23 Ağustos 2017 Çarşamba
   Yazdır Arkadaşına gönder
Atölyeden sanat merkezine
Saadet Erciyas
Saadet Erciyas160 yıllık yol atölyesi binası işlev değiştiriyor, sanat merkezine dönüşüyor

Temeli 1857 yılında atılan, İzmir-Aydın demiryolunun başlangıç noktası, Alsancak Gar Kompleksi'nin hemen yanı başındaki eski Yol Atölyesi bambaşka bir işlev üstlenmeye hazırlanıyor. Fransızlar tarafından yapılan, akılcı mühendislik uygulamalarıyla dikkat çeken ve yaklaşık 160 yıldır ayakta duran bina çok yakında bir eğitim ve sanat merkezine dönüşecek. Yapıda ayrılan 375 metrekarelik bölümde, bölgedeki ibadet mekanı ihtiyacını karşılarken, halka açık tuvaletler de yine önemli bir başka ihtiyacı gidermiş olacak.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'ndan alınan izinle gerçekleştirilen "Alsancak eski yol atölyesinin eğitim sanat merkezi ve mescit olarak düzenlenmesi projesi" kapsamında söz konusu alanda 200'er kişilik iki konferans salonu, seminer salonları, bürolar ve atölyeler, iki katlı bir kafeterya, 2 bin 500 metrekarelik açık sergi alanı bulunuyor. Projede tuvaletler de engellilerin kullanımına uygun olarak tasarlanmış.

Duvarlar yıkılıyor, eyvah!

İzmir'de tarihi bir binada yıkım başladı mı, hemen sesler yükselmeye başlar. “Acaba neden yıkılıyor, yıkılırken orijinal yapıya zarar veriliyor mu? Yoksa yine tarih katledilip yeni bir alışveriş merkezi mi geliyor?” diye endişeleniriz. İzmirliler’in yıllarca önünden geçip gittiği ve Devlet Demiryolları’na ait Gar Mescidi'nin arkasındaki yapıda içinde ne olduğunu pek de bilmediği eski Yol Atölyesi'nin duvarları yıkılıp, karşımıza çırılçıplak çıkınca da aynı şey oldu. Sorularımıza yanıt aramak, yıkılan duvarlarıyla gündemimize yeniden giren bu devasa yapının nasıl değerlendirileceğini öğrenmek için, projenin restorasyonunu üstlenen Yüksek Mimar Onur Özbaşbuğ'u ziyaret ettik.

İZBAN binasının içinden geçip, demiryolu hattına paralel yaklaşık 220 metrelik bir yolu yürüyerek geldiğimiz şantiye binasında yolda gördüğümüz yoğun faaliyeti soruyoruz öncelikle. Onur Özbaşbuğ, levantenler tarafından yapılan İzmir in Kemer istasyonundan sonra yapılan en eski ikinci istasyon binası olan 1858 yılında tamamlan ve koloniyel mimari olarak da adlandırılan bir mimari tarzı olan eski Yol Atölyesi'nin, yapıldığı ilk dönemlerden bu yana ayakta duran ve mimari açıdan iyi bir yapı olduğunu dile getiriyor. Fransızlar’ın yaptığı atölyenin Gar Kompleksi'nin bir parçası olduğunu belirten Özbaşbuğ şu bilgileri veriyor:

"Burası prestij binası değil, sadece fonksiyona yönelik. 1800'lü yıllarda tren hattı inşa edilirken garın yanında Aydın hattını destekleyebilmek için, yani Söke Ovası'nın zenginliklerini limana getirip göndermek amacına hizmet eden bir destek atölyesi olarak tasarlanmış. Belirli bir zaman da buraya mal getiren develerin konaklaması için üstü kapalı bir mekan, yani antrepo gibi kullanılmış. İyi bir işçilik ve mimari var. 15 metreyi geçen ahşap makaslar var yapıda. Mimarlık fakültelerinde yapı dersi vermek için iyi bir örnek. Uzun yıllar boyunca depo gibi kullanılan mekanda yol traveslerini tamir eden demir atölyesi, ahşap atölyesi vardı. Bu yapı, 1980'li yıllarda iki aks daha büyüktü. Yol geçirmek için, liman önündeki yolu geçirmek için biraz tıraşlandı, yola gitti, istimlak edildi. Daha sonra yapının bir bölümünü mescit olarak tadil edildi. Bu bölgede Cuma namazının kılınacağı bir yer yok. Daha çok Cuma namazına hitap eden bir mescitti burası. Ama mevcut haliyle yetmiyordu, dışarılara taşmalar oluyordu. Şimdi mescit için de yeni bir düzenleme yapılıyor."

Mescit, yapılacak projede yer alan mekanlardan bir tanesi. Proje bittiğinde, yaklaşık 600 kişinin aynı anda kullanabileceği, içinde imam odası ve deponun da bulunduğu 400 metrekaye yakın bir alanı kapsayacak. Yaklaşık bir yılda tamamlanması planlanan projede her biri 200'er kişilik toplamda 400 kişi kapasiteli iki büyük konferans salonunun olduğunu anlatan Mimar Onur Özbaşbuğ, "Bunları destekleyen sanatçı hazırlanma bölümü, fuayeleri, ayrı giyinme soyunma bölümleri, tuvaletler de yer alacak" diyor. Projenin uygulanacağı alanın 220 metre uzunluğunda ve açık-kapalı alan toplamıyla 6-7 bin metrekarelik bir alan olduğuna dikkat çeken Özbaşbuğ, bu mekanla İzmir'in neredeyse 3 bin 500 metrekarelik açık sergi alanına kavuşacağını dile getiriyor.

Yıkım sonradan yapılan eklentilerde

İzmir'in yeni bir prestij mekana kavuşacağını anlatan Mimar Onur Özbaşbuğ'a "Duvarları yıkmak orijinal yapıya zarar vermiyor mu?" diye soruyoruz. Tüm bu çalışmaların kurul kararıyla ve proje kapsamında yapıldığını dile getiriyor ve süreci anlatıyor:

"Yıkılanların hepsi daha sonradan yapılmış kurul kararıyla orijinaline aykırı olduğu, ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkılması gereken, özellikle belirtilen briket binalar. Tarihi dokuyu bozan yakışıksız briket eklentiler, betonarme ilaveler yıkılıp bina algılanır hale getiriliyor. Bu tür işlere başlamadan önce bir mevzuata göre mevcut durum, fotoğraflarıyla rölöve dediğimiz projesiyle kurula iletiliyor. Kurulun raportörleri, ki bu kişiler restorasyon uzmanı mimarlar oluyorlar, rölöve projenin gerçeğe uygun olup olmadığını kontrol ediyorlar. Kurullar iyice incelemeden onay vermez. Sonuçta bunlar uzmanlık sergileyen kurullar, hassas davranıyorlar."

Çatılar onarılıyor, duvarlar kumla temizleniyor

Fransızların 160 yıl önce yaptığı binada doğal olarak bir tahribat yaşamış. Öncelikle duvarlardaki ve taşıyıcı ahşap sütunlardaki kirlenmeyi giderdiklerini belirten Özbaşbuğ, "Bu binalar genelde ahşap karkas yığma binalar. Duvarlar ahşap karkasla desteklenmiş. Buradaki çatı orijinal. Biz onları temizledik. Yine artık ocağı kapatıldığı için bulunmayan yeşil Kızılçullu taşının ortaya çıkarılması için bu duvarların üzerine sonradan yapılmış olan çimento sıvaları söküldü. Çok ince hassas taşların üzerindeki çimento artıkları temizlendi kum bombardımanıyla. Böylece taşın görüntüsü ortaya çıktı. Gereksiz yere sıvanan muhdes sıvaların tamamı itinalı sıva raspası yapılarak söküldü ve özgün mala sırtı derzler ortaya çıkarıldı. 160 küsur yıldır ayakta duruyor. Ahşap yine çok iyi. Bozulmalar, kurtlanmalar, çürümeler var, ama bu kadar zaman içinde yağmura, çamura kalmış bir bina için yine de iyi. Binada Alsancak ve Basmane Gar'ın yapımında kullanılan yeşil Kızılçullu taşı yanında pembe andezit de kullanılmış" diyor.

İzmir'e yeni bir prestij mekanı kazandıracak çalışmanın mimari projesini Konak Pier'i de tasarlayan Mimar Salih Seymen gerçekleştirmiş ve şu anda mimari uygulama sorumluluğu da ona ait. Projeyle binanın özgün mimari yapısının, yapımında kullanılan orijinal taş dokunun ortaya çıkarılacağını anlatan restoratör Onur Özbaşbuğ, tamamen kurul çalışmasının onayıyla gerçekleşitirilen çalışmada günümüz teknolojisine uygun yeni malzemelerin de kullanılacağını söylüyor.

Özbaşbuğ’un verdiği bilgiye göre, bina bittiğinde orijinal duvarın ve orijinal ahşap taşıyıcıların yanında çağımızın eklentileri cam ve ahşap doku yer alacak. Ziyaretçiler yeni ile eskiyi kolayca ayırt edebilecek. Ahşap doku yanmaya uzun süre dayanıklı bir kimyasal ile kaplanacak. Burada binanın yapımında kullanılan ahşap strüktür, mevcut taş doku ve bizim yeni yapacağımız cam ve ahşap duvar dokusu. sergilenmiş olacak. Çalışmalar bittiğinde İzmir çok şık ve güzel bir mekana kavuşacak. Alandan çıkarılan tüm malzemelerin demiryollarına müzede değerlendirilmek üzere teslim edildiğini de söyleyen Onur Özbaşbuğ, proje bittiğinde sergi alanları içinde binadan çıkartılan kimi malzemelerin de sergilenebileceği bir bölümün yer alacağını ekliyor sözlerine…

“İzmirliler dışarıdan bakmasın”

Gar binasının kapısından girdiğimiz şantiyeden, stadyuma açılan bir demir kapıdan geçerek ayrılıyoruz. Devlet Demiryolları’na ait uçsuz bucaksız gibi görünen kampüs alanını arkamızda bırakıyoruz. “Kampüs alanı keşke demiryolcular için eğitim veren bir fakülteye, meslek yüksek okuluna dönüşse” diye geçiriyoruz aklımızdan. Önümüzdeki yıl Eylül ayına kadar bitirilmesi planlanan Alsancak eski Yol Atölyesi'nin yeni işlevini yüklenirken, bölgedeki komşu mekan Tarihi Havagazı Fabrikası gibi İzmirliler’le bir türlü kucaklaşmayan ve hak ettiği ilgiyi göremeyen bir tesis olmamasını diliyoruz…

Onur Özbaşbuğ, Mostar Köprüsü'nün deneyimli mimarı

Onur Özbaşbuğ, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirmiş. Öğrencilik stajı sırasında restorasyon projelerinde görev almaya başlayan Özbaşbuğ, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal'la Eritrai kazılarında, Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ile Assos kazılarında çalışmış. Efes Antik Kenti’nde Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ile Mazaeus Mytrydates kapısı restorasyonlarında görev almış. 33 yıllık meslek yaşamının tamamını eski yapıların restorasyonuyla geçirmiş. Özbaşbuğ, Bosna Hersek’teki Mostar Köprüsü'nün yeniden ayağa kaldırılmasını projesinde de şantiye şefi olarak görev yapmış.

Onur Özbaşbuğ, Mostar Tarihi Anıtları Koruma Konseyi’nin öneri ve öngörüsüyle Mostar Köprüsü'nün bir ayağında bulunan, ama savaş sırasında kaybolan orijinal kitabenin müzede korunmaya alınmış alçı kalıbından kopya ettiği yeni taş kitabeyi kendi eliyle oyarak hazırlamış. Ve onu Birlikte çalıştıkları Bayburtlu ustalarla köprünün ayağına yerleştirmiş. Büyük emek vererek ayağa kaldırdıkları Mostar Köprüsü yaşamında unutulmaz izler bırakmış Mimar Özbaşbuğ'un. Aynı zamanda başka işlere de referans olmuş kazandığı deneyimler. Mostar'ın ardından yine Bosna Hersek'in Konjic kentindeki köprünün restorasyonunu üstlenmiş. Hisar Camisi'nin restorasyonunu yapan Mimar Özbaşbuğ, Adana'daki Taş Köprü'nün restorasyonunu da gerçekleştirmiş.

Tarih: 19/12/2013
8712 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN KENT SÖYLEŞİLERİ
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri