Yazdır Arkadaşına gönder
Çok travmatik durumumuz
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanŞimdi tam öyle duruyorum. Hani henüz yedi yaşını doldurmayan çocukların durduğu gibi. Hnai o küçüklerin korktukları anda dudaklarını kıvırıp, kıvırdıktan sonra dişleri arasına sıkıştırıp durdukları an gibi. Anne kucağına sığınmak ihtiyacının en had ssfada hissedildiği ve ancak anne kucağının olmadığı anlardaki gibi. Kara tahtanın önünde cezaya kaldırıldığınız andaki veya topunuzla karşı komşunun camını kırıp yakalandığınız andaki gibi.

Dudaklarmı kıvırıp, dişlerimin arasına hapsediyorum. Burnumun ucu sızlıyor ve biliyorum ki gözlerimden yaşlar akacak az sonra hissediyorum. Çünkü ben kendimi tanırım. Güvensizliğe düştüğüm an, korkularıma gebe kalırım ve bilirim korkularını doğrurabilir insan bir bir. Arka arkaya korknç sancılar arasında kıvranırken tüm korkularınız, korku olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşüverir. İşte ondan sonrasıdır gerçek. Gerçek korkuların hayata geçişi ile başlar ve güvensizlikle başlayan bu kabus, ete kemiğe bürünür.

Ve ben ve biz korkuyoruz uzun zamandır. Güvensizlik bunalımı ile başlayan bu sürecin yavaş yavaş sona yaklaştığını görüp bunalıyoruz. Kuşkularımız uzakta kaldı nicedir. Eskiden kuşku duyduklarımız bugün korktuklarımız oldu.

Dediğiniz doğrudur Mir Dengi Fırat... Travma yaşıyoruz biz... Ancak bu travmanın nedeni en azından bizim yaşadıklarımızın nedeni ne Atatürk Devrimleri, ne laik rejim. Uzun çok uzun bir zamandır yaşanan bir sürecin sonunda en nihayet pekde tedavisi mümkünmüş gibi görünmeyen bir ruhsal bunalımın içine sürüklendik. Mesela bir başbakanın asıldığını gördüğünde ve ardından üç gencin idamı ile gelen dar ağaçları yaşattı bize travmanın ilk aşamasını. Sonrasında üşünmenin getirdiği ağır sorumluluklar bnalttı ruhumuzu. Okuyan, düşünen adamların, kadınların işkence odalarında sona eren hayatlarından haberimiz oldu korktuk, sindik. Ve sönük bir şekilde yaşayalım istedik. Kimsenin varlığımızda haberi olmasın diledik, bir gölge gibi kendi eksenimiz etrafında dönelim dedik. Çünkü öğrendik ki cehaletmiş mutluluk. Bilmek acı çekmek demekmiş. Bilmek ölmek demekmiş.

Hep kafa sallamak gerekmiş hayatta. Sorgulamadan ve sormadan buymuş doğrusu. Ve farklı düşünmek, farklı olmak, farklı inanç sahibi olmakmış en kötüsü. Bunalım yolunu yarılamışken anladık bunu. Koca bir fırın yapıp Madımak Oteli'ni sadece daha akıllı, daha okumuş, ha farklı ve daha cesur oldukları için yakılan 37 bedenin çığlıklarını duyduk en ücra köşelerden. Ve onları yakan ve orada o meydanda 'Allah ' diye bağıran zebanilerden korktuk en çok.

Travmanın doruk noktasını yaşıyoruz şimdilerde. Son aylarda dinmek bilmeyen uğultular arasında ve büyük ve karanlık ve aksi gibi ıslak bir ormanda yürür gibiyiz hepimiz. Her fısıltı ayrı bir sesin sahibi, her biri kendi tarafına gelmemizi isterken, savaş baltalarının gölgesi arasında yaşamaya çalışıyoruz. Kanıyoruz, acıyor her yanımız. Değer verdiğimiz herşey alet edilmiş siyasetin kirli ellerinin arasına. Başöğretmenimiz ve başörtülerimiz en büyük kozları.

Kalelerimiz bir bir düşüyor. Güvenip sığındığımız ağaçların dalları kuruyor. Açıkta kalıyoruz. Korkuyoruz. Uzun ve zor bir yolun sonuna geliyoruz. Ve biz yorulduk artık, güvensiz bir ortamda yaşamaktan, her yeni güne korkuyla başlamaktan yorulduk. O nedenle hiç yataktan çokmak istemiyoruz nicedir. hiç sabah olmasın, hiçbir siyasetçi, bürokrat uyanmasın, borsa açılmasın, gazeteler çıkmasın, televizyonlar yayın yapmasın. Ve biz... Ve biz biraz dinlenelim. Biraz... Ayaklarımızı karınımıza çekip uyuyalım. Çok yorgunuz hepimiz, çok mutsuzuz, çok korkuyoruz ve evet çok travmatik durumumuz. Kendi kendimize ağlıyoruz. Dudaklarımızı dişlerimizin arasına sıkıştırıp bekliyoruz.


Tarih: 2/7/2008
9754 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri