Yazdır Arkadaşına gönder
Benim canım Aşil topuğum...
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak Kaban“Kim mutlu ki, sen mutsuz olmuşsun dert ediyorsun” diye sordu. Pazen elbisesinin çiçeklerine koymuştum başımı. Kavruk, buruş buruş, çok yaşamışlıktan olsa gerek bir deri bir kemik kalmış ellerini, saçlarımda gezdirdi. “Birkaç tane bit var kıvırcıkların arasında, ayıklamak lazım” dedi. Elleri başımda gezinirken tır tır etti.

Göğsü, bir güvercin ürkekliğinde çarpıyordu. Gümbür gümbür nefes alışverişini karnından duyabiliyordum, bu huzur veriyordu. Tülbendinin kenarlarını kulak arkasına itelemiş, tuğra işlemeli altın küpelerini sallandırıp, kınası çoktan akmış, beyazın grisine vurmuş saçlarının örgülerini yokluyor, “Hadi” diyor, “Uyu şimdi, derin ve kesintisiz uyu ki sabaha mutlu uyan”...

Her akşam, bu umutla kapatıyorum gözlerimi; derin ve kesintisiz uyuyup sabaha mutlu uyanmak için, ama ne mümkün. Oysa sabah güneşi, çoktandır dik gelmiyor pencereye. Aksine bir anne şefkati ile yanaşıyor tüllerin ardından, usulca, yumuşacık vuruyor yatağa. Yeni bir güne uyanmak isteyip istememek; işte bütün mesele bu. Uyanıyoruz mecburen. Kalp, kanı pompalamaya, akciğer, havayı alıp vermeye, beyin, tam işleyişine devam ediyor- her ne kadar arada bir pürüzü bol oyunlar oynamayı sevse dahi- artık şaşırmaya alıştık, o gün de şaşıracak bir şeyler olacak biliyoruz bunu, hayat bu demek değil mi; büyüdük çok şükür.

Oysa eskiden, anne kedilerin eniklerinin sayısını bilmesine, kargaların gagalarında cevizle yükselip sert zemine bıraktıkları meyvenin kabuğunu çatlatıp, yiyişine, karıncaların onlarca yuva arasında kendilerinkini ezbere bilişlerine şaşardık. Uçakların, gemilerin onlarca ton ağırlıklarına rağmen nasıl uçup, yüzebildiklerine de. Sonra... Sonra yüreğin onca ağırlıkla yaşayabildiğini öğrendik ya...

Dünyanın bir kara kutusu vardır belki, belki patlayıp un ufak olduğunda, evrenin karanlığında o kara kutuyu bulacak bir başka medeniyet çıkar. Çıkar da, kendilerine insan adı vermiş memeli sürüsünün vahşetini, vicdansızlığını bilirler, bilirler ki ‘tarihten ders alınacak uygarlıklar’ adı altında çocuklara anlatırlar. Umarım.

“Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de dönüp bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz...” tekerlemesi ile başlardı nenem masallara, tüm anlattıkları içinde beni dehşete düşüren bu sözler olurdu; onca yol tepip ardına baktığında hiç ilerlememiş olmak. Bilmiyorduk o zamanlar masalların büyülü gerçekliklere oranını. Büyüyünce öğrendik. Binlerce yıllık insanlık tarihinin en sefil dönemlerinde yaşadığımızdan olsa gerek omuzlarımızdaki meleklerin bile bizi terk ettiğini biliyorum. Tanrının ise yaşlı gözlerle yas tuttuğunu da...

Evrimden bize kalan yeşilin tonlarını diğerlerine göre daha iyi seçişimiz olsa gerek. Bir tek o. Maymunların kabile halinde yaşayıp, bölge, su, yemek ve seks için savaşmalarından bugüne değişen bir şey yok. Onlarca savaşın üzerinde kan kokusuna, katliam şevkinden vazgeçmemizin nedeni insani duyguları geliştiremememiz olabilir mi? Taştan, ağaçtan arabaya, bilgisayara, televizyona, telefona dönüştürdüğümüz alet edevat kullanabilme yeteneğini, zirveye ulaşırken iyi insan olma özelliklerini bir bir kaybedişimiz arasında da bir ters orantı olmalı. Bazı bilim insanlarının dediği gibi, belki evren orantı üzerine kurulu bir denge tahtası üzerinde yol alıyordur.

Oysa yaşamdır en değerli olan, insanı diğer canlılardan ayıran ise vicdanıdır. Vicdan insanlığın Aşil topuğu...

Kan ve gözyaşı hamurundan karılışından bu yana Dünya, yalnızlığı içerisinde, kara deliğe doğru yol alıyor. Paranın en büyük din olduğu bugünlerde şaşkınca şaşırabilmek ise hala Aşil topuğu sağlam kalanlara mahsus... Onlar ki giderek azalan sayıları ile büyük mutsuzluklara gebe. Hala hiç tanımadığı, dilini, huyunu, suyunu bilmediklerine üzülebilenlere selam olsun. Tüm sınırları silebilenlere, bir ağaca sarılıp ağlayabilenlere...

Çocuklarınıza her gün yarım saat merhamet ve vicdan dersi veriniz. Belki çok zengin olamayacaklar, çok başarılı ve parlak etiketleri de olmayacak aksine genel mutsuzlardan sayılacaklar, ama Aşil topuklarından vurulmayacaklar, hayatta var olmalarının bir kıymeti olacak.

Tarih: 29/9/2014
8635 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri