımızı düşünüyorduk ve aslında "duygusal olmak" ve "duygusal kararlar" almaktan kastımız çoğunlukla bunun içindi. Temel yanılsamamız ise bunun baskın/şiddetli duygular sonucunda yaşanan bir durum olduğu, kontrollü zamanlarımızda aklımızı duygularımız ve diğer dış etkenlerden arındırabileceğimiz kabulü idi. Temel yanılsamamız diyorum çünkü son araşatırmalar bize gösterdi ki; beynimizin OFC (Orbitofrontal Korteks) adı ile alınan bölümü devrede olmadan en küçük bir kararı dahi veremiyoruz ve bu bölümün temel işlevi duygularımızı yönetmek. Denklem gayet net bir şekilde şöyle; "duygusuz insan = kararsız insan".

Yıllardır bazı kritik mesleklerde duygu durumları önemseniyor. Hem mesleki yeterlilik kriterleri içerisinde yer alıyor hem de mesleki eğitimin bir parçası haline getiriliyor. Bu son bulgularla "duygusal durum" olgusu ile daha yaygın bir şekilde ilgilenmemiz gerektiği açığa çıkıyor. En küçük kararlarımız dahi duygusal durumumuzun etkisi altında alıyor olmamız gündelik hayatımızdan tutun iş hayatımıza kadar birçok şeyi yeniden düşünmemiz gerekliliğini ortaya çıkarıyor.

Bu nedenle önümüzdeki birkaç yazımda "duygusal gelişim", "duygusal deneyim" gibi kavramlar üzerinde duracağım.

Tarih: 6/6/2016
7056 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri