Yazdır Arkadaşına gönder
Çaresizlik - Sınırları sivillere açın!
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanBir veya bir buçuk yaşında olmalı. Dünyanın ne zalim olduğunu, öğrenmemesi gereken bir yaşta öğrendi. Bir dikenli tele takılı kaldı gözleri, anasının kucağındaydı. Anasının çaresizlik ve korkuyla atan yüreğinin tam yanındaydı.

Sınırın ne demek olduğunu o minicik yaşında öğrendi. İki adım ötesine geçebilseydi annesi korkmayacak, annesi korkmadığı için o da huzurlu bir uykuya dalabilecekti.

Boyu annesinin dizine geliyor. Baldırları iki yumruğum kadar. İki veya üç yaşında olmalı. uykudan uyandırıldı bir ikindi zamanı... Nedense kız bebek olduğunu düşünüyorum belki altına giydiği fuşya renkli pantolondan dolayı... Bilemiyorum.

Yorgunluğu minik ayaklarının duruşundan belli. Adımını atacak hali yok, ama yürümek zorunda, bunu öğrenmiş olmalı. Belli ki uzun bir yol yürümüş. Büyük olasılıkla yol boyunca çok ağladığı oldu, çok yorulduğu, acıktığı, susadığı ve uykusuz kaldığı. Her seferinde ağladı, bir daha bir daha. Ağlamanın derdine deva olmadığını o yolculukta öğrendi. Çaresizliği annesi kadar ezberledi.

Bilirsiniz işte... aslında bazı şeyleri çocuklar hiç öğrenmemeli...

Fotoğrafları Bülent Kılıç çekmiş, anladığım kadarı ile AFB servis etmiş. ?Çaresizlik nedir?? diye sorsalar bundan sonra o fotoğrafları anlatırım. Çaresizlik o fotoğraftaki kadındır, adamdır ve bebektir.

Çaresizlik, iki adım sonra yabancı bir ülkede özgür olabilecekken evine dönersen vahşice öldürüleceğini bilmektir.

Çaresizlik, ölümden kaçarken iki valize sığdırdığın geçmişindir.

Çaresizlik bir çuvala doldurduğun geleceğindir.

Çaresizlik çıplak ayaklarınla sınıra koşmaktır.

Ve özgür olmak için, yaşamak için kaçtığın o sınırın tellerine takılıp kalmaktır çaresizlik.

Çaresizlik en çok o sınırın tellerine umudunu, geleceğini bırakıp omuzlarını düşürüp, silahların gölgesinde evine dönmektir.

Oysa herkes bilir eve dönmek güzeldir, öyle olmalıdır. Ama öyle olmadı. O kadınlar, o adamlar, o bebekler...

Haber metni şöyle başlıyordu:

"Akçakale sınırına kaçan Türkmenleri, Türkiye almadığı için IŞİD silah zoruyla geri götürdü."

Haberin can alıcı bir başka fotoğrafının arka planında şaşkınlığın, korkunun, çaresizliğin, yorgunluğun, yılgınlığın aynı dozda gelip yerleştiği insan yüzleri vardı. Gülümseyen... Hayır hayır, gülümsemek değildi, sırıtan; bir sırtlan gibi sırıtan iki terörist, onca insanın arasında sadece o ikisi. Ellerinde silahları ile vicdana, insanlığa, Tanrı'ya meydan okur gibi...

Sonra yorumlar, yorumlar ve yorumlar... İçini kanatan, sessizce ağlatan, sokaklarda haykıra haykıra koşma isteği yaratan yorumlar. Bizim insanımızın iç sesleri...

"2 milyon aldık zaten, daha nereye alacağız?.."

Yok öyle yağma; 2 milyon aldıysan 2 milyon daha alacaksın, çünkü komşunun evini ateşe verdin ya, o dumana katlanacaksın.

Çünkü... Çünkü bence sen, çaresizliğin ne olduğunu öğrenmek istemezsin. Ölümden, tecavüzden kaçmanın ne demek olduğunu, bir yudum suya muhtaç olma hissini bilmezsin, hiç öğrenme, hiç bilme zaten. Tellerin ardından bebeğini havaya kaldırıp, "Bari çocuğumu alın" diye bağırmadın ki hiç...

Şiddetten, tecavüzden, geleceksiz kalmaktan, ölümden kaçana evinin kapısını kapatamazsın.

Siyasetiniz, çıkarlarınız, mazlumlar üzerinden oynadığınız masa başı oyunlarınız batsın. Batsın ki biz kurtulalım.

İnsanlığın vicdanı o bebeklerin kalbinde atacak bundan sonra, o bebekler o vicdanın gözleriyle bakacak ve o bebeklerin başına her ne gelirse Dünya'nın insanlık hanesine yazılacak.

Çünkü Tanrı çocukların gözlerinden bakar.

Tarih: 14/6/2015
9017 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri