Yazdır Arkadaşına gönder
Düşünce yapısı 1
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırBu başlık altında sürdüreceğimiz yazılarda sahip olduğumuz toplumsal özelliklerin belki de en önemlisi olan zihniyet/kültürden söz edeceğiz. Günümüz Türkiye'sinin en önemli sorunu büyük bir olasılıkla budur. Kitleler çoğu kez, Baudrillard'ın ifadesiyle değişme, gelişme, ilerleme ya da modernleşme karşıtıdırlar. Sorun kitleleri baştan çıkarmak ve kendilerine rağmen denebilecek bir şekilde değişmelerine katkıda bulunmaktır.

Toplumun küçük ve öncü olarak nitelendirilebilecek bir bölümü doğal olarak değişme, gelişme ve modernleşme yanlısıdır. Değişim, dönüşüm sürecinde bu küçük azınlığı bir araç olarak kullanabilecek düzey ve nitelikteki politikacıların yokluğunda sürecin tersine işlediği ve ne istediğini, nereye doğru gittiğini bilmeyen kitlelere boyun eğen politikacı ya da politik partilerin yönetime gelerek boşu boşuna çağ adlı akarsuyun ters yönünde ilerlemeye çalıştıkları görülmektedir.

Osmanlı'nın son yıllarından başlayarak Anadolu insanının düşünce yapısını ortaya koyan metinler üzerinden hareket edip, somut örneklerle konunun önemini vurgulamaya çalışacağız.

İlk olarak "İleri İslam Uygarlığı Düşü" olarak adlandırılabilecek, yayın tarihi 1913 olan bir metinden söz edeceğiz. Yarı ütopik olarak nitelendirilebilecek bu metin dört cilt olarak öngörülmüş ancak ilk cilt yeterli sayıda okuyucu bulamadığından arkası gelmemiştir. Yarı ütopik dememizin nedeni yazarın devrimci nitelikte radikal bir değişim, dönüşüm, ilerleme sürecinin radikal bir zihinsel/kültürel değişimi de zorunlu kılacağını kavrayamamasıdır. Çünkü Avrupalı ya da Batılı toplumlara özgü bilimsel ve teknolojik gelişmeleri benimseyip bütün bu gelişmelerin ortaya çıkmasını sağlayan toplumsal, politik, kültürel, ekonomik, hukuki, ahlaki, demokratik, vs gelişmeleri dışlayan bir anlayışın başarılı olma şansı yok denecek kadar azdır.

Oysa bizzat bu yarı ütopik bakış açısının içinde filizlendiği döneme bakacak olursak bunun Balkan Savaşları'nın ülke insanını korkunç bir şekilde yıprattığı, ardından I. Dünya Savaşı'nın tehlike çanlarının çaldığı bir dönemde düşlendiği anlaşılmaktadır. Molla olan yazar çağdaş bir ahlak ve zihniyete sahip olmadan, inanç düzeyinde akılcı bir dönüşüm sürecinden geçmeden bir toplumun modernleşebileceğine inanmaktadır. Doğal olarak yanılmaktadır.

Bununla birlikte içinde bulunduğu koşullardan yola çıkarak toplumsal ve tarihsel gerçekleri nasıl yansıttığına ya da yorumladığına bakmakta yarar var:

"Başlangıçta bu kadar büyük hatalara düşen yine bizim atalarımız olan Osmanlılardır, bunlar Osmanlı namı ve sancağı altında yaşadıkları halde cehaletin sonucu olarak dünyanın gösterişine kandılar, dünyevi zevkleri süs, saltanat peşinde koşmakta aradılar. Kendilerini cehaletin güçlü pençesine kaptırmış oldukları halde kansız, ruhsuz bir hayat yaşadılar. Zevk ve ihtişamlarını biraz olsun terk edip de dinin sağlam ipine sarılarak emellerini ve fikirlerini birleştirmediler..." (s.134)

Metnin başlığından da anlaşılabileceği gibi ancak düş düzeyinde gerçekleşebilecek bu yarı ütopik evrenin düşsel insanlarıyla ait olduğu toplumun gerçek insanlarını karşılaştıran yazar şunları söylemektedir:

"...bu adamlar bizim gibi ağır, tembel hayatın dayanılmaz ızdıraplarına katlanarak yaşamıyorlar...onlar yine bizim gibi hissiz, gayretsiz, servetsiz, anlayışsız, kuvvetsiz, vatanı umursamaz, merhametsiz, cahil adamlar değildir. Bunlar fevkalade çalışkan, bilgili, anlayışlı, hünerli, vatansever, dürüst insanlardır ki, bu alemde bu derece büyük bir yenilik gerçekleştirmeyi başarmışlardır." (s. 37)

Kalkınmanın, gelişmenin toptan olması gerektiğini düşündüğü bir bölümdeyse:

"Güya biz de ticaretle uğraşıyoruz. Aymazlık deryasına dalmış, hayır ve şerrini bilip anlamaktan aciz bulunmuş olan bizim gibi bir milletin kişisel menfaatleri peşinde gezerek türlü hile ve dolaplarla şu aldatmalar aleminde yapmaya çalıştığımız ticaretle ticaretin şu ileri derecesi arasında ne büyük fark var" demektir. (s. 60)

Gerçek dünyayla düşsel dünya arasında sürekli gidip gelen yazarımızın içinde yaşadığı dünya ve toplum hakkındaki duyguları şöyledir:

"...Eğer Avrupalılar bizi bu kadar ezmekle bırakırlarsa teşekkür edelim, bizde bu hissizlik, bu tembellik, bu duygusuzluk ve onlarda da bu intikam hırsı, bu şiddetli zulüm ve saldırganlık, bu çıkarcılık, bu adaletsizlik varken korkarım ki bizi büsbütün yok etmeye kalkışmasınlar!
1913 senesi için yazmış olduğum acıklı hutbe bizim ne kadar medeniyetsiz, duygusuz, ahlaksız, gayretsiz, uyuşuk bir millet olduğumuzu ve Avrupa'nın da ne derece vicdansız, utanmaz, adaletsiz, gaddar, zalim bulunduğunu...gösterirse de...bu kadar kanlı facialardan ne biz ibret aldık ne de ...düşmanlarımızın şiddetli hırslarını sakinleştirebildik." (s.115)


Osmanlı'nın yüzyıllar süren Balkan ve Doğu Avrupa ülkeleri üstündeki egemenliği hakkında yorumda bulunmayan Molla yazarımız:

"Şimdi biz Rumeli'den sürülüp çıkarılıyoruz; eğer bu uyuşukluk halinde devam ederseniz yarın sizin de bulunduğunuz yurtlardan çıkarılacağınızdan şüphe etmeyiniz. O vakit nereye gideceksiniz?...Siz de hiç akıl, izan, irfan kalmadı mı? Diyanetten, İslamiyetten, vicdandan, namustan bir eser yok mu?... Siz böyle hissiz, ruhsuz, korkarak, uyuşuk bir halde her hale tahammül ederek alçakça ve rezilce bir hayat yaşamakta ne vakte kadar devam edeceksiniz" demektedir.

Son olarak Osmanlılar'ın yerleştikleri Anadolu toprakları üstünde kötü talihin de etkisiyle ahlaklarının bozulduğunu belirtmekte:

"ve aralarında ortaya çıkan ikiyüzlülük, bozgunculuk, yalancılık sebebiyle kendilerinin yok oluşuna yürüyerek sonunda şu seyrederken kederlendiğimiz manzaraların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir" şeklinde bir yorum getirmektedir.

Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan yaklaşık on, on beş yıl önce dile getirilen bu düşünceler Osmanlı'nın son günleri hakkında içeriden bir gözlemdir. Hem de Osmanlı ve İslamiyet'ten yana bir bakış açısına sahip olan bir kişi tarafından kaleme alınmıştır. Buradaki değişim arzusu tartışmaya yer verilmeyecek derecede açık ve seçiktir. Yazar bunun nasıl olması gerektiğini tam olarak bilemese de bir değişim sürecinden geçilmesi gerektiğinden kuşku duymamaktadır. Örneğin (s. 39) bize biri Asya ve Afrika ülkelerini içeren Uluslar arası Büyük Meclis ve Anayasa, bir de İstanbul'da toplanacak Büyük Genel Meclis'ten söz etmektedir. Bu duygular ve düşünceler hiç kuşkusuz çok sayıda insan tarafından paylaşılmıştır. Aksi takdirde bir kitap yazarak herhalde bu duygulardan söz etme gereksinimi duymazdı.

Oysa değişimin, gelişme ve kalkınmanın kendi yasaları vardır. Böyle bir süreci başlatmakla genelleştikten sonra ona egemen olabilmek arasında büyük bir mesafe vardır. 18. Yüzyıl Püriten İngiltere'sinde ilahiyatçı yazar Mandel ?Arılar Masalı" adlı öyküsünde gelişme ve kalkınmanın kökeninde günahkarlık ve ahlaksızlık vardır demektedir. Öyleyse süreçlerin başlangıç noktaları ve sonraki aşama ve evreler aynı şekilde değerlendirilemez. Cumhuriyet'in başlangıç yıllarında olumlu ve nahif, içten bir yaklaşımla başlatılan toptan kalkınma hamlesi 1970'lerden sonra azgın bir toptan liberalleşme, vurgun, vs aşamasına gelmiştir. Bu sürecin sorumlusu onu başlatanlar değil bu hale getirenlerdir. İnsan hakları, özgürlükleri, demokrasi ve eşitlik, vs gibi ilkeleri yok sayıp kendi insanlarını acımasızca sömüren ve günümüzde ücretlilerin yarısını asgari ücrete mahkum eden insani değerleri zayıf ekonomik politikalar ve politikacılardır.

Cumhuriyet Molla yazarımızın özlemlerini gerçeğe dönüştürmüştür. Bunu ancak yaşamın tüm alanlarında radikal bir değişiklik yaparak gerçekleştirebileceğini kavramıştır. Yaşamın her alanında gerçekleştirilenler koyduğu ilkelerin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir. Hiçbir cumhuriyet kurulduğu anda sorunsuz ve kusursuz bir görünüme sahip olmamıştır. Örneğin, Fransa Cumhuriyeti beş kez gidip gelmiştir, ancak her seferinde cumhuriyete geri dönülmüştür. Türkiye'nin günümüzde demokratik cumhuriyetten başka gidebileceği bir yer yoktur. Aksini düşünmek sonunda Molla gibi hayıflanmalara yol açacak durumlara düşmekten başka bir sonuca yol açamaz.

---

(Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet, Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi, Çeviren ve hazırlayan: Engin KILIÇ, Boğaziçi Ü. Y., 2012, İstanbul.)

Tarih: 18/3/2016
6298 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri