Yazdır Arkadaşına gönder
Atlı Karınca Hikayeleri
Neslihan Perşembe
Neslihan PerşembeGazeteci dostlarım sevgili Saadet ve Hüseyin Erciyas, uzun zaman önce ağırlıklı olarak basın emekçilerini bir araya getirdikleri Kent-Yaşam'da yazılarımla yer almamı teklif etti. Güzel işlere imza atan Erciyas çiftine bugün tekrar, Kent-Yaşam web sitesine dair tekliflerinden dolayı teşekkür etmek istiyorum. Kent-Yaşam'da geçmişten bugüne İzmir ile bağı olan kalemler ya da sanatın farklı alanlarında yapıtlar üreten, sahneleyen kişilerle ilgili kaleme aldığım yazılar yer alacak.

İlk yazımda yer verdiğim Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu, İzmir'in gururu özel tiyatrolarından. Eğitimlerini tiyatro üzerine yapmış, bu alanda çok sayıda ödüle layık görülmüş Yılmaz ve Yasemin Tüzün çifti, profesyonel yaşamlarında oyunculuk, yazarlık, yönetmenlik yapmalarının yanı sıra eğitimci kimlikleriyle de tanınıyor.

Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu'na katkı koyan isimlerin başında da yazar kimliğinin yanı sıra birçok vasfıyla bildiğim, İzmir için çalışmaktan vazgeçmeyen Haluk Işık'tır. Kısacası Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu, İzmir'de tiyatro tutkusuyla sanatı yaşatmak için, en başta da İzmirlililer için üretiyor, yaratıyor, çalışıyor. İzmir'in bu özel tiyatrosu ile ilgili detaylı bilgiye www.obttizmir.com'dan ulaşabilirsiniz.

Bugünkü yazımın konusuysa Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu'nun sekizinci sezonunda sahnelediği "Atlı Karınca Hikayeleri" üzerine.

"atlı karınca dönüyor dönüyor
dünya durmadan dönüyor dönüyor
yalnız dönmeyen bana sensin
bekliyorum hep sen neredesin?"

Aslı Fransızca "Volage Volage" olan, seksenli yılların sonunda yitirdiğimiz Fecri Ebcioğlu'ndan dinlediğimiz "Dünya Dönüyor" adlı şarkıyı hatırlar mısınız? Bu şarkıyı dinleyerek 1890'ların Viyana'sına gidelim mi? Hatta en eski eğlence parklarından birinin içinde 1897'de yapılan dev dönme dolaba da (Giant Ferris Wheel) binebiliriz, ne dersiniz?

En iyisi konuyu dağıtmadan 1890'ların Viyana'sına gidelim. Kentin genişlediği bir dönem. Şehir merkezinden uzakta ya da sınırlarına yakın olan banliyölerin kentin içine dahil edildiği bir zaman. Yoksul kesimin yaşadığı banliyöler, kente dahil olunca sınıf atlama hevesinde olan insan sayısında da artış olmuştur diye düşünüyorum. Bu yolun belki de en çok tercih edilen adımı da kadın ve erkek arasındaki yaşanan aşk, cinsellik olabilir mi? Tıpkı Atlı Karınca Hikayeleri'ndeki gibi.

Avusturyalı roman ve oyun yazarı Arthur Schnitzler'in (1862-1931) yazdığı Atlı Karınca Hikayeleri'ni, Haluk Işık uyarladı. Öteki Beriki Tiyatro Topluluğu'nun sahnelediği, Yılmaz Tüzün'ün yönettiği oyunda Yasemin Şimşek Tüzün oynuyor. Aşk ve cinsellik ekseninde insanların ruhsal durumlarını irdeleyen yazar, sınıfsal farklılıkların yarattığı maskeleri çıkarıyor. Kadınların bakış açısıyla hem kadınların hem de erkeklerin cinsel kimliklerinden yola çıkarak ruhsal çözümlemeler yapıyor. Dolayısıyla akla Freud geliyor. Aralarında altı yaş olan Schnitzler ve Freud, aynı dönemlerde yaşamışlar. Ayrıca oyunun yazarı Arthur Schnitzler de tıp eğitimi almış ve psikiyatriyle ilgilenmiş. Freud'un çalışmalarına da ilgi duymuş.

Oyunda görülüyor ki, hangi sınıftan olursa olsun kadınların ortak isteği sevilmek, sadakat, ilgi, şefkat. Cesur ve cüretkar olan kadınların da isteği bu ve oyunda bunu istedikçe yalnızlaşan kadınlar karşımıza çıkıyor. Yalnızlaşıyorlar, çünkü isteklerini kendi sınıfları dışındaki kişilerde yaşamak istiyorlar. Bu da onları bir yok oluşa sürüklüyor. Ancak sürüklenirken tutundukları bir dal var hepsinin; deliliğe açılan kapılar. Dengeleri her an değişebiliyor. Sakin ve sevecen bir kadın aniden bağırıp çağıran bir kadına dönüşüyor. Bu kadınlar, toplum içinde uymak zorunda oldukları davranış biçimlerini, kuralları kısacası ahlakı sorgularken iki yüzlülüğü de gözler önüne seriyor. Tabii insan oyunu izlerken düşünmeden edemiyor, sınıfsız bir toplumda kadın ve erkek ilişkilerini.

Çocukların en güzel dünyalarından biridir atlı karıncalar. İzmir'de yaşayıp küçüklüğünde Kültürpark'ta yer alan lunaparkın atlı karıncasına binmeyen var mıdır? Hoş bir müzik eşliğinde bindiğimiz yükselip alçalan atların üzerinde dönerdik. Ancak üzerine bindiğimiz atların ayakları hareket etmez, platform dönerdi. İşte oyundaki erkekler de ayaklarını kullanamayan atlar gibi. Onları döndürense bir kadın. Hatta birden fazla kadın.

Tek kişilik bu oyunda Yılmaz Tüzün'ün canlandırdığı kukla, hatta robot görünümlü erkek karakterlerin ipleri kadınların elinde. Benliği, karakteri, yaşamı hiçe sayılan kadınlar, adamların iplerini elinde tutarak, bir anlamda kendilerine uygulanan metalaştırmayı onlara uyguluyorlar. Bunu kendi iç dünyalarında yapmaları bir trajedi. Sınıfsal farklılıkların ekseninde erkeklerin aşk, cinsellik üzerine düşünceleri de kadın algılayışından yola çıkılarak kadın konuşmaları olarak seyirciye aktarılıyor. Bu aktarımda da toplum içinde kadınların uymak zorunda oldukları davranışlar, kurallarda gelgitler yaşanıyor. Bu gelgitler deliliğin kapısını aralıyor.

Haluk Işık'ın uyarladığı bu oyunun orijinal adı farklı. "La Ronde" adıyla Alman sinema yönetmeni Max Ophüls tarafından sinemaya da uyarlanmış.

Kadın ve erkeğin var oluşunda değişmeyen kaide bir arada olmaları. Arthur Schnitzler'in oyunu sonrası da fark ediyorsunuz ki yalnızlaşan kadınların ve erkeklerin dünyası dönmüyor. Atlı karınca duruyor. Bu dünyanın dönmemesinin nedenleri sorgulandığında hem bireysel hem de toplumsal bilinçaltını deşmek gerekiyor. Deşmek derken yaralamayı değil, yaraların içini açmayı kast ettim. Bunu yaptığımızda kendimizin de hangi sınıftan olduğunu gösteren bir boy aynası çıkacaktır karşımıza. İnsanlık tarihi bir anlamda boyunun ölçüsünü almakla geçmedi mi?

90 dakikalık tek perdelik bu trajedi, 18 yaş üstüne uygun. Sözlerini yine Haluk Işık'ın yazdığı şarkılarıyla da ilgi çeken oyunun sahne arkası çalışanlarını da unutmayalım, çünkü onlar olmasa tiyatro olmaz. Işık tasarım ve dekor uygulaması Alpdoğan Selçuk'a, dekor tasarımı Tiyatro Viya ile tanıdığım Günay Toprak ve Alpdoğan Selçuk'a ait. Beste ve müzik direktörü Kerem Memişoğlu. Kostüm tasarım ve uygulama Emine Tarın tarafından yapıldı. Reji asistanı da Seden Turan.

Tek kişilik oyunlar kolay değildir ancak Yasemin Şimşek Tüzün, yine başarılı bir performans gösteriyor. Canlandırdığı kadınlarla oyunu adeta soluksuz seyrettiriyor.

Dekoru, kostümleri, şarkılarıyla da ilgi çeken Atlı Karınca Hikayeleri, 14 Kasım Perşembe günü Nâzım Hikmet Kültür Merkezi İzmir Şubesi Konak Halk Sahnesi'nde saat 20.00'de yine seyirciyle buluşacak. Buluşmalar sezon boyunca sürecek.

Tarih: 12/11/2019
690 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri