Yazdır Arkadaşına gönder
Çaresiz değilsiniz...
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanFatma 30'larında genç bir kadındır. 17 yıl önce baba evinden koca evine gelin giderken yeni bir hayatın kapısının kendisine açıldığını düşünecek kadar saf iyilikle donatılmıştır kalbi. Kuşkusuz yeni bir yaşama başlamıştır. Ama Fatma'nın unuttuğu şey her yeninin güzel olmadığıdır. Fatma, evliliğin ilk aylarında dayakla tanışır. Kocası kendisine bir hayat arkadaşı değil, stres atabileceği kum torbası olarak görmektedir Fatma'yı.

17 yıl boyunca Fatma dayak yer, küçük çaplı işkencelere maruz kalır, cinsel olarak suistimal edilir, hakaretle küfürle tanışır. Kafasına bir yumruk yediği ve anasına sövüldüğü günler Fatma için en iyi günlerdir. Bu zorlu süre boyunca bir de ana olur. Bebek doğurur, büyütür. Kocası, işten atıldığında, iş bulamadığında, tuttuğu takım yenildiğinde, arkadaşları ile tartıştığında sorumlu olarak hep Fatma'yı görür.

Kendi acizliğini, cibiliyetsizliğini, insan olma evrimini tamamlayamayarak ara sınıf olarak kalmasının, adam yerine koyulamasının, zavallığının tek sebebi Fatma'dır. Dünyaya olan öfkesini Fatma'dan çıkarır. Fatma'nın kaşı patladığında iş bulacağını, dişlerini kırdığında parasının olacağını, kolunda sigara söndürdüğünde arkadaşları arasında pirim yapacağını düşünür. Düşünmekle kalmaz tüm bunları uygular.

Oysa şiddet bağımlılık yaratan bir olgudur. İnsan statüsüne kavuşamayanların temel iç güdüsüdür ve giderek daha fazla şiddet duygusu ile hareket edilmesine neden olur. O nedenledir ki Fatma'nın kocası giderek uyguladığı işkencelerin dozunu arttırır. Bir akşam kendi öz çocuğuna satırla saldırır. Fatma araya girer kolundan ağır bir şekilde yaralanır. Bu Fatma için son noktadır.

Adamın kendisine verdiği fiziksel ve ruhsal her türlü darbeye katlanabilen Fatma, söz konusu çocuğu olduğunda dur denmesi gerektiğini fark eder. Önce semtin karakoluna sığınır. Polisler onu Cumhuriyet Savcılığı'na yollar. Başından geçenleri anlatır, şikayette bulunur. Başvurusu değerlendirilecektir ama yapılacak fazla bir şey yoktur evine yollanır. İki hafta sonra kocası tabancayı dayar Fatma'nın kafasına. "Pat"...Tek kurşun yeter canını almaya... Tek bir pat ile Fatma yaşayamadığı hayatına veda eder.

Bir film senaryosu değil bu. Henüz iki ay önce yaşanmış, gazetelerin üçüncü sayfalarında yayınlanmış bir haberin arkasında duran gerçekler. Yapılan istatistik çalışmalar sonucunda Türkiye'de yaşayan kadınların, yüzde 90'ı kocalarının kendilerine psikolojik şiddet uygulayarak bağırdıklarını, hakaret ettiklerini, aşağıladıklarını, küfür ettiklerini ifade ediyor.  Yüzde 47'si ise evli veya beraber oldukları adamlardan şiddet görüyor. yüzde 15'i kocaları tarafından cinsel istismara uğruyor. Bu nasıl korkunç bir rakamdır. Her iki kadından biri, koca bir karanlık içerisinde yaşıyor. Bu kadınlar için evleri birer sığınak değil, tam aksine bir çeşit terör arenası...

İşte tam da bu noktada karşımıza önemli bir detay olarak kadın sığınma evleri çıkıyor. Şiddet gören kadının terör arenasından kurtulabilmesi için kadına seçenek sunmak durumundayız. Kadının var olan yasalardan yararlanabilmesi, hukuk sürecini başlatabilmesi, birey olarak yeniden var olabilmesi için bu şart.   O nedenle kadın sığınma evlerinin önemi çok büyük.

2005 yılında Avrupa Birliği'ne uyum süreci nedeniyle çıkarılan yasaya göre nüfusu 50. 000'i geçen tüm belediyelerde en az bir tane kadın sığınma evi bulunmak zorunda. Kaba bir hesaplamaya göre şu an Türkiye'de 3000 adet kadın sığınma evi olmalıydı. Ne yazık ki bu rakam 20'leri aşmış değil.

Nüfusu 70 milyonu aşmış Türkiye'de kadın sığınma evleri 20 civarında iken 5 milyonluk nüfüsa sahip Danimarka'da bu evlerin sayısı 45. Üstelik Danimarka Hükümeti her yıl 40- 45 milyon Danimarka Kronu'nu bu evler için ayırıyor. AKP Hükümeti'nin ise boş beyanatlardan başka yaptığı bir şey yok. Maço hükümet bu proje için beş kuruş yatırım yapmıyor.

Karşıyaka Belediyesi'nin büyük reklam tahtalarında "çaresiz değilsin" afişlerini görünce aklıma Fatma geldi. "Keşke İzmir'de yaşasaydı. Keşke Karşıyaka'dan geçerken bu afişi görüp yalnız olmadığını anlayabilseydi" dedim. Eğer Fatma buralarda yaşasaydı belediyeye başvurduğu andan itibaren korumaya alınacaktı. Adresinin çok az kişinin bildiği kadın sığınma evine çocuğu ile birlikte yerleştirilecek. Hukuk danışmanı ile birlikte bir psikolog tarafından yönlendirilkecek. Meslek kursuna gönderilecek vegerçekten yeni ve iyi bir hayatın kapılarını aralayabilecekti. Bir deniz yıldızı hikayesi olacaktı Fatma... Bir kadın, bir anne toplumsal dönüşüm projesi ile aramızda var olmaya devam edecekti. Çaresiz olmayacak ve o kurşun hiç patlamayacaktı.  


Tarih: 26/2/2009
9005 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri