Yazdır Arkadaşına gönder
Anlamsız Düşünceler...
Fergül Yücel
Fergül Yücel“Apaçık ortada ki, azar azar bir uygarlık krizine, bir ahlak krizine, bir değer krizine adım atmakta, insanlığın günbatımına doğru ilerlemekteyiz. Selameti nerede ve nasıl bulabiliriz? Bence, yalnızca Kültür Devrimi'nde ve Kültür Devrimi sayesinde..."
Theodorakis


Çarpılıp altüst olacağım bir film, hayatımı değiştirecek bir kitap, yüreğimin derinliklerine kazınacak ve dilimden düşmeyecek bir şarkı arıyorum...
Geçtiğimiz Bayram tatilini fırsat bilerek, eve kapanıp yorgun ruhumu dinlendireyim dedim. Nasıl mı? Karanlık memleket ahvali, anlamsız gidişat, televizyon, haberler ve gazetelerden kaçarak!
Ama bu arada bezgin ruhuma iyi gelecek, bana yeniden yaşama sevinci, direnme gücü aşılayacak, umutlarımı yeşertecek, duyarlılığımı geri getirecek bir şeyi de yanıma almalıydım tabii.
Ney olabilirdi bu?
Çarpılıp altüst olacağım bir film, hayatımı değiştirecek bir kitap, yüreğimin derinliklerine kazınacak ve dilimden düşmeyecek bir şarkı... Anlamlı bir duygu, bir düşünce...
Anlamsız mı?

Evet, kitabın adı "Anlamsız Düşünceler"di. Felsefi bir kitap. Yazarı Oğuz Adanır "...çalışmanın, yaratmanın, üretmenin anlamını yitirmiş olduğu bir ortamda yeni ve özgün bir şeyler üretmek anlamsız, aptalca yada çılgınca bir girişime benzemektedir" diyordu önsözünde. Ve başka bir yaşama biçimi bilmiyorsanız, bu çılgınlık, aptallık ve anlamsızlığı en uç noktaya götürecek çalışmaya devam diyerek, çalışmalardan ne anladığını da şu sözlerle açıklıyordu : "İçinde yaşamakta olduğumuz toplum ve dünyayı olumlu yönde değiştirmeye hizmet edebilecek türden çalışmalar..."
Aldım ve bir solukta okudum.
Konu başlıkları tam da kaçmak istediğim güncel sorunlara değiniyordu :
Geleneksel Toplumlar Ve Özgürlük, İlkel Toplumlarda Baş Örtme Nedenleri, Ulusal Burjuvazi Ve Laik Ahlak, Kültür İle Zihniyet, Ruhsal Çöküntü Ve Maddi Değerlerin Egemenliği...
Bayram'dan sonra Oğuz Adanır'ı aradım. “Kitap üzerine bir söyleşi yapalım mı Kent Yaşam için hocam" dedim, kabul etti, görüştük.
Bu anlamsız düşünceleri merak ediyorsanız buyurun okuyun :

Fergül Yücel : Üniversite'de hoca olmanız nedeniyle en güncel ama en cılkı çıkmış bir “türban" sorusu yerine, biz nasıl bir toplumuz diye sorayım. Türkiye dinsel ve feodal alışkanlıkların baskın olduğu geleneksel bir doğu toplumu mu, yoksa çağdaş değerlere sahip modern bir toplum mu sizce?

Oğuz Adanır : Bir toplumun üyelerini birbirine bağlayan geçmişten gelerek kökleşmiş alışkanlıklar, büyüsel, dinsel töreler inanç ürünü oldukları için çoğunlukla tartışmasız kabullenilmeyi gerektirir. Bu nedenle gelenekçilik bir çeşit tutuculuktur. Modern toplum demokrat, laik, bireylerin hak ve özgürlüklerinin ön planda tutulduğu bir toplumsa, bu durumda geleneklerine bağlı, dinsel törelere bağnazca bağlı kalmakta ısrar eden bir toplumun modern bir toplum olduğu söylenebilir mi?
Türkiye Modern bir toplum olup olmadığı sorusunun yanıtını dürüstçe vermeli, geçmişinden geleceğe taşıyacağı sağlam yönlerinin ne olacağı konusunda doğru kararlar vermelidir.


Fergül Yücel : Modern toplum olduğumuz iddiasıyla, demokratik hak ve özgürlükler açısından, anayasal bir hak olarak, baş örtüsüyle gidilebilmesi istenen “üniversite" nasıl bir yerdir?

Oğuz Adanır : Üniversitenin tarihçesine bakıldığında kökeninde ilahiyat olduğu görülür. Ancak dinsel eğitimin egemenliğinden kurtularak, laik ve rasyonel bir ahlak ve düşüncenin egemen olmasıyla üniversiteler evrensel ve tüm insanlığın yararına bilgi üretebilmişlerdir. Bu artık geriye dönüşü olmayan bir süreçtir.

Bu gün bütün dünyada üniversiteler nesnel ve evrensel bilgi üreten bilimsel kuruluşlardır. İnancın aklı belirlemeye çalıştığı bir ortamda bilimsel ve evrensel niteliklere sahip araştırma yapabilmek mümkün olabilir mi?
Bu nedenle başörtüsünün girdiği yer bir üniversite olamaz. Olsa olsa medrese ya da benzeri bir yer olabilir. Bilime inanan insanlar, inançlarını üniversite kapısının dışında bırakmalıdırlar.

Fergül Yücel : Baş örtme kişisel bir tercih midir?

Oğuz Adanır : Baş örtme olayının evrensel bir olgu olduğu ve yeryüzündeki tüm toplumların tarihlerinin şu ya da bu anında (kadın ya da erkek) başlarını örtmüş ve kimileri de hala örtmekte olduğu bilinmektedir. Örneğin Hıristiyanlığın, Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliselerine mensup rahiplerin ve rahibelerin başlarını örtmüş ve bir kısmının hala örtmekte olduğu görülmektedir. Gelin duvağı mesela, gelinlik giysisinden çok daha eskidir. Duvak kilisede, gelinin kocası tarafından açılır ve böylece varsayılan kötü ruhlardan kocası tarafından korunmaya alınır. Antropolojik örneklerden başörtüsünün ilkel toplum inançlarıyla ilişkili bir miras olduğu görülmektedir. İlkel topluluklarda kişisel ya da bireysel inanç diye bir şey söz konusu olamaz. Ataların koyduğu kurallara herkes uymak zorunda idi ve kolektif bir ben anlayışı hakimdi. Oysa herkesin kendi inancından ya da inançsızlığından sorumlu olduğu Modern toplumlarda kolektif bir dayatma uygar, demokratik ve özgür bir davranış olarak nitelendirilebilir mi?

Fergül Yücel : Mahalle baskısı ?

Oğuz Adanır : Türkiye'de birey henüz toplumun en küçük ortak paydası olarak görülmediğinden aile en küçük toplumsal birim olarak sayılmakta ve bu nedenle de bireysel davranışlar gelişememektedir. Aile kişisel inançtan, giyim kuşama kadar bireyin günlük yaşamındaki her alanına müdahale etmektedir. Vicdan kişiselleşememekte ve tıpkı ilkel topluluklardaki gibi kolektif tarafından belirlenmektedir.
Aile, aşiret, mahalle baskısı dediğimiz modernleşememiş bir toplum halimizi anlatıyor aslında.

Fergül Yücel : Türkiye Malezya olmayacak. Peki, biz nasıl modern bir toplum olabiliriz? Hangi ülkeyi model almalıyız kendimize?

Oğuz Adanır : Baudrillard'a göre Avrupa Demokrasi, İnsan hakları, vb konularda model olma özelliğini çoktan yitirmiştir. Bir zamanlar kapitalizmin ve demokrasinin en gelişmiş örneği sayılan düşler ülkesi Amerika'nın demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri açısından prestij kaybetmesi dünya toplumu açısından iyi olduğu kadar kötü sonuçlara da yol açabilecek bir durum olmuştur. Kısacası Modern demokratik toplumların yanlış üstüne yanlışları, modern olmayan toplumların da bu kavram ve değerlerden uzaklaşmalarına da neden olmuştur.

Fergül Yücel : Türkiye'de sistem kapitalist midir?

Oğuz Adanır : Soruyu böyle sormak yersizdir. Çünkü günümüz kapitalizminin ne olduğunu açıklamadan bu soruya yanıt vermek mümkün değildir. Batı Avrupa ve A. B. D'de Neo-Liberalizmin sosyal demokrat olduğunu kabul etmek durumundayız.

Türkiye'de Neo-Libralizm açısından en büyük paradoks AKP'nin meclis çoğunluğuna sahip olmasıdır. Avrupa'daki ulusal burjuvaziler TÜSİAD, İKV ve benzeri sivil toplum kuruluşlarını temsil eden insanların bu hükümetin peşinde neden dolandığını ve nasıl bir beklenti içinde olduğunu anlayamamaktadırlar. Çünkü onlar, bir anlamda ulusal burjuvaziyi temsil etmesi gereken bu örgütlerin, toplumun hangi sosyo- ekonomik kesimini temsil ettiği belirsiz bir partinin ardından gittiğini görmekteler. Aynı durum CHP için de geçerli. Kimi temsil ediyorlar? Şahsen İslamcı, Kemalist ya da Laik gibi bir sosyo-ekonomik kesim ya da sınıf tanımının yapılamayacağını düşünüyorum.

Türkiye ve benzeri konumdaki ülkeler Avrupa ve Amerika kapitalizminin yaşamış olduğu aşamaları yaşamamıştır. Bu ne demektir? Türkiye'de sistemleşmiş bir kapitalizm yoktur. Bodozlama kapitalizmin sosyal demokrat aşamasına geçilmeye çalışılıyor Avrupa Birliğine Uyum yasalarıyla.
Bu yüzden politik ve ideolojik bir kargaşa içindeyiz.

Fergül Yücel : Bu kargaşa nasıl düzene girecek?

Oğuz Adanır : Modern toplumlarda değişimin motoru yine toplumdur. Cumhuriyetin başlangıç döneminde koyulmuş kolektif hedefler vardı : Çağdaşlaşma(Modernleşme), Ekonomik Kalkınma, Demokrasi, Sanayileşme, en önemlisi Modern bir ulus için kaçınılmaz bir süreç olan Çağdaş bir Eğitim düzeni ve bu eğitimin temel unsuru olması gereken laik-rasyonel ahlak eğitimi gibi kolektif amaçlar ve hedefler.
1950'li yıllarda Ulusal Burjuvazi aşamasına geçilemediği, kolektif bilinç ve irade oluşamadığı için Cumhuriyetin önüne koyduğu hedeflere ulaşılamadı. O günden bu güne giderek kaotik bir ortama gelindi. Türkiye toplumu son kırk yıl içinde görünüşe göre kendi çabalarından çok, silahlı kuvvetlerimizin darbeleriyle, popüler bir politikacı Süleyman Demirel'e güvenerek sorunlarına çözüm bulmaya çalışmış ama onunla da bu işi başaramamıştır.
Kısacası bireylerin bağlanabilecekleri büyük kolektif amaçlara ihtiyacı vardır.
Türkiye'de yaşamın her alanında oluşturulacak (toplumsal, politik, ekonomik, kültürel, teknolojik, bilimsel, ahlaki, adaletle ilgili) kolektif amaç ve hedefler günümüz itibariyle hayati bir öneme sahip görünüyor.
Türkiye toplumu gerçek bir güce sahip olabilecek ve ortaya koyacağı iradeyle kendi geleceğini sözcüğün gerçek anlamıyla kendisi belirleyecektir.

Fergül Yücel : Değerli zamanınızı bu söyleşiye ayırdığınız için çok teşekkürler hocam. Atlaya, kısalta geçtik konuları mecburen. Oysa daha ne çok konu vardı tartışılması gereken ; diğer kitaplarınızı, çevirilerinizi ve araştırmalarınızı temel aldığımızda. Ya filmler, ah filmleriniz...

Zülfü Livaneli'nin su gibi berrak sesi kulaklarımda çınlıyor :
“Okulda defterime, sırama, ağaçlara yazarım adını/ Ey Özgürlük... "
"Bir sözün coşkusuyla dönüyorum hayata/senin için doğmuşum haykırmaya/Ey Özgürlük... "

***

Sayın Oğuz Adanır ile ilgili ayrıntılı bilgiye http://web.deu.edu.tr/oadanir/ alan adlı web sitesinde ulaşılabilir...

Tarih: 2/2/2008
7582 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER KENT SÖYLEŞİLERİ
YAZARIN YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri