23 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz
Saadet Erciyas
Saadet Erciyas“Yüzyılın felaketi” olarak tanımlanan Marmara depreminin üzerinden 15 yıl geçmiş. 17 Ağustos 1999 günü yaşanan depremin 15. yılı nedeniyle bu hafta kentte birçok etkinlik düzenlendi. Marmara depremini hatırlatmak, ülkemizin depremsellik gerçeğini unutturmamak için belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarınca paneller düzenlendi, sergiler açıldı, basın toplantıları düzenlenip raporlar açıklandı.

15 Ağustos Cuma günü Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nde düzenlenen toplantıda, yapı denetimi konusunda çıkarılan yeni mevzuata karşın kamusal denetimin azaldığına dikkat çekildi. İzmir`in de deprem konusunda İstanbul kadar büyük bir risk altında olduğuna ve 13 irili ufaklı fay üzerinde yer aldığı vurgulandı. Bu konuda ivedilikle önlem alınması gerektiği bildirildi.

Depremlerden ders almıyoruz

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Melih Tınal’ın İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı’nca yayımlanan “İzmir Depremleri” kitabını inceledim kısa süre önce. Kitap, İzmir’de yakın tarihe kadar yaşanmış depremlere ilişkin önemli ip uçları veriyor. Ne yazık ki, tarih tekerrür etse de depremlerden ders almadığımız ortaya çıkıyor, sayfaları çevirdikçe…

İzmir ve çevresi yüzyıllar boyunca yıkıcı depremlere sahne olmuş. Kimi zaman kentlilere yaşadıkları yeri bile terk ettirmiş bu depremler. Zaman geçtikçe daha da büyüyen, verimli topraklarında tarımın yanı sıra sanayileşmenin de başladığı İzmir’de nüfus da giderek artmış. Doğal olarak depremin yıkıcı etkileri de nüfusla birlikte büyümüş. Seyyahların gözlemleri, tuttuğu notlar, kentte bulunan yabancı konsoloslukların raporları, dönemin gazetelerinde yer alan haberler depremlere ilişkin yaşananları aktaran önemli belgeler bugün.

Yrd. Doç. Dr. Melih Tınal’ın kitabından edindiğimiz bilgiye göre, İzmir’de yaşananlar daha çok artçı sarsıntılarla gelen depremler olmuş. 19. Yüzyıl başlarında Çeşme ve çevresinde yaşanan bir dizi deprem bunlara örnek. “İzmir Depremleri” kitabının sayfalarını çevirdikçe içimizi ürperten bilgilerle karşılaşıyoruz.

Kırk yıl önce, kırk yıl sonra

Deprem sürekli korku dolu günler yaşatıyor İzmir ve çevresine. 1 Şubat 1974 günü, İzmir fayından kaynaklanan 5.2 büyüklüğünde bir sarsıntı yaşanıyor. İki kişi ölüyor, 35 kişi yaralanıyor depremde. Gazeteler “ucuz atlattık” diye manşet atıyor. Dönemin İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak, 300 evde ağır hasar olduğunu açıklıyor. Alsancak ve Karşıyaka’da yıkımın fazla olduğuna dikkat çekiyor. Saat Kulesi’nin yıkım tehlikesi bulunduğu, alt bölümdeki dört şadırvanının kullanılamaz duruma geldiğini açıklıyor.

7 Şubat 1974 günü Ege Üniversitesi Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Abdullah Kızılırmak bir basın toplantısı düzenliyor. Deprem merkezinin Balçova olduğunu, İzmir Körfezi’nin güney kesiminde Narlıdere-Güzelbahçe ve kuzeyinde Bornova-Karşıyaka doğrultusunda uzanan fay kırıklarının benzer depremleri yaratabileceğine dikkat çekiyor. “İmar İskan Bakanlığı Japonya örneğini göz önüne alarak geniş çapta bir yapı kontrolüne geçmeli” diye uyarıyor.

Toplantıya katılan Kandilli Rasathanesi’nde görevli Sismolog Balamir Üçer ise bugün bile içimizi sızlatan bir uyarıda bulunuyor 1974 yılında. Sahil şeridinde inşa edilen binaların 6-6.5 şiddetinde bir depreme güç dayanacağını, İzmir’deki binaların çoğunun deprem koşulları bir yana, normal yapı normlarından bile uzak olduğunu dile getiriyor.”Tek çıkar yol depreme dayanıklı bina inşa etmek” diyor. Yine o günün İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Gürcan Başer, depreme dayanıklı konut yapma problemimizin olduğunu, İzmir’in orta dereceli bir depremde bile yerle bir olacağını vurguluyor. ”Kesin çözüm, inşaat sektörünü disipline almak, kaliteli inşaatı zorunlu kılmaktır” diyor.

40 yıl önce İnşaat Mühendisleri Odası’nın uyarısı, bugün Mimarlar Odası’nca yapılan uyarıya ne kadar da benziyor, değil mi?

Kenti sarsan, İzmirlileri derinden yaralayan 1974 depremini 1977 İzmir, 1979 Foça, 1992 Seferihisar, 2003 ve 2005’de Seferihisar-Urla, depremleri izliyor. Her seferinde halk sokağa dökülüyor, kimi balkondan atlıyor, kimi kalp krizi geçiriyor, çadırlar dağıtılıyor, bir süre evlerin bahçesinde, çadırda yaşanıyor, seyyar aş evleri kuruluyor. Belediye başkanları, yetkililer “Yaraları saracağız” diye açıklamalarda bulunuyor. Raporlar yayınlanıyor…

Özetle, tarih tekerrür ediyor...

"Deprem gerçeği ile her an karşılaşabiliriz"

Ülkemizin büyük bölümü deprem kuşağında yer aldığını, nüfusumuzun yüzde 95’inin de bu kuşakta yaşadığını belirten Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Başkanı Dr. Ülkümen Rodoplu, yaşadığımız topraklarda deprem gerçeğiyle her an karşılaşabileceğimizi dile getiriyor. Halkımız deprem sırasında ve sonrasında ne yapacağını bilemiyor, panik ve belirsizlik hali yaşıyor. Dr. Rodoplu, depremlerden çıkarılacak dersler ışığında önlemler alınması, öncelikle herkesin “kişisel eylem planı” olması gerektiğini söylüyor ve şu önerilerde bulunuyor:

“Hafif şiddette yer sarsıntıları büyük depremleri çağrıştırıyor, korku ve heyecan yaratıyor. Tedirgin eden sarsıntılar bir süre sonra unutuluyor, depreme karşısı alınması gereken kişisel ve kurumsal önlemler alınmıyor. İster evde, işyerinde, okulda olun, ister yolda ya da aracınızın içinde bulunun, yaşadığınız ve bulunduğunuz ortamlarda deprem anında ne yapacağınızı, nereye saklanıp, nereye kaçacağınızı önceden belirlemelisiniz. Sarsıntı başladığında evde saklanacağınız ya da sığınacağınız alanları belirleyip belli aralıklarda uygulayın. Çocuklarınızla bunu paylaşın ve bir oyun haline getirin. Böylece yavrularımızı da doğal afetlere hazırlayabiliriz.”

Depremle yaşamayı öğrenmek gerektiğini belirten HİASD Başkanı Dr. Ülkümen Rodoplu, deprem sırasında yapılması gerekenlere ilişkin şunları söylüyor:

“Eviniz ve evinizin bulunduğu zemin sağlamsa, deprem sırasında evinizde kalabilirsiniz. Sarsıntı geçene kadar başınızı, yüzünüzü korumalısınız. Sarsıntı başlar başlamaz yapılacak en doğru hareket, evinizde bulunan çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, mutfak tezgahı, sofa, koltuk takımı gibi dayanıklı eşyaların yanına sığınmaktır. Bina tamamen yıkılsa da bu eşyaların yanında oluşacak bir yaşam üçgeni sizi kurtarabilir.”

Bina ve zemin sağlam değilse, binanın kuvvetli bir depremde yıkılma olasılığı varsa, binayı terk etmenin doğru olabileceğini anlatan Dr. Rodoplu, “Birinci katta olsanız da pencereden atlamayı düşünmeyin. Binaların en zayıf yerleri olan asansörleri, merdivenleri kullanmayın” uyarısında bulunuyor. Evde bulunan eşyaların deprem sırasında devrilerek veya kırılarak zarar verebileceğine dikkat çeken Dr. Ülkümen Rodoplu, bu eşyaların duvara sabitlenmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor.

İlkyardım çok önemli

Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Gürkan Ersoy, deprem sonrası profesyonel yardım gelene kadar geçen zamanın insan yaşamı için çok önemli ve değerli olduğunu belirtiyor. “Altın saatler” denilen bu zaman diliminde temel ilkyardım uygulamalarının çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ersoy, ilkyardım bilgisinin önemine dikkat çekerken “İlkyardım bilenlerin öncelikle kendi yakınlarına yardımcı olabileceği, hayatlarını kurtarabileceği unutulmamalıdır” diyor.

Deprem çantanızı hazırlayın

Deprem anında ihtiyaç duyulabilecek en temel gereçlerin bulunduğu bir “deprem çantası” hazırlanmasını öneren Doç. Dr. Gürkan Ersoy, bu çantanın kişinin kolay ulaşabileceği ve hemen her gün görebileceği bir yerde tutulması gerektiğini belirtiyor. Doç. Dr. Ersoy, birkaç günlük seyahate çıkarken yanımıza alacağımız eşyalar nelerse deprem çantasında bulunması gereken malzemelerin de onlar olduğunu söylüyor. HİASD Genel Sekreteri Doç. Dr. Gürkan Ersoy, herkesin kişisel ihtiyaçlarına göre farklılık göstermekle birlikte, deprem çantasında bulunması gerekenleri şöyle sıralıyor:

“Kullandığınız ilaçların birkaç günlük yedeği, gözlüğünüz, kredi kartı, kişisel temizlik malzemeleri, yedek pilleriyle transistörlü radyo, düdük, yedek pilleriyle ışık kaynağı, yedek ayakkabı, bir miktar para, çok amaçlı çakı, kalem - kağıt, önemli telefon numaralarının bulunduğu, iletişime geçilecek yakınların bilgilerini içeren, önemli evrakların fotokopilerini (ruhsat, ehliyet, nüfus cüzdanı, tapu) içeren bir su geçirmez dosya. Hava koşullarına göre yanınıza alacağınız yedek giysiler. Hazırlık çantasındaki piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecek, her altı ayda bir tazeleriyle değiştirilmeli.”

Tarih: 17/8/2014
7755 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri