Yazdır Arkadaşına gönder
Biz onu çok istiyorduk...
Fergül Yücel
Fergül YücelGünde kaç milyon insan ölür yeryüzünde
doğar kaç milyon
kaçı yaşadım diyebilirdi
kaçı yaşadım diyebilecek
kaçı günde üç öğün yemek yiyebilirdi
kaçı yiyebilecek


13 Ağustos 1961, gece- N.Hikmet

Bu sıcak yaz gününde dünyanın bütün insanlarının yaşamını, dünyanın bütün insanlarının açlığını, işsizliğini, yoksulluğunu kendine dert edinen kaç kişi var yeryüzünde, kaç kişi var yakın çevremizde?
Eskiden olsa idi (ilk gençlik yıllarımda), ben derdim ki "çoook".

Sömürüye karşı emekten yana, haksızlığa karşı adaletten yana, ayrımcılığa karşı eşitlikten yana, esarete karşı özgürlükten yana tavır alırdık. Derneklerde, partilerde, okullarda, fabrikalarda, sendikalarda, mahallelerde buluşurduk... Geceleyin duvarlara yazılar yazar, afişler yapıştırırdık sudkostikle. Bayraklarımızla, çocuklarımızla, Sümerbank basmasından flamalarımızla çıkardık yollara, sokaklardan caddelere akar, meydanlarda haykırırdık.

Tepkilerimiz vardı yani. Hayallerimiz vardı insanca yaşama dair. Biz çok istiyorduk bunu. İnanıyorduk. Gerçekleşebileceği umuduyla direniyorduk, çabalıyorduk. Uykumuzdan, gezmemizden, dinlenmemizden, sevdiklerimizden, paramızdan pulumuzdan fedakarlık ediyorduk. Güvenli limanlarımızdan ayrılıp azgın dalgalarla boğuşmayı göze alacak kadar cesurduk.

"N'oldu bize? Nerde kaldı gençliğimiz, gençlerimiz nerde?" diyerek hayıflanırken bir mail düştü MSN’ime. Açtım, baktım ne göreyim; "Projelerimiz yok, bir de fedakarlık ve dayanışmayı unutmuş bizim aydınımız” yazıyordu mesajda. İmza; M. Yuluğ...
Hemen telefon açtım, "Mustafa Bey, ne doğru teşhis koymuşsunuz" dedim. "Var mı böyle başka yazılarınız?"...

Mustafa Bey kimdir, ne yazmış diye merak ediyorsanız yazıyı okumaya devam ediniz. Ancak ben aradan çekilmeden sorumu yineleyeyim “ milyonlarca” yanıtı gelebilir ümidiyle:

2008 Ağustos’unun kavurucu sıcağında, memleketlimin açlığını, işsizliğini, yoksulluğunu kendine dert edinip; sudkostik kovalarıyla sokaklarda afiş yapıştıracak, bez pankartlarıyla mitinglere gelecek, bozuk-dar ve yokuş sokaklardaki evlerin kapılarını çalıp içerdekilerin dertlerine ortak olacak, geceleyin evlerde bir çaydanlığın başında oturup daha insanca bir yaşama dair fikir soracak, cılız ışıklı odalarda projeler oluşturacak, inanacak, güvenecek, inancı uğrunda çalışacak, kaç kişi var çevrenizde?


"Ben buradayım" diyen bir aydın olarak Mustafa Yuluğ'un düşünceleri


- İktidar sahipleri ne ile iştigal ediyor?

- Bizim geleneğimiz enderun geleneği. Bu gelenek özellikle yakın statüdeki insanların padişaha yaranma yönünde rekabet etmesini gerektirir.Bu yüzden de kolay klikleşip çeteleşiyor, kendimize hep yeni padişahlar arıyor, gerektiğinde bu amaçla tarihten de yararlanıyoruz. Bir de son Osmanlı dönemindeki ünlü paşalardan biri, galiba Fuat Paşa, şöyle bir laf etmiş bir yabancı gazeteciye: 'Bizim ülkemizde halkın bir gücü yok. Bir şeyler yapabilmemiz yabancı devlet yada devletlerin desteğini elde etmemize bağlı.' Bu cümle de yakın tarihimizdeki birçok olguyu aydınlatıyor gibi. İnsanlar üzerinde iktidar sahibi olanların sürüyü itaatli tutma açısından başvurdukları yöntemlerden biri uyduruk sorunlar (İngilizce'de 'false issue' denir) yaratarak beyinsiz kalabalıkları birbirine düşürmek ve böylece gerçeklerin gözden uzak tutulmasını sağlamaktır.

- Muhalefet ne yapar?

- Bir ülkede muhalefet hareketlerinin doğru ve gerçekçi teori, liderlik ve eylemlere dayanması gerekir. Bizim yüksek öğrenim yıllarımız 27 Mayıs hareketine giden dönem içindeydi. CHP çok sert bir muhalefet yapıyordu. Temel temalar hakim teminatı, ispat hakkı gibi konulardı. 27 Mayısı gerçekleştirenlere soruluyor hangi kitapları okudunuz, diye. Çoğunluğu Beyaz Zambaklar Memleketi adlı kitabı okumuş ve aklımda yanlış kalmadı ise, işte o kadar. Yeni Anayasa yapılıyor ama insanlarımız onu mu yiyip içecek. Bunun üzerine adları pırıltılı üniversite öğretim üyelerine baş vuruluyor ne yapalım, diye. Tabi, onlarda da pek bir şey yok. Hatta bir ara yeni bir üniversite kurulması yönünde epey bir öğretim üyesi kurumlarından atılıyor ama sonra geri geliyorlar. Lafı şuraya getireceğim. Muhalefet o dönemde halkın gönencini gerçekten yükseltecek somut öneriler üzerinden kavga verseydi 27 Mayıs hareketi bir ölçüde de olsa hakça bir düzen kurma açısından olumlu sonuçlar yaratabilecekti belki. Şimdiki muhalefet yine öyle... Liberal düzen iktidarları işsizlik, açlık, yoksulluk, kadın ve çocukların ezilmesi, kaotik yerleşme ve kentleşme, soygun, rüşvet ve yolsuzluk, kaçakçılık, mafyasal uygulamalar, kötü gelir ve servet dağılımı gibi çelişkilerin gelişimini önleyemiyor. Yalnızca rol gereği yapılmıyor ise, gerçek muhalefetin de bu çelişkiler üzerinde devinmesi ve somut biçimde sorunların nasıl çözülebileceğini projelere dökerek bütün topluma duyurması gerekmez mi?

- Tayinler ve görevlendirmelerde liyakat var mı?

- Liyakatı yok eden bazı öğeleri şöylece sıralayabiliriz :
- Memleketlilik, köylülük, aile, akraba, eş- dost, arkadaş, okul, klik, meslek, aşiret dayanışmaları.
- Kökensel ve etnik dayanışmalar, milliyetçilik dayanışmaları : İbrani, Kürt, Çerkez, Süryani vb. asıllıların yada ilkel milliyetçilerin birbirlerini desteklemeleri, gibi.
- Partililik dayanışmaları : Özellikle seçilmişler, yeniden de seçilebilmek için işe alma ve yükseltmede bu tür dayanışmalar içine girerler.
- Cahillik dayanışması : En çok rastlanan bu tür dayanışma cahil niteliğiyle yükselmiş birinin kendisinden bilgili insanların önünü kesmesidir. Özellikle üniversitelerde çok rastlanan bir dayanışma türüdür.
- Avanta ve suç örgütü dayanışmaları : Gümrük yada uyuşturucu kaçakçılarının işlevsel kişileri kritik görevlere getirtmek için ağırlık koymaları, banka soyguncularının amaçlarına uygun banka yöneticileri saptamaları, ilaç ve tıp cihazı tacirlerinin sağlık kurumlarında yönetici seçimlerini etkilemeye çalışmaları, büyük ihaleler hatırına belli kişilerin politikaya sokulup bakan, belediye başkanı, milletvekili yapılmaları, paralel hedefler için basın patronlarının iş takipçisi robot kalem yetiştirmeleri bu bağlamda en azından söylentisi dolaşan örnekler olarak gösterilebilir. CNN' de izlediğim bir programda bir Amerikan yetkili New York polisinin önemli bölümünün uyuşturucu kaçakçılarıyla işbirliği içinde olduğunu ileri sürmüştü. Bir valimizin de benzer bir konuya ilişkin olarak, "bütün bu rezillikler bazı yetkililer katılmadan yapılabilir mi?dediğini yine gazetelerde okuduk.

- Yoksulluk ne boyutta?

- Birleşmiş Milletler Gıda Programı sözcüsü Jean Ziegler adlı İsviçreli bir 'gerçek' profesör var. 2003 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşi sırasında neler neler diyor: 'Dünyada bir milyar 200 milyon insan mutlak yoksulluk içinde yaşıyor... 2001 yılının her iş gününde yaklaşık bir trilyon dolar el değiştirdi. Bu miktarın yalnızca yüzde 13'ü ticari borçlar karşılığı idi. Geri kalan yüzde seksen yedi ise üretime dayanmadan ortalıklarda dolaştı. Dolaşımdaki sermaye gezegenimizde üretilen yıllık mal ve hizmetler değerinin on sekiz katı kadar... ' Avantacıların belalısı durumundaki bu zat bir de ne demiş, biliyor musunuz... 'Eşitsiz ve dehşet verici bir dünya yaratan ve giderek vahşileşen bir borsa simsarları, spekülatörler ve mali haydutlar çetesiyle karşı karşıyayız... Ama denetimi kimler yapacak, kimler patronlarını yönlendirecek...

- İşsizlik nasıl çözülecek?


- Para fonları nasıl kullanılıyor?

- Fonları yönetenler dünyamızın esas yönetici ve merkez bankacıları. Aslında, bütün yönetimler bir anlamda bunlara çalışıyor. Hükümet devirme desen bunlarda, vergi cennetleri kurmak ve işletmek bunlarda, uyuşturucu, petrol, mafya, savaş ve silah piyasaları da bunların 'vesayetinde'.

Bu paraların, fonların denetlenmesi, akışlarının en azından gelişen ülkelere zarar vermeyecek biçimde yönlendirilmesi gerek. Ama denetimi kimler yapacak, kimler patronlarını yönlendirecek... Fonun rahiplerini terslemek de bizim işimiz olsun...

- İktidar veya muhalefetin icraatları denetleniyor mu?

- Müsteşar yardımcısı olarak atandığım Çalışma Bakanlığı'nda temponun maliyeye göre daha bir ağır olduğunun farkına varınca Bakanlığın adını ikinci hecenin vurgulanarak okunduğu hale getirdim. Türkçe'nin kolaylıklarından biri de bu. Planlama, ulaştırma, tanıtma gibi kelimelerin vurgularını ayarlayarak gerçeği ifade etmek mümkün. Örneğin, ülkemizde yapılan planlama çalışmaları, gecekondu bölgeleriyle çevrili kentlerimizin de açıkça ortaya koyduğu üzere, 'la' hecesinin vurgulanmasını gerektiriyor.

- Aydınlar ile halk arasında nasıl bir bağ var?

- Okumuş kardeşler halka yol gösterecekler, işsizliğine, yoksulluğuna umar olacaklar. O zaman da unvanları aydın'a çıkacak ama nerde... Okumuşlar halklarınınki yerine kendi iktidarsızlık sorunlarına çözüm arıyorlar. Bunun için partiler, dernekler kuruyorlar ve buralarda halk, sorunları bağlamında, ancak eser miktarda ele alınıyor. Neden bu böyle? Çünkü okumuş ile halkın sorunları arasında var olması gereken ilişkiyi eğitim düzeneği ( mesleki eğitim dahil) ile ahlaki ortam yok ediyor. Okumuşun kafasına başka dönem ve halklar için geliştirilmiş reçete ve dogmalar zerk edilmiş. Ne uyduruk yazarlar 'filozof' diye, ne uyduruk edebiyatçılar 'şair' diye ve ne toplumsal sahteciler de bilim adamı diye yutturulmuş.Örneğin, bizim divan edebiyatımız modern Fransız şiirinin çok üstündedir. Ama insanlarımıza Fransızca öğretilmeye çabalanırken kendi dilleri bir ölçüde pas geçilmiş. Attila İlhan'ın çok beğendiğim bir lafı var : 'Kendi kendini sömürge yapan tek ülke Türkiye.'

- Artık bir şey değil, çok şey yapmanın zamanı gelmedi mi?

- Aslında, bütün kalkınma sorunlarının birlikte ele alınıp çözümlerin kapsamlı bir model içinde değerlendirilmesi gerek. Bu amaçla, dernek olarak, 'Yoksulluk ve Yolsuzluktan Kurtuluş Kurultayı' toplamak için bütün makamlara, partilere ve seksen küsur üniversiteye davet gönderdik. Yalnızca üç üniversite ile Cumhurbaşkanlığı'ndan yanıt alabildik. Gençlerimiz boş yere işsiz geziyor, kadınlarımız karnına sıpa, sırtına sopa rejimine tabi yaşıyor. Bütün bunlar sorunları çözmek şöyle dursun daha da ağırlaştıran insanlarımızın, tersine liyakat düzeni sayesinde söz sahibi olmalarından kaynaklanıyor...

Ülkemizde en azından iktidarlar kadar sorunlu muhalefet vardır, diyebiliriz. Öyleyse muhalefet adıyla işlev yapan partileri ne yapalım... Bence halk olarak bütün yöneticilerini işsiz bırakacak biçimde ağırlığımızı koyalım.

Gençliğimizde ben ve benim gibiler kendimizi çok önemser, haklı bulur ve dolayısıyla bir dönemde halkın aklını başına toplayıp bizlere etkili olma yolunu açacağına pek inanırdık. İktidar olmanın çok özel yöntemler gerektirdiğini, her şeyin başında da güç odaklarını iyi tanımak ve en yaşamsal olanlarıyla uzlaşmak zorunluluğunu geç de olsa öğrendik ama epey sonra...



Dr. Mustafa Yuluğ kimdir?


Maliye Müfettişliği, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcılığı, Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, Dünya Bankası Uzmanlığı, TC (Kıbrıs) Yardım Kurulu Başkanlığı, Maliye Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği gibi görevlerde bulundu.

Hacettepe Üniversitesi, TODAİE, Kara Harp Okulu, Ankara İktisadi Ticari Bilimler Akademisi, Maliye Okulu ve Maliye Meslek Yüksek Okulu’nda iktisat, maliye, muhasebe ve kamu yönetimi öğretti.

Emekli oldu. Yeminli mali müşavirlik yaptı. Onursal Maliye Müfettişi diye üçlü kararname ile verilmiş bir unvanı da var. İkisi İngilizce yedi kitap ve 50 dolayında bilimsel makale ve bildirisi yayımlandı.


Tarih: 12/8/2008
7458 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri