Yazdır Arkadaşına gönder
Burcu Taner KaratayBakmayın öyle kırık dökük çatıma, etrafımın ıssızlık yeşili otlarla, kırk hançerli dikenlerle çevrili olduğuna. Siz giderken ben duruyordum yine dimdik.

Şu sağ tarafta bir büyük balkon vardı ki, serin kilimler serilirdi haziran ikindileri. Serin kilim mi olur, demeyin. Teşbih değildir, olur. Mesela neşeli tabak çanak da olur. Damın başında bulaşık yıkanırken çevresinde bir çocuk köpüklerle oynarsa, bal gibi olur.

Siz giderken ben duruyordum. Sabahları mesela, nasıl güzel kahvaltılarım olurdu, bir topak tulum peyniri, altı tane zeytin ile hem de. Çay kaşığının şıngırtılarına, soyulmuş salatalık kokusu karışır, yoldan geçenin bir ömür daha yaşayası gelirdi. Pek tabii benim de...

Arkada kiraz ağacına bakardı cumbam. Sakız gibi örtüler üzerinde şiir gibi nakışlar işlerdi genç gelinler. Kışları divan üstüne atılıverirdi karlı poşular, üşümüş bir çiftçinin nasırlı ellerinden.

Sonra yıldızlı, yalın kat geceler. Ağustos böceklerine puhu kuşunun ürkek şarkısı katılırdı. Serçeler ve bebekler uyurken, âşıklar buluşurken, penceremde usul usul bir baba ağlardı. Bir ayrılık mı, bir yoksulluk mu, bir ölüm mü? Kim bilir neye? Hoş, bilsem de söylemem ya, duvarlarımın dili vardır, konuşur, sadece siz bilmezsiniz.

Ne sandıydınız?

Hayat işte... Benimki yazmaya tenezzül edilmeyecek bir roman.

Benim tevellüt öyle bir bakışta bilinmez. Belki 1950'ler, belki de 1960'lar... Ne ihtilaller duydu bu duvarlar, serene konmuş radyodaki ajanslardan. Gencecik yaşta asılan fidanları görmeye can dayanmazdı. Görmedi bin şükür, fukaralık sağ olsun. Televizyon olsa gözün gördüğüne gönül çat diye çatlardı.  

Ben binlerce anının taşlaşmış halini muhafaza ederken, taşlaşan insancıklar çıkarı için sürgüne, ölüme ve de zulüme muhafızlıktan kar etti on yıllarca. Onlar giderken de ben durdum, dimdik duranlara öykünerek hem de.

Sonra ne seçimler; bir perdesi, sahnesi eksik. Aynı kravatlılar, asık suratlılar, azarlamaya alışmış dillerin sahibi kibir abideleri.

Siz giderken ben duruyordum. Zulüm de hep durdu. Yalan dolan da. Bezirganlık da...

Benim duvarlarım içinde de, bir duvarları eksik olan memleketimde de yaşanmaz oldu ama her bahar inatla ışıdı çevremde tekmil yeşil, kırmızı, mor, sarı... Belki altmışı aşkın kış gördüm, yıkılmadı duvarlarım nice boranda.

İnsansızlık yalnızlıksa, yalnızlığım törenle başlamadı. Plastik trajedilere karnım tok. Pılı pırtıyı toplamadı son giden, duvarlarıma değmedi elleriyle. Ben bilirdim ki saçı sakalı ağaran gidici. Ama son giden başkasına bırakmadı yerini. Mutfakta asılı tavalar daha da karardı, karyolanın başını örümcek ağı bağladı, kilimlerin hepsi toz rengine belendi, camlar kırıldı, çatı çatırdadı.

Sahip bendim, başka misafirlerim oldu sonra. Süleymancıklar, karafatmalar, Şahmeran'ın tebaası, karıncalar, güvercinler...

Siz giderken ben duruyordum. Ve yoldaş bahar hep geldi, duruşumu çiçeklerle bezemeye.



Tarih: 10/6/2017
1392 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri