Yazdır Arkadaşına gönder
Düşünce yapısı - 22
Oğuz Adanır
Oğuz Adanırİlkel ya da geleneksel topluluklar binlerce yıl boyunca şefler, reisler, beyler, vs tarafından yönetilirlerdi. Bu aşiret, kabile ya da boylar kandaşları olan yöneticiden memnun kalmazlarsa genellikle onu öldürüp yerine bir başkasını seçerlerdi. Kutadgu Bilig iyi bir Han olarak anılmak elindeki avucundakini kandaşlarına, soydaşlarına dağıtmak onlara en iyi şekilde bakıp, sahip çıkmakla mümkündür der.

Daha sonra ortaya imparatorlar, racalar, prensler, krallar, şahlar, sultanlar, padişahlar, çarlar ve diğerlerinden oluşan hanedanlıklar çıkar ve toplumlar bunlara boyun eğer. 16. Yüzyıl'da her ne kadar La Boétie milyonlarca insan baldırı çıplak bir adama neden boyun eğer sorusunu sorsa da 20. Yüzyıl'a kadar bütün bu erk sahipleri varlıklarını sürdürür. Günümüzde eski anlamlarına sahip olmasalar da prensler, krallar, sultanlar, racalar, vs hala dünyadaki bazı toplulukları yönetiyor ya da az çok yönlendiriyor.

Modern temsili demokrasiler daha ilk ortaya çıktıkları tarihlerde dejenere edilerek diktatörlüklerin oluşmasına yol açtıklarından gelecekte büyük bir olasılıkla dijital teknolojiden yararlanılarak oluşturulacak katılımcı gerçek demokrasilerde başkanlık, cumhurbaşkanlığı gibi makamlar tasfiye edilecek ve erkin bir kişi ya da birkaç kişilik oluşumlara bırakılma uygulamasına bir son verilecektir. Böyle bir laboratuvar çalışmasıyla bilindiği kadarıyla ilk kez Estonya'da karşılaşılmıştır.

Konumuza dönecek olursak Modern dünyayla birlikte bu erk sahiplerinden bazıları biçimsel dönüşüme uğrayarak diktatör olarak anılır. 20. ve 21. yüzyıllarda toplam yüz elli dolayında diktatörün iktidarı ele geçirdiği söylenir. 2000'li yıllara ait dünya haritasında Avrupa, Amerika ve Avustralya'da çağdaş demokrasi kavramına az çok uyan yönetimler varken Afrika ve Asya toplumlarının çoğunlukla bu çağdaş demokrasi kavramı dışında kalan yönetim biçimlerine sahip oldukları görülüyor. Şu yaşlı dünyamızda resmen 30 dolayında diktatör hala yönetimi elinde bulunduruyor.

Her ne kadar diktatörlük sözcüğünün nesnel bir açıklaması olmadığı söylense de kimi araştırmacılar diktatörlerin sahip oldukları bazı özellikleri şöyle sıralıyor:

Narsisik karakterli, kişilik kültünü önemseyen insanlardır; her türlü muhalefeti baskı altına alırlar ve bireysel insan haklarına saygı duymazlar; seçimleri ya yapmazlar ya da işe sahtekarlık bulaştırırlar; onların ülkelerinde kişisel ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplanma ve inanç özgürlüğü yoktur; halkı eğitimden uzaklaştırmanın yollarını arar, gerekirse tarih kitaplarında değişiklik yaparlar çünkü eğitilmiş insanları güdümlemenin zor olduğunu düşünürler; ordu ve polise mutlak bir şekilde hakim olmak isterler; ülkeyi insanları bölerek yönetmeye çalışırlar; yozlaşmaya izin verip kişisel servetlerini artırırlar; sansür ve propagandaya başvururlar, vs...

Buraya kadar yapılan açıklamalar gayet mantıklı görünmekle birlikte bu diktatörlerin ortaya çıkarak kendilerini yönetmesine ses çıkartmayan hatta kimi ülkelerde onları kırk yıl boyunca tekrar tekrar seçerek başa getiren halklar konusunda pek fazla yazılıp çizilmemesini anlamak güç. Bir kez diktatörleri seçen bütün halklar kör cahil değil. 20. Yüzyıl'da Kuzey, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin bir kısmında gözü dönmüş diktatörler demokratik yöntemlerle seçilerek başa getirilmiş ancak bunlardan seçimle değil şiddete başvurarak kurtulabilmişler. Günümüz Avrupa'sında örneğin, küçük bir ülke sayılabilecek Beyaz Rusya halkı hala bu yönetim biçimini benimsemeyi sürdürüyor.

Gerçeği söylemek gerekirse asıl sorunun diktatörlerden çok bu diktatörleri seçen halklar olduğu söylenebilir. Yasalar izin verdiği ve halklar seçtiği sürece diktatörler de yönetime talip olmayı sürdüreceklerdir. Demokratik nitelikte yasalar aracılığıyla seçmenler seçtikleri parti ya da kişilerin ülkeyi demokrasi kurallarına uygun bir şekilde yönetmeyeceklerini bildikleri halde neden seçerler? Bu insanların gerçekten bir demokrasi kültürüne, demokratik bir kafa yapısına sahip oldukları söylenebilir mi? Peki dünyadaki kaç ülkede bunlara muhalif olan parti ya da kişiler sözcüğün gerçek anlamında demokrattır? Demokrasi ilkelerini hangi ölçüde içselleştirebilmişlerdir? Küresel ideolojilerin çökmesiyle birlikte yalnızca ekonomi ya da hayatta kalmanın ön plana çıkıp tüm diğer insani değerlerin duruma göre göz ardı edilebildiği ya da tamamen unutulabildiği bir dünyada toplumların sandık başına gidip oy atmaları artık demokratik bir davranıştan çok geleneksel bir davranış haline gelmiştir. Sandık başına gidip oy atmakla demokratik bir rejim arasındaki ilişki giderek kopmaktadır, hatta birçok ülkede kopmuştur.

Dolayısıyla dünyada bir kez daha diktatörlük ya da diktatörlere uygun bir atmosfer oluşmuştur. Öyleyse demokrasinin bir kereliğine tanımlanmış bir düzen olduğunu düşünmek yapılabilecek yanlışların en büyüğüdür. Demokratik düzen kavramı, gerçekten insanca ve özgürce yaşamak isteyen, insani değerleri önemseyen, görece de olsa bir eşitliğin varlığına inanan tüm toplumların gündeminden hiç düşmemesi ve her geçen gün daha da geliştirilmesi gereken bir kavramdır. Demokratik ülkelerin temel direklerinden biri sahip oldukları nitelikli eğitim ve öğretim sistemidir. Bunu fark edemeyen toplumların işi zaman geçtikçe herhalde daha da zorlaşacaktır.

Bu arada kimi ülkelerde diktatörler sahte bir muhalefet oluşturarak kendilerine oyalanacak iş çıkartır! Bu ülkelerdeki alternatif üretmekten yoksun, nitelikleri tartışmalı politikacıların şu ya da bu yöntemle ele geçirdikleri mevcut ana muhalefet partisinin değerli katkılarıyla ülkeyi yönetmeyi sürdürürler! Zira bu nitelikleri tartışmalı parti başkanları ve yöneticileri sayesinde başka bir alternatiften yoksun kalan halkın kendisini seçeceğini anlayan ya da gören bir yönetim arayıp da bulamayacağı böyle sözde bir ana muhalefet partisinin yok olmasına izin vermek bir yana onu dolaylı yöntemlerle destekler.

Öyleyse ister diktatörlük isterse başka bir şekilde yönetilsin en önemli sorun dünyanın değişip dönüştüğünü fark etmeyen ya da fark etse de pek önemsemeden geçmişten gelen ya da kalan değerlerle özdeşleştirdiği ana muhalefet partisini tüm gücüyle destekleyen seçmenler ya da halktır. Kimi ülkelerde ciddi bir potansiyel politik güç oluşturan bu kitlelerin duygusal davranarak bile bile kaybedecek ata oynamaları yalnızca ve yalnızca baştaki o çok şikâyet ettikleri yönetimin işine yaramaktadır. Başka bir deyişle bu insanlar ana muhalefete oy verdiklerinde bir bakıma ülkenin başındaki yönetime oy vermiş olmaktadırlar. Oysa yapmaları gereken şey yalnızca kendilerini düşünen o nitelikleri tartışmalı politikacılardan bir an önce kurtulmaktır. Zira niteliksiz de olsalar gerçekten belli bir etik anlayışa sahip olmaları durumunda bu politikacılar halka ya da seçmenlerine doğru insanları ya da partiyi gösterir yoksa da bunun nasıl gerçekleştirileceğini hep birlikte tartışırlardı. Başka bir deyişle böyle bir sözde ana muhalefet partisi ancak seçmenlerine gerçeği yani güncel doğruları gösterip, halkın kendisini seçmemesini sağlayarak kendi kendini tasfiye edebildiği takdirde tarihsel ve toplumsal görevini yerine getirmiş sayılabilir.

Ancak bu işi yapacak insanlar bu bilinç düzeyine sahip değillerse o zaman yapacak bir şey yok! Kitleler bu kısır döngüye nasıl son vereceklerini ciddi bir şekilde sorgulamadıkları sürece sonuçlarına katlanmayı sürdürmek zorunda kalacaklar. Belki de bu sözde ana muhalefet partisi yöneticilerinin çoğunun çok kurnaz insanlar olduklarını düşünmek gerekiyor! Standartları ne olursa olsun adı demokrasiye çıkmış her düzende bu türden insanlarla karşılaşılır! Bunlar mevcut koşulları fırsat bilerek durumdan vazife çıkartmaya çalışabilirler. Örneğin, görece yarı demokrat yarı otoriter bir düzene boyun eğen toplumlarda bunlar da otoriter kesim politikacılarının yöntemlerine başvurabilirler. Başka bir deyişle kendi söylediklerine inanmasalar da görece demokrat kesimlerin duymaktan hoşlanacakları, işlerine gelecek, inanmak istedikleri konular hakkında kurmaca niteliğinde söylevler çekerek mevcut yönetimin sürüp gitmesi sayesinde ayakta kalmak, var olmayı sürdürmek yani, politikacı olarak anılmaktan başka bir beklentiye sahip olmayabilirler.

Doğal olarak bütün bunlar ileri demokrasi olarak anılmayan toplumlar ya da düzenlerin sorunudur! Çünkü her şeyin yolunda gittiği hiçbir önemli, hayati sorunla karşılaşılmayan ileri demokrasilerde böyle bir şey söz konusu bile olamaz!

Tarih: 27/1/2019
584 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri
KENT YAZILARI
KENT SÖYLEŞİLERİ

İnternet sayfalarımızda yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları kentyasam.com'a aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.