Yazdır Arkadaşına gönder
Benjamin'e mektuplar - 1
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak KabanKısa tatil sona erdi. Dünyadan habersiz iki kişilik dünyada; bir kanepede iki yetişkin, bir köpek, bir kedi nasıl yaşar deneyimleri, bir günde beş film birden, şarabın yanında hazırlanan uydurma atıştırmalıklar, bol felsefe, yazar, yönetmen tartışmaları, kelime oyunu, trivial pursuit dönencesi...

Dostlar sağ olsun yalnız bırakmadılar bizi. Ama sözümüz sözdü. Ne kitap ne haber kanalı... "Dünya bir yana, Türkiye öbür yana, biz mümkünse hepsinden uzak bir diyara" dedik mi? Dedik. Yaptık mı? Yaptık.

Da... Ne oldu? Gazeteci virüsü bulaşmış kan yerinde durmuyor. Tatil bitti. Hop haber kanalı, hop internette dolaşmalar... Aman ya rabbi... Dünya aynı dönüyor da... Ülkede gündem yerinde durmuyor! Kısacık tatil süresince geriye dönük tarama yapmak bile işkence. Hiç bitmesin tatil!

Tekel işçileri ölümle randevuya hazırlanırken, iktidar sahibi aba altından gösterdiği sopayı gün yüzüne çıkarmış. Dayakla tehdit eden öğretmenler gibi parmağını sallaya sallaya konuşuyor. Genel grev ilan edilmiş. Memlekette tık yok. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesi almış başını yürümüş. Şaşırdım mı? Hayır... Ama yine de insan şöyle ağız tadıyla bir genel grev havası solumak istemiyor da değil hani?

İşin dram kokan komik yanı artık gelenekselleşmeye başlayan hükümet açıklamaları... Her eylem öncesi ve sonrası boğazdan gelen tok bir sesle yapılan; "Eylem, miting, grev vb. demokratik bir haktır. Ama bu değil..." denmesi... Hani biri çıkıp anlatsa, ‘demokratik haklarımızı’ nasıl kullanacağımızı. Bir broşür bastırsalar veya THY hosteslerinden rica etseler. Hayır, işin daha da komiği son durumu bakanlardan birinin, pek bir ideolojik bulması... Bey bey... Ekmek parası nedir bilir misin sen?

Ama yine memleketimle gurur duydum. Yaşa sen İzmirli... Tam destek, hep destek... Hayat durmuş buralarda o gün, ne güzel... Dolmuş şoförleri bile çalışmamış ya gönülden saygılarımı sunuyorum destek veren herkese. 

Ben bunun ardından bir başka Ergenekon dalgası beklerdim ama bu sefer taktik değişmiş, Meclis birbirine girmiş. Kafa atanlar, kolları sıyırıp pehlivanlığa soyunanlar, suratlarından, gözlerinden şiddet akanlar... E bu beklenirdi doğrusu. Pek yakıştı. Size yakıştı da altında durduğunuz çatı size yakışmıyor onu ne yapacağız? Az öteye beyler, Meclis yakınlarında bir boş alan, park falan vardır...

Ha bir de tüylerimi diken diken eden bir başka haber. Güldal Mumcu’ya yapılan saldırı... Güldal Mumcu, Meclis Başkan Vekili... Bülent Arınç, eski başkanlardan. Şimdi sahne şu; Arınç kapıyı açıyor ve hiddet dolu bir sesle Mumcu’yu paylıyor. Bunu neden yapıyor? Ona göre Güldal Hanım, Meclis'i yönetemiyor. Ama çözüm bu beğenmiyorsan azarla, tartakla, döv, geri yolla... Zaten kadın haliyle Meclis binasında olması büyük hata... Sayın Arınç, zannederim meclis iç tüzüğünde konuyla ilgili bir madde olacak, bir zahmet açıp okuyunuz. Konu ile bir sıkıntınız varsa paşa paşa orada bir tartışma açtırıp bunu demokratik bir şekilde halledebilirdiniz. Şiddete meyaliniz vallahi dertten...

Gelgelelim Meclis tartışmalarının odağındaki olaya... Başbakan'ın eşi türbanlı olduğu gerekçesi ile GATA’ya alınmamış... Bence alınmalıydı. Sadece o değil, herhangi bir türbanlı, örtülü hasta yakınının, hastanın alınmaması durumu kabul edilemez. Ama neden şimdi? Neden yıllar sonra açıldı bu mevzu, aklım oraya takıldı kaldı? Türban siyasilerin adeta manevra aracı oldu.

Ama şu bir gerçek Benjamin, eğer bu doğruysa gerçekten büyük ayıp etmişler. Neden mi? Doğruysa diyorum, çünkü hemen ertesinde biri eski milletvekili olan birkaç kişi başörtüleri ile GATA'ya girebildiklerini söyledi. E insan bunca şaibe içerisinde ne yöne bakacağını düşünüyor elbette.

Durum bundan ibaret değil elbet... Ülkede şöyle bir hava da hala hâkim; saldım çayıra Mevla kayıra... Suni gündem maddeleri bolca salınıveriyor ortalığa ki, millet ocakta kaynayan yemeği unutsun. Bol çene karın tokluğu yapıyor sanırım. Sürekli konuşan bir toplum olduk da gün be gün esnaf kepenk kapatıyor. İşsizlik almış başını gitmiş. Umutsuz, güvensiz bir gençlik geliyor ardımızdan ayaklarını sürükleyerek... Kimin umurunda?

Tarih: 7/2/2010
8240 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri