Yazdır Arkadaşına gönder
Demokrasi kültürü - 10
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırBir toplumsal paradigmadan örneğin despotluktan, demokrasi gibi hem öz hem de töz bakımından radikal bir şekilde farklı olan başka bir paradigmaya geçiş zihinsel düzeyde pek çok sorundan kurtulmayı da zorunlu kılmaktadır. Demokrasiler ağırlıklı olarak akılcı düzenler olup, akılcı bir eğitim ve öğretim sürecinden geçmiş yurttaşların benimseyip, kabul etmeyeceği uygulamalara başvurmayı gereksiz bulurlar. Buna karşın henüz demokratik standartlarını yükseltememiş ülkelerde örneğin, hukuk, demokratik yetkiler adı altında kimi zaman akılcı değil keyfi bir şekilde yorumlanarak yurttaş hakları ve özgürlükleri konusunda yasaklar konulabilir, kısıtlamalar getirilebilir. Bu durumda yasa koyucunun yurttaşlardan itiraz yollu gelebilecek bütün sorulara akılcı düşünceye boyun eğen yanıtlar vermesi beklenir.

Örneğin, bir ülkede belli mekanların (ibadethane, okul vs) yakınına ancak belli bir mesafeden başlayarak ve belli saat aralıklarında yalnızca alkol satılmaması, içirilmemesi gibi bir düzenleme yapıldığında yurttaş yasa koyucuya alkolden çok daha zehirli ve uyuşturucu özellikler taşıyan sigara, değişik uyuşturucu madde ve hap satışlarının yasak olmadığı, fuhuş yapılabileceği gibi sonuçlar çıkarıp çıkaramayacağını sorabilir. Yurttaş ayrıca hemen caminin, okulun yanı başındaki binalarda oturan insanların içki, sigara, uyuşturucu madde, hap kullanımının ve evlerinde ya da otellerde düzenli meşru ya da gayrı meşru cinsel ilişkide bulunmasının cami ya da okulla nasıl ilişkilendirildiğini ve bunun nasıl engellenebileceğini sorup, öğrenmek isteyebilir. Yurttaşın cami avlusuna yanık sigara ya da cebinde sigara paketiyle giren bir kişiyle aynı yere elinde alkol kadehi ya da içki şişesiyle giren kişi arasında ne fark olduğunu sorup, öğrenme hakkı da vardır. Ayrıca yurttaş örneğin, Osmanlı İmparatorluğu gibi bir geçmişe sahip bir ülkede 13. Yüzyıl'dan itibaren hiçbir beyin, sultanın, padişahın içilmesini engelleyemediği alkol (daha sonra da kahve, tütün vs) içiminin az çok demokratik bir ülke ve toplumda nasıl engellenebileceğini öğrenmek isteyebilir. Yine yurttaş resmi bir kurum olan Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalara göre 82 ilin tamamında yurttaşın her ay alkole gelirinden belli bir pay ayırdığı bir ülkede alkol satışının cami, okul vb mekanlarla değil toplum sağlığıyla ilgili bir uygulama olduğunu ve anarşik bir görünüm arz eden bu durumun düzenlenmesinden söz edilmesinin daha doğru olup olmayacağını sorup öğrenmek de isteyebilir.

Buna karşın akılcı, bilinçli yurttaş Avustralya ve ABD’de olduğu gibi alkolün her yerde değil ruhsat almış belli yerlerde belli bir yaş üstündeki insanlara kimlik gösterme koşuluyla satılmasına ve büyük semtlerde nöbetçi eczane gibi gecenin belli bir saatine kadar yalnızca bu dükkanlarda içki satışına müsaade edilmesini anlayabilir. Sıkı bir denetimle bu alanda düzen ve disiplinin sağlanabileceğine inanabilir. Ancak konunun yalnızca alkolle sınırlandırılmasına karşı çıkarak sigara satışı ve içiminin de sıkı bir şekilde denetlenmesini talep edebilir. Alkollü araç sürmeye ilişkin cezaların ağırlaştırılmasını onaylayabilir. Demokrasi yalnızca yasa koymayla sınırlı bir rejim değildir, aynı zamanda koyulan demokratik yasaların uygulanmasını çok sıkı bir şekilde denetler.

Bu konularda daha pek çok soru sorabilmek mümkündür. Görünüşe göre demokratik standartların yükselmesi zihniyet değişikliğini zorunlu kılmaktadır. Yukarıda yurttaş/vatandaştan gelebilecek sorular ortada bir zihniyet sorunu olduğunu göstermektedir. Yasa koyucu yukarıda sorulan soruların hemen hiçbirine akılcı bir düşünceye uygun yanıtlar veremeyecek, dolayısıyla yanıt vermemeyi yeğleyebilecektir. Ancak doğru çözüm bu mudur?
Bu durumda akılcı düşünceye uygun doğru yanıtlar üretemeyen bir yasa koyucunun koyduğu yasalar etkili olabilir mi? Bu yasalara uymayı yadsıyan vatandaş yasa koyucu tarafından denetlendiğinde ikiyüzlü bir tavır takınarak denetleyenleri aldatmaya kalkışırsa onu suçlamak ne kadar doğru bir yaklaşım olur? Gerçeklere uymayan, akılcılıktan uzak dayatmacı bir tavra belli bir yasal çerçevede ancak onu aldatmaya yönelik bir tavırla karşılık verilebilir. Burada vatandaşın tavrının yanlışlığı yasa koyucunun akılcı değil duygusal bir şekilde davranmasından kaynaklanmaktadır. Akılcı düşünce ibadethane, okul gibi mekanların içinde, dışında, yakınında içki, sigara satışı, içiminin yanı sıra pek çok etik, ahlaki olmayan olay olabileceğini kabul eder. Bu durumda vatandaşını ahlaken iyi yetiştirdiğini düşünen bir toplum ilke olarak onun vicdani ve ahlaki yapısına güvenerek bu tür yerlerin yakınında inançları doğrultusunda günah ya da yasalar çerçevesinde suç işlemeyeceğini var sayar ve onu kendi vicdanının yargılamasına terk eder.

16. Yüzyıl başında her insanın ruhunun başına bir rahip dikmeyi yeğleyen Katolik kilisesinin bu akıl dışı tutumuna karşı mücadele eden Martin Luther “Her insan kendi vicdanı ya da ruhunun rahibidir” diyerek Protestanlık mezhebini kurmuş ve o tarihten sonra Roma Katolik Kilisesi bu dayatmacı tavrından uzaklaştıkça müminlerine yakınlaşmış, bu tavra geri dönmeyi denedikçe onlardan uzaklaşmış ya da kopmuştur. Avrupa daha 16. Yüzyıl'da dini inançların yaşamın tüm alanlarını belirlemekten uzak olduğunu kavrayarak bu doğrultuda ilerlemiştir. Osmanlı toplumundaysa şeriat hiçbir zaman toplumsal yaşamın tüm alanlarını belirlememiş, töreler, askeri kurallar ve tanrının gölgesi olan padişahın tek toplum üstü güç olması nedeniyle karmaşa daha büyük olmuş, dolayısıyla akılcı, demokratik bir yasal düzene geçiş de daha zahmetli hale gelmiştir. Özetle konunun bir zihniyet, düşünce biçimi sorunu olduğu ve az çok gelişmiş demokrasilere özgü akılcı bir tavrın sorunları kolayca çözdüğü söylenebilir.

Tarih: 24/7/2013
6479 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri