Yazdır Arkadaşına gönder
Basmane'nin ortasında çifte minare
Yaşar Ürük
Yaşar ÜrükBundan böyle Kent-Yaşam'a yazdığım yazıların aynı başlık altında, çeşitlilikler gösteren konulardan olmasına özen göstereceğim. Ana mekanımız elbette gene İzmir olacak. Ancak bu yazıdan itibaren bu köşede yazacağım yazılarda "İzmir'in gizemleri"ni aktarmaya çalışacağım...

Bu gün İzmir'in eski mahallelerine doğru bir yolculuk yapacağız; Fettah Mahallesi'ne...

Bu mahalle 17. Yüzyıl ortalarında şehrin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan Türk mahallelerinden biridir. 19. Yüzyıl ortalarında gerek kapladığı alan gerekse nüfus açısından şehrin en büyük üçüncü Müslüman mahallesi olan Hatuniye; her biri bir cami çevresinde toplanmak üzere dört bölgeye yayılmıştır. "Hatuniye", "Fettah", "Çorakkapısı" ve "Abdullah Efendi" adlarını taşıyan bu bölgelerden her biri, 1885 yılında İzmir'de muhtarlık teşkilatı kurulması nedeniyle mahallelerin yeniden düzenlenmesi üzerine bağımsız mahalle statüsü kazanmışlardır.

Bu mahallelerden Hatuniye Mahallesi'nin adı, daha sonraları "Kurtuluş", Fettah Mahallesi'nin adı ise "Akıncı" olarak değiştirilmiştir.

Günümüzdeki Akıncı Mahallesi; Kuzey yönünde İsmet Kaptan; doğu yönünde Etiler ve Faikpaşa, güney yönünde Altınordu ve Pazaryeri mahalleleri ile çevrilidir. Mahallenin batı yönünde ise Hurşidiye Mahallesi bulunmaktadır. Mahalleye bu ad, İzmir Belediye Meclisi'nin 11 Şubat 1937 tarihli toplantısında alınan kararla verilmiştir.

Bölgede "Fettah" adı yalnızca tarihçesini aktaracağımız cami dışında iki sokakta da görülür. Bunlardan biri "Büyük Fettah Sokak"tır. Akıncı Mahallesi'nde yer alan bu sokağın günümüzdeki numarası 1298'dir. Diğer sokak olan "Küçük Fettah Sokak" ise günümüzde 1299. Sokak olarak anılmaktadır.

Konak ilçesine bağlı, Akıncı Mahallesi'nin en önemli yapılarından biri, 1298. Sokak'ta bulunan Fettah Camisi'dir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1671 yılında İzmir'e gelen Evliya Çelebi'nin bu camiden söz etmesi nedeniyle, 1670 yılında önce inşa edildiği söylenilebilir. Cami ve bitişiğindeki medrese Türkistanlı Hacı Abdülfettah Efendi tarafından yaptırıldığından dolayı bu adla veya kısaca "Fettah" adıyla anılmaktadır. Bazı eski kaynaklar, Abdülfettah Efendi'nin aslında bir "Akıncı" olduğu bilgisini aktarmaktadır. Akıncı Fettah Ağa vefat ettikten sonra vasiyeti üzerine caminin içine gömülmüştür. Mezarı yakın zamana kadar caminin alt katında ve bina içinde bulunmaktayken, son onarımda ciddi zarar görmüştür.

1843, 1861, 1934 ve 1957 yıllarında onarım gördüğü bilinen cami yakın tarihe kadar iki minareye sahipti. Önceleri tek minareli olan camiye Kalbucuzade ailesi tarafından yaptırılan ikinci minare 2013 yılında tamamlanan restorasyonda yıkılmıştır.

Fettah Camisi, Kadifekale'de bulunan Hava Şehitleri Camisi'nin ikinci minaresi inşa edilinceye kadar, İzmir'de iki minaresi olan tek camidir. Cami, aslında tek minareli olarak inşa edilmiştir. Caminin bulunduğu alan, mahalle içi bulunduğundan vakfiyeleri de ev olarak yapılmıştır. Fakat sonraki yıllarda bunların vakfiyelerine ait belgeler kaybolmuştur. Bu nedenle son restorasyondan önce, müezzinin oturduğu ev bile vakfiyeye dahilken, sonraları müezzine kira ile verilmeye başlanmıştır.

Aslında, günümüz vakıf eserlerinin durumu ciddi incelenmeye ve tartışmaya açık bir konudur. Osmanlı döneminde tüm eser sahibi varlıklı kişiler, bu eserlerin yaşaması için, değerli mal varlıklarıyla arazilerini ya da buralardan gelen gelirleri vakfetmişler ve eserlerin yaşatılmasını vasiyet etmişlerdir. Bu işi yasa gereği günümüzde Vakıflar teşkilatı sürdürmektedir. Ancak özellikle İzmir'deki vakıf eserleri gelirlerinin nasıl kullanıldığı muamma bir konudur. Bu vakfiyelerin çoğunun ne olduğunun bilinmediği, bilinenlerin de vakfedilen eser için kullanılmadığı çok açıktır. Ecdadımızın mirasının vakfedilen eserler için hakkıyla kullanıldığını söylemek ne yazık ki göründüğü şekliyle pek olası değil.

İzmir'de gerek vakıflar gerekse yerel yönetimler tarafından yapılan restorasyonlar uzmanları tarafından ciddi şekilde eleştiriliyor. Ayrıca şehrimizin bu güne kadar elle tutulur düzeyde ve kalitede kültür envanterinin çıkarılamamış olmaması da ayrı bir sıkıntı. 1. Ulusal Mimarlık Dönemi'nde inşa edilmiş yapıları 1850'lere tarihleyen, bu nedenle mimarlık tarihini hiç bilmedikleri anlaşılan kişilerin hazırladığı yayınlar da doğal olarak depolarda çürümeye mahkumdur.

Bu sağlıksız restorasyondan tarihi Fettah Camisi de nasibini aldı ve bugünlerde tamamlanan ve adeta o güzelim tarihin yeniden inşa edildiği çalışma sonunda İzmir'imiz bir tarihi yitirip, söz yerindeyse Çin malı bir cami sahibi oldu. Eğer biraz sanat tarihi ile ilgiliyseniz, ecdadımızdan kalan eserlere gözümüz gibi bakılması gerektiğini düşünüyorsanız; caminin kapısından içeriye bakmanızı önermem. Minaresi olmasa, göreceğiniz yapıyı cami sanmayabilirsiniz.

Oysa caminin, daha yakın zamana kadar var olan biçiminde, iç mekandaki direkleriyle İstanbul'daki Yerebatan Camisi'ne benzediği söylenebilir. Bir dönem namazlık kısmında oldukça zengin bir kitaplığın da bulunduğu bilinen Fettah Camisi'nin girişe göre sol köşesinde Eyüp Sultan Camisi'nin oldukça görkemli bir maketinin de bulunduğu bilinmektedir. İçi elektrikle aydınlanan Eyüp Sultan Camisi maketinin, cemaatin önünde bütün haşmetiyle parıl parıl parladığı bilinmektedir.

Caminin eski biçiminde, namazlık kısmında iki sıra kolon üzerinde, kadınlara ayrılan ikinci bir kat bulunmaktaydı. Başlangıçta birinci sırası mihraba doğru, enlemesine de hoca kürsüsüne kadar kolonlu olan ibadet alanının büyütülmesi için camide 1957 yılında önemli bir onarım yapılmıştır. Öte yandan, aynı semtte yaşayan ve vefat ettiği 1908 yılına kadar uzun yıllar Kuran hocalığı yaparak birçok hafız yetiştirmiş olan Hediye Hocahanım'ın ders kürsüsünün de yakın yıllara kadar, caminin içinde bir hatıra olarak saklandığı bilinmektedir. Bu gün ne yukarıda söz ettiğim maket ne de kürsünün nerede olduğu bilinmemektedir.

Caminin eski halinde dış avlu kapısından girilince orta yerde, sonradan hayrat sahipleri tarafından inşa edilmiş, çok musluklu bir şadırvan ve avluda ayrıca yüksekçe ek bir bina bulunmaktaydı.

Gelelim Fettah Camisi'ndeki gizeme…

1957 onarımından önce, caminin içine girmek için de sağda ve solda iki büyük kapı mevcuttu. Birinci kapıdan girenler, hemen karşı tarafta örülmüş bir pencere yeri görürlerdi. Aslında burası caminin inşasında minare kapısı olarak yapılmıştır.

Rivayete göre, bir gece, duyduğu tıkırtıdan kuşkulanarak camiye giren dönemin müezzini, içeride bir insan hayali görür. Daha "Kimsin? Nesin?" diye sormaya zaman kalmadan, o hayal minare kapısından içeri girerek kaybolur. Müezzin de ardından minareye girer ve şerefeye çıktığında, o hayalin gökyüzüne yükseldiğini görür. İşte o kapı hemen ertesi gün örülür ve dıştan başka bir kapı açılır.

Fettah Camisi, önceki dönemlerde 1904 yılında yine esaslı bir onarım görmüş, 1928 yılında bir yangın geçirmiş ve yine ciddi bir onarımdan geçirilmiştir. 1908 yılında ise dönemin Selanik Vilayeti'ne bağlı bir kaza olan Kılkış ve biraz kuzey bölgesindeki Doyran'dan gelen göçmenlerin barınmasına tahsis edilmiştir. Günümüzde Kılkış, Yunanistan, Doyran ise Makedonya sınırları içinde kalmıştır.

Fettah Camisi'nin günümüzde artık var olmayan ikinci minaresinin yapım öyküsü de ilginçtir. 1959 yılında, İzmir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, caminin orijinal minaresi için "Yıkılabilir" raporu verir. Rapor üzerine minarenin temel kısmı açılarak toprak sondajı yapılır ve altında görenlerin "İçinde at oynatılacak kadar geniş" tanımlamasıyla tarif ettiği birkaç galeriye rastlanır. Bu nedenle minarenin yerinin değiştirilmesine karar verilerek eskisinin sağ yönünde yenisi inşa edilir. Daha sonra eski minarenin yıkılma tehlikesi olmadığı anlaşılınca, cami iki minare ile kalır.

Bir dönem oldukça kalabalık bir cemaati olduğu bilinen Fettah Camisi'nde her Ramazan gecesi, teravihte en az 1500 kişinin namaz kıldığı bilinmektedir.

Geçmişi incelediğimizde, Fettah Camisi'nin ilk imamının kim olduğu ile ilgili bir kayda şu ana kadar rastlayamadık. Ancak 20. Yüzyıl başında Süleyman Efendi adında, İzmir'de Kur'an okumasıyla çok tanınmış bir imamının bulunduğunu biliyoruz. Camide Süleyman efendiden sonra Tilki Hoca adında bir din adamı imamlık yapmıştır.

Tilki Hoca, İzmir'de hitabetiyle tanınmış, güzel konuşan ve çok güzel dua okuyan bir hocadır. Sultan Reşat'ın vefatında (3 Temmuz 1918) Tilki Hoca, cenaze töreninde bulunmak için çeşitli yerlerden İstanbul'a davet edilen hocalar arasındadır. Törende sıra Padişah için duaya gelince, ön safta bulunan Tilki Hoca hemen ellerini açar ve İstanbul'un saraya mensup ve namlı hocalarından tez davranarak güzel sesiyle dua okumağa başlar. Hocanın oldukça etkili okuyuşunu beğenen mabeyn mensupları, Tilki Hoca'ya ihsanda bulunurlar.

Fettah Camisi'ne Tilki Hoca'dan sonra imam olarak Sarı Hafız atanır. Fettah Camisi'nin bilinen müezzinleri arasında da öncelikle Mahir Hoca'yı söylemek gerekir. Daha sonra Hatuniye Camisi'nin müezzini Naki Hoca gelir. Benim ilk gençlik yıllarımda caminin müezzini Galip Hoca'dır. Galip Özfescioğlu, döneminde Tilkilik'in en eski sakinlerinden olup semtte birçok camide müezzinlik yapmıştır.

"İzmir'in gizemleri"ne gördüğü, yakışmayan onarım nedeniyle gündeme getirmek istediğim Fettah Camisi ile başladım. Darısı nicelerine.

Sevgiyle kalın...



Tarih: 10/2/2014
10710 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri