Yazdır Arkadaşına gönder
Coğrafyadan...
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanTelefon yok. Televizyon yok. İnternet yok. Tüm bunlar bir yana, elektrik yok. Haliyle koca bir karanlık var. Evin içinde titrek mum ışıkları, arada bir önemli bir şey yapılacaksa, ödev yapmak, yazmak, çizmek, pirinç ayıklamak, dikiş dikmek gibi; gazyağı lambası var. Ama kokusu ninenin başını ağrıtıyor, o nedenle darda kalınırsa yakılıyor. Evin içinde mum ışığının düştüğü duvarda o eski oyunu oynuyoruz çocuklarla, biz çocukken babamın yaptığı gibi. Babamın uydurduğu masallara, efsanelere benzemiyor anlattıklarım, parmaklarımla yarattığım kurt kurda, kuzu kuzuya da benzemiyor. Ninja Kaplumbağaları?nı anlatıyorum sonra; gölge oyunsuz ve son izlediğim sinema filmine bire bin katarak, sonuçta benim en çok sevdiğim karakterler onlar...

Her gece onları oyalamak için yeni bir şeyler uydurmak zor. Pencereden bakmak istiyorlar, hiç olmazsa... Bunu ben de istiyorum, ama duvar dibi daha güvenli. Kız, her yer karanlık olduğu için yıldızları daha rahat görebileceğimizi söylüyor; haklı. "Kayan yıldızlardan dilek tutarız" diyor, ne dileyeceğini soracak cesaretim yok. Bir zaman sonra nine giriyor devreye, bazen hüzünlü bir türkü, bazen keyifli bir masal ile geceyi sonlandırıyor. Artık uyumak gerek, saat erken, gece uzun ama çocuklar bunu bilmiyor. Uzaktan gelen silah sesleri, yakınlara düşen fişekler, artık onların uykusunu bölemiyor. Sanırım çocuklar da kediler gibi bir zaman sonra bulundukları şartlara uyum sağlama konusunda yetenekli.

Küçük oğlan, yer yatağının en kıyısında yatıyor, gece en az iki kere tuvalete kalktığı için bunu ondan diğerleri istedi. Her seferinde ağabeylerini, ablasını rahatsız ettiği iddia ediliyor. Kıyıda kalmak kötü, yorganın bir ucuna sımsıkı sarılmak gerek, genelde ayakları hep dışarıda oluyor. Önlem için battaniye ile yanlardan sarıyorum onu, en azından ben uykuya dalana kadar -elbette mümkünse, öyle bir şey- idare eder. Okulu çok seviyor, kıvrık harfleri algılaması uzun sürdüyse de yavaş yavaş okumaya başladı. Birkaç matematik işlemini kıvırıyor. En sevdiği şey annesi ile alışverişe gitmek, paketlerin üstünde yazılanları okumayı, para üstünü uzun uzun sürse de hesaplamayı seviyor. Elbette futbolu da... Büyüyünce Messi olacağını ama Messi gibi değil, bizzat Messi olacağını söylüyor. Sanırım en çok onun çelimsiz duruşunu kendine yakın buluyor.

Geçen akşam, elimde pek çok ekmeğin olduğu poşetleri görünce, "Yine mi yasak var?" diye sordu, bir şey diyemedim, "Tedbir olsun diye aldım" gibi bir şeyler geveledim. Bazı gerçekleri çocuklara anlatmanın ne kadar zor olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Oysa yasak vardı. "Var ulan var, yine sokağa çıkmak yasak bize" demek gelse de içimden... "Var tabii bücür" dedi ortanca oğlan, "Duymadın mı anonsları?"? "Maç vardı bugün, maç olunca yasak olmaz sandım" dedi ufaklık, yeni alınan oyuncak arabası kırıldığında yaşadığı hüznün aynısını dudaklarına taşıyarak ve ekledi, "Şifresiz kanal yayınlıyordu hem". "Bakarız oğlum" dedim; güçsüz bir sahicilikle, "Belli mi olur, belki kesmezler elektrikleri"? "Keserlerse, sen anlatırsın bize baba" dedi; bu sefer sahici bir umut dolandı evin içinde. Baba olunca imkânsız diye bir şey yok sanırım, "Anlatırım" dedim, "elbette anlatırım". "Olmaz" diye araya girdi kız, yazdan kalma kınalı ellerini bileklerinin üzerinde dolandırarak, "Dizimiz var bizim annemle, nene bile seviyor o diziyi, gülüyor arada bir".

Neneye bakıyorum, pencerenin önünde, divanın üzerinde az uzakta görünen minareye baka baka çekiyor tespihini. Çocukluğumdan beri aynı kare, bir selasını duyamadı ya amcamın... Ölüme ayak diremesi hep ondan sanrım. Asker mi götürdü amcamı, dağa mı çıktı, çocukluğumun en büyük bilinmezi, hayatımın en büyük X değeri amcam. Her gelen cenazeye, her düşen fotoğrafa "Belki odur" diye baktık yıllarca, "Belki odur"? Biz vazgeçtik, "Kader" dedik de, analar, bir tek evlatları söz konusu olduğunda kadere inanmıyorlar.

Oğlan, bulguru itirazsız kaşıkladı, maçı izlemesi için anne izni, tabağını temizlemesi ile mümkündü. Kız ise üç bulgur tanesi bıraktı tabağında her zaman ki gibi. Ne kadar tane kalırsa o kadar çocuğunuz olur demişti bir seferinde anneleri ya, ondan... Kızın tabağına bakıp göz göze geldik eşimle, sessizce gülüştük.

Bazen tüm tedirginliği elektriklerin kesilip kesilmemesi olur insanın... O gece de öyleydi. Elektrik kesilmesin diye dua eder mi koca adam, ediyor işte. Sırf oğlu Messi izlesin diye, kız kardeşi dizi için diretsin diye, onların bu küçük tartışması karşısında ninenin sesi yükselsin diye, her şey normal seyrinde devam etsin diye ister insan...

Sonra çekirdekleri aldık, yirmi dakika maç, on dakika dizi sonra on beş dakika maç, devre arasında yine dizi şeklinde bir çözüm bulduk. Hanım, "Zaten dakikalarca aynı şey oluyor dizide, anlarız ne olup bittiğini, olmadı kaç kere tekrarı var" diye teselli etti kızı. "Maçın tekrarı yok" dedi büyük oğlan, kâseden aldığı bir avuç çekirdeği ninesinin pazen entarisine boşalttı. Sıraya dizilip, oturduk televizyonun karşısına... Bir küçük, bir küçük sonra büyük bir patlama sesi! Hiçbirimiz diğer tarafa bakmadı, gözümüz ekranda sanki öyle bakarsak, yeterince uzun bakarsak televizyon açık kalacakmış gibi. "Pıt" dedi sonra o beklenen ama duyulmaması istenen ses.

"Gitti işte elektrikler" dedi oğlan, Messi düşmüş de bir daha kalkamamış gibi.

Uzun bir süre öyle durduk.

"Devlet bizi neden sevmiyor" dedi sonra yutamadığı bir titreme ile...

"Coğrafyadandır oğul" dedi anası, "Coğrafyadan"...


Tarih: 15/12/2015
6794 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri