Yazdır Arkadaşına gönder
Çavez'den Pagos'a İzmir
Alahattin Gürırmak
Alahattin GürırmakTaksi şöförü arkadaşım “Kara Mehmet” geçenlerde telefonla aradı. “Alaattin Abi, çocukluk arkadaşın 'Kulaksızın Mustafa'ya rastladım. Hatıralarınızdan söz etti. Sonra istedi, senin telefon numaranı verdim” dedi.

Aynı şehirde yaşamamıza rağmen çocukluk arkadaşım Mustafa ile neredeyse 22 senedir görüşmüyoruz. Ben fotoğrafçılık, gazetecilik, o da ayakkabı imalatı işlerine dağıldığımızdan beri bir araya gelecek ortam olamamış demek ki...

1970’li yılların başlarıydı. Mustafa, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Anafartalar Caddesi - Keçeciler 940 Sokak'a Almanya’dan temelli dönüp taşındıklarında Türkçe’yi düzgün konuşamıyordu. Babası Sabit Amcay'la aynı memleketliydik. Sokak çetelerine karşı Mustafa'nın hamiliğini üstlenmiştim.Ne de olsa babası hemşehrimdi.

Mustafa ile neredeyse her günümüz beraber geçiyordu. İzmir’in en eski ve en ünlü caddesi olan, Konak Meydanı'ndan başlayıp Basmane Tren Garı önünde son bulan Anafartalar Caddesi'ne bağlanan 940 Sokak'ta yıllarca ikamet ettik.

Yörenin en kısa sokağı olana sokağımızın eski sakinlerinin İzmir’in fakir Musevileri olduğunu ve 1950’den önce kurulan İsrail Devletine göç ettiklerini bilirdik. Tek tük kalanlarıyla komşuluk ve arkadaşlık yapardık.

Sokağımızda eski İzmirlilerle ve bizim ailelerimiz gibi Ege Bölgesi'nin içlerinden iş bulmak amacıyla gelen kasabalı ve köylüler Musevilerden boşalan konutlarda oturulurdu.Tarihi Agora ören yerinin kuzey duvarına cepheli komşularımızın evlerinin çoğunda dehlizler vardı. Bu dehlizlerden turistik Agora’ya serbestçe geçer orada oynardık.

Bekçi ve görevliler de bizi tanıdığından, çoğu zaman bizim Agora meydanında dolaşmamıza, mahzenlerinde saklambaç oynamamıza ses çıkarmazlardı. Arkadaşım Mustafa Almanya doğumluydu, o yüzden Almanca'yı mükemmel konuşurdu.

Bir gün Agora’yı dolaşan Alman turistlere yaptığımız rehberlikle onları Kadifekale’ye yaya olarak çıkarıp götürmüştük. Kale burçlarından birinin dibinde kağıtt paralar gördük. Burca iç duvardan açılan pencereye bir çam dalı uzatarak ulaşıp içine atladık.

Bazen düşürülen, bazen de turistlerce dilek tutmak için atılan paraları toplayıp cebemize koyduk. Ama bu defa burcun içinden geldiğimiz pencereye ulaşıp dışarı çıkamadık. Avazımız çıktığı kadar bağırıp kale bekçisinin yanımıza gelmesini sağladık. Bekçinin bize uzattığı çam dallarıyla burcun içinden çıkıp kurtulduk.

Kale bekçisi bize hangi muhitten olduğumuzu sordu, biz de “Agora, Keçeciler'in içindeniz” dedik. Bekçiyle dost olduk. Bize “Sizin oradan buraya, Kadifekale’ye çıkan dehliz varmış, hiç duydunuz mu, gördünüz mü?”diye sordu. “Evet duyduk ve girişini de biliyoruz. Ama hiç girmedik. Korkulu hikayeler dinlediğimizden girmek de istemiyoruz” karşılığını verdik.

Kale burcu içine düşürülen paralar 35 lira kadardı. Burç içinden topladığımız paralarla arkadaşım Mustafa ile bir hafta boyunca İzmir sinemalarına taşındık. Ne kadar gladyatör, kovboy ve vampir filmi oynuyorsa hepsini seyrettik.
Sinema paralarımız ikinci hafta başı bitti. Yine Agora içinde oynarken aklımıza Kale’ye çıkan gizli dehliz geldi. Gittiğimiz filimlerin de etkisinde kalmış olacağız, “Bu dehlizden girip eski zamanlarda saklanmış hazineleri bulabilir miyiz?” diye düşünmeye başladık.

Odun kömür deposunda aldığımız çıraları dehlizin başında yakıp yürümeye başladık. Bir su şırıltısı duyduk. Ayaklarımızın altında gitgide yükselen bir su akıyordu. Biraz sonra su daha da gürleşti, neredeyse derede yürüyorduk.

Hafif esen rüzgar çıramızın birini söndürdüyse de hemen tekrar yaktık. İki metre yüksekliğinde, bir metre enindeki dehlizden nerdeyse 200 metre kadar yürümüştük. Buna rağmen bir açıklık alan ve bir depo veya benzer bir şeyin izine rastlayamamıştık. “Daha ileri gidelim mi gitmeyelim mi?” diye yüksek sesle tartışırken arkamızdan Agora ören yerinin bekçisi yetişti. Bizi daha ileri gitmemeye ikna edip birlikte geri dönmemizi sağladı.

Agora ören yeri için istimlak edilen kuzey yönündeki komşu evlerinin mahzenleri Roma dönemi yapıların üzerindeydi. Ve şimdiki antik Agora’nın daha geniş bir alana yayıldığını ve evlerin altında Roma’nın yattığını tahmin edebiliyorum.

Çünkü ben İspanya’dan İzmir’e kaçan ve ilk mahallelerini bu roma harabelerinin üzerine kurdukları Çavez Mahallesi'nde ikamet ettim. Ve Çavez’in Ladino dilinde anlamı “mağaralar” demekmiş... Peki nerede bu mağaralar? İzmir’in göbeği Çankaya’da, Basmane’de mi?

Ne dağ var ne tepe, değil mi? Mağara dediğin yer konut olmayan yerlerde olmaz mı? İşte bu Roma İzmir’inin üzerinde Çavez Mahallesi... Sonrasında Keçeciler Çarşısı, derken Cumhuriyet dönemi ve 1948’de kurulan yeni bir devlete göç eden ve de buralarda 400 yıl yaşamış bir halkın terk ettiği harabe İzmir...

Geçen eylül ayında bir haber yayınlandı. Haberde “Agora ile Kadifekale arasında 2 bin 500 yıllık tünel ortaya çıkarıldı” deniyordu. Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan'ın “Sıra keşfedilen tarihi tünelin turizme kazandırılmasına geldi” dediği belirtiliyordu.

Bu haberi okuyan çocukluk arkadaşım Kunduracı Mustafa beni telefonla aradı. “Yahu Alaattin, hangi tüneli keşfetmişler? Bizim seninle 38 sene önce içinde yürüdüğümüz dehliz değil mi bu keşfettiklerini söyledikleri?” dedi.

Evet, arkadaşımla 1970’lerde içine girip yürüdüğüm, şehir efsanesi haline gelen tarihi tünelin işlerlik kazandırılması çalışmalarına inanın çok seviniyorum, çünkü benim bildiğimi artık tüm İzmir biliyor...

Tarih: 16/2/2011
7681 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri