Yazdır Arkadaşına gönder
Boşluğun sesi (*)
Oğuz Adanır
Oğuz AdanırAziz Nesin toprağın altından hala bu topluma seslenmeyi, direnmeyi sürdürüyor. Bu toplum o gittikten sonra ona yeniden bir ömür boyu, belki de daha fazla yetecek kadar kara mizah konusu olma özelliği taşıyan malzeme üretti. Aziz Nesin’i hemen her gün anıyor ve Mustafa Sami Paşa, Şinasi’nin cenaze töreninden bu yana çok da değişmeyen içinde yer aldığım aydınlar dünyasına bakıyorum. Evet ülkemde aydın insanlar var, ancak bir intelijentsiya yok.

Benim intelijentsiyadan anladığımsa hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun bu kesime ait bütün insanların birbirlerine sahip çıkmalarıdır. Bu bir mesleki dayanışma, aynı düşünce ve duygular paylaşılmasa bile aynı çevrenin bir parçası olma nedeniyle bir karşılıklı saygı duyma biçimi olabilir, olmalıdır. Akademisyen bile olsalar insanların çok büyük bir çoğunluğu dünyaya ve çevrelerine hala önyargıyla yaklaşıyor ve değerlendiriyorlar. Sizce de artık buna bir son vermenin zamanı gelmedi mi? Birbirlerine sahip çıkmayan, birbirlerine saygı duymayan insanlara toplumun sahip çıkması, saygı duyması mümkün mü?

Bunları yazmamın nedeni birkaç gün önce yitirdiğimiz sevgili Nuri Bilgin ve ondan önce yitirdiğimiz sevgili İbrahim Armağan konusunda neler yazacağımı bilemeyecek bir durumda olmam. Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının hatta üniversitelerdeki öğretim elemanlarının bir bölümünün üniversite adlı kurumun bir toplum için ne ifade ettiğini, etmesi gerektiğini bilmedikleri bir ülkede yaşamak oldukça zor.

Örneğin, sosyal bilimler, insan bilimler toplumsal açıdan ne işe yarar, yarayabilir ya da yaramalıdır gibi bir soruya kaç kişi karşılık verebilir? Bizler büyük bir boşluğa seslenen insanlar mıyız yoksa zaman zaman çıkardığımız seslerin ulaştığı birleri var mı? Seslerimiz genelde çok cılız yankılar bulsa da bizler sevinmeyi bilen insanlarız. Oysa başka ülkelerde belli hedeflere ulaşmış güçlü sesler olduğunu biliyoruz.

Benim aklıma gelen ilk örnek Emile Durkheim. 20. Yüzyıl başlarında Bordeaux’dan Paris’e çağrılan ve kendisine ilk Modern Öğretmen Okulları ya da Eğitim Enstitülerinde çocukları yetiştirecek genç öğretmen adaylarını yetiştirme görevi verilen ünlü devrimci sosyologun en çok önem verdiği konunun ahlak eğitimi olduğu görülmektedir. Bilimsel, akılcı bir ahlak anlayışıyla yetişecek kuşakları yetiştirecek insanları yetiştirmek bir toplumu öyleyse dünyayı olumlu anlamda değiştirmeye çok ciddi ve önemli bir katkıda bulunmak demektir.

Bugün Fransa ve pek çok Modern Avrupa ülkesinde ufak tefek değişiklikler olsa bile büyük ölçüde hala bu ahlak eğitimi anlayışına uygun bir eğitim ve öğretim veriliyor. Aradan yüzyıl geçmesine karşın bugün hala Emile Durkheim’ın kitapları Fransa’da ve bütün dünyada basılmaya, düşünceleri tartışılmaya devam ediyor, yani Emile Durkheim henüz ortadan kaybolup gitmedi düşünceleriyle aramızda yaşamayı sürdürüyor.

İbrahim Armağan, ülkemize sosyal bilimlerde yöntem ve sanat sosyolojisi gibi alanlarda çok önemli sayılabilecek entelektüel bir katkıda bulunmuştur. Emekliye ayrılmadan önce ve sonra Fransa/Bordeaux (Emile Durkheim’ın ilk çalıştığı kurum olan) Üniversitesi’nde dersler vermeyi sürdürmüştür. Bizim ülkemizin sosyal bilimler tarihindeki yeri tespit edilip kendisine gereken önem verilmiş midir? Bundan sonra bu konuda bir şeyler yapacak mıyız?

Nuri Bilgin, Fransa/Strasbourg Üniversitesi’nde dönemin en önemli sosyal bilimcilerinden biri olan Abraham Moles’un öğrencisi olmuş ve onun danışmanlığında bir doktora tezi hazırlamıştır. Özellikle kimlik ve etik konularında sosyal psikoloji literatürüne çok önemli ve özgün katkılarda bulunan, yaşayabilseydi büyük bir olasılıkla belki de daha pek çok önemli yapıt üretebilecek bu dostu da kendisine yaraşır görkemli bir akademik cenaze töreni düzenleyip, beylik ifadelerle andıktan birkaç yıl sonra unutacak mıyız?

İbrahim Armağan, üniversite hastanesindeki son dakikalarına kadar toplumsal projeler üretti. Nuri Bilgin aramızdan ayrılmadan bir, iki gün öncesine kadar çalışma arkadaşlarıyla birlikte hem günümüz akademik dünyası hem de toplumsal açıdan çok önemli olduğunu düşündüğü etik konusunda ulusal bir etkinlik örgütleme hazırlığı içindeydi.

Yaşadıkları kente, ülkelerine, insanlarına böylesine bağlı düşünce adamlarına insanları, kentleri, ülkeleri de aynı bağlılığı gösterebiliyor mu? En azından yaşamları boyunca çalıştıkları üniversitelerle, APİKAM gibi kurumlar düşüncelerini ön plana çıkaran etkinlikler düzenleyebilir, onların anısına düşüncelerine ve akademi dünyasına yaptıkları katkıları daha geniş kitlelere anlatabilecek uzmanların katılımıyla kitaplar yayınlayabilirler.

Ayrıca APİKAM kentte yaşamış, hem kente hem de ülkeye önemli katkılarda bulunmuş bu insanların kitaplarını ve kimi özel eşyalarını müzede oluşturabileceği kente ait bir portreler galerisinde sergileyebilir ve kentin kendilerini unutmayacağını gösterebilir. Yaşadıkları semt sokaklarından birine isimleri verilebilir...

Ben ortadan kayboluncaya kadar onları unutmayacağım, umarım İzmirliler ve ülkemin sosyal bilimler dünyası da unutmaz.

(*) Bu alışılmışın dışına çıkan yazı, sıra dışı insanların anısına yazılmıştır.

Tarih: 9/2/2015
7177 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri