Yazdır Arkadaşına gönder
Ayşe Başak Kaban"Adın ne senin?" diye soruyorum, kumral saçlı yeşil gözlü çocuğa. Saçları kısacık kesilmiş, kız mı erkek mi belli değil. Fırça kılı kıvamında sert saçları var. Gözlerini kırpıştırarak cevap veriyor; "Asret..."
 
Hasret yani... Savaş’ın kız kardeşi. Benim çingene çocuklarımdan biri oluyor sonraları Hasret. Büyüdüğünde çok güzel bir kız olacak, tabii büyüyebilirse...
 
Babaları terk etti bunları yıllar önce. En küçükleri kundakta bebekti daha. Ben o zamanlar tanıdım Savaş’ı. Ardından Hasret’i ve annelerini...
 
Çöpleri karıştıran insanları bilirsiniz. Senin, benim artıklarımızla karın doyuranları. Bilirsiniz onları elbette, görür müsünüz peki?  Bakmakla görmek arasında çok büyük bir fark vardır. Görebildiğin zaman insan olursun. Görüp kalbinde o insanın da bir insan olduğunu hissedebildiğinde.
 
Oysa bu insanlar ve belki de hiç çekinmeden insancık denmeli onlara bu ülkede vatandaş değiller. Gerçekten değiller. Ne Savaş’ın, ne Hasret’in ne de annelerinin nüfusu yok. Kimliksiz insanlar. Dolayısıyla yoklar. Ne resmi kayıtlarda ne de bizim yaşadığımız dünyada...
 
Ailecek çöp konteynırlarına kafalarını sokuyorlar. Çıplak elleriyle karıştırıyorlar atıkları. Birkaç karton, gazete kâğıdı, teneke kutu... Şanslılarsa üzerlerine giyecek bir şeyler. Daha da şanslıysalar taze ama kirli yemek...
 
Uzun zamandır onlarla sohbet ediyorum. Yutkunmasını bilen çocuklar onlar. Ne düşündüklerini merak ediyorum? Mesela hayalleri neler? Bir çocuk neyi ister? Bizim çocukların istekleri belli; yeni bir elbise, yeni bir oyuncak, karne hediyesi olarak daha büyük bir oyuncak, doğum günü organizasyonları... Ya Hasret ve Savaş... Neye özenir?
 
Çoğu zaman o insanları birer hayalete benzetiyorum. Bizim aramızda yaşayan ama bizim inatla görmediğimiz insanlar. Ne kadar acı? Onlarda ziyade bizim için acı... Ne kadar uzaklaşmışız insan olmaktan. Zavallı bizler...
 
Hayat hiç birimiz için adil değil. Bunu biliyorum. Aynaya baktığımızda kendimizle hesaplaşamaya başladığımızda ruhumuzun çok derinlerine iteklediğimiz acılarımız, günahlarımız gün yüzüne çıkıyor bunu biliyorum. Basit ve komik kimileri. Hayattan beklentilerimizle doğru orantılı belki memnuniyetsizliğimiz.
 
Ama hayat bizim zannettiğimizden çok daha zalimce davranıyor bazılarına. Barakada, çadırda, başkalarının terk ettiği evlerde bir yaygı üzerinde hiç ısınmadan ve belki de hiç taze sıcak çorba içmeden yaşayan insanlar...
 
Çok mu zor onlar için bir şeyler yapabilmek? O çocukların da okuma hakkı yok mu? Ayakkabı giymek hakları değil mi?
 
Bilemiyorum... Sadece içim acıyor o çocuklara baktığımda...
Hasret... Yeşil gözlü bir kız çocuğu... En fazla yedi yaşında olmalı. Adı her şeyi özetliyor aslında. Yaşadığı ve yaşayacağı her şeyi. Hasret...

Tarih: 11/1/2010
8893 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri