Yazdır Arkadaşına gönder
Akdamar Kilisesi ve Yaşar Kemal
Hediye Selda Yılmaz
Hediye Selda Yılmaz2003 yılı sonbaharında uzun bir gezi sırasında yolumuz Van'a düşmüştü. Van barındırdığı doğal güzellikleri yanı sıra birçok ören yerini de bağrında saklar. Bunlardan en önemlilerinden birisi Akdamar adasının üzerindeki kilisedir. Ziyaretimiz sırasında kilisenin bakımsız olmasına karşın görkemli yapısı ve dışını çepeçevre saran ayrıntılı ve incelikli kabartma bezemelerinden çok etkilenmiştim. Kendi haline bırakılmışlığına çok üzülmüştüm. Son yıllarda bir onarım gördü ve bizim yolumuz tekrar oralara düştü. Kiliseyi yine daha iyi bir şekilde göreceğim için hem sevinçliydim, hem de heyecanlıydım. Kiliseye giderken rehberimiz "bu kiliseyi bu gün gezebiliyorsak Yaşar Kemal sayesindedir" diye söze başlayınca iyice meraklandım. İlk aşamada ikisi arasında bir bağ kuramadım. Yaşar Kemal'in aile kökeni Vanlıdır bilirsiniz. Ama bu olayın öyküsü biraz karmaşık. Önce bu görkemli kilise hakkında bilgi vermek istiyorum:

Akdamar Kilisesi, Van'a bağlı Gevaş İlçesi'nin sınırları içerisindeki Akdamar Adası'nda yer almaktadır. Adanın güneydoğusuna kurulmuş olan kilise, Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki jamaton 1763 tarihinde; güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise, tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. 2007 yılında geçirmiş olduğu onarım sonucunda Anıt Müze olarak hizmete girmiştir.

Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir. Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengindir. Bunun yanında İncil ve Tevrat'tan alınmış çeşitli sahneler bulunmaktadır. Yunus Peygamber'in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Âdem ile Havva'nın Cennet'ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat'ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri başlıca betimlemelerdir. Batı cephede Kral Gagik'i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir.

Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşaklar dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli dünyevi sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili birçok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı bordürünün içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar durumda, betimlenmiştir. Dini ve dünyevi sahnelerden başka, hayvan figürleri yönünden de bir çeşitlilik göze çarpmaktadır. İlk yapıldığı dönemlerde Kilise'nin dış yüzeyinde değerli ve yarı değerli taşlarla yapılmış bezemeler bulunmaktaymış. Güneşin yön değiştirmesiyle çok uzaklardan bile ışıldayan bir görkeme sahipmiş Zamanla bu taşlar kaybolmuş.

Manastır topluluğunun tarihi 9. Yüzyıl'a kadar inmektedir. Daha sonra 1462'de yenilenen kilise, 1703'teki depremde zarar gördüğünden 1712-1720 tarihleri arasında tekrar onarım geçirmiştir.1915 yılına kadar kilise bölgede yaşayan Ermeni toplumunca etkin olarak kullanılır. Daha sonra kendi haline bırakılır.1951 yılında dönemin yöneticileri tarafından bölgedeki kiliselerin yıkım kararı alınır.

O günlerde Yaşar Kemal Cumhuriyet Gazetesi'nde röportaj yazarlığına başlamıştır. Diyarbakır röportajını gazeteye ulaştırır. Orada Van'a geçer.

Gerisini "Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor/Alain Basquet'le Görüşmeler" adlı kitaptan aktarıyorum:

Tuğdan vapura bindim. Van'a gidiyordum. Gönderdiğim röportajlar gazetede yayımlandı mı, ya da yayımlanmadı mı bilemiyorum. Geminin güvertesinde bir subay oturuyordu, yakasından da yılan vardı. Anladım ki doktor. Doktorun yanında da bir tomar Cumhuriyet, belki yirmi tane. Gazeteyi açmış okuyordu ki, adımı gördüm. Bendeki sevinci tahmin edin bakalım. Hemen doktorun yanına koştum, heyecanla, "Gazetenize bakabilir miyim yüzbaşım?" diye sordum. Yüzbaşı heyecanıma şaşırdı. İşi anlattım. "Siz Yaşar Kemal'siniz değil mi?" dedi. "Evet" dedim, gazetelere aldırdım. Gönderdiğim tüm röportajlar "Anadolu Notları" başlığı altında çıkmıştı. Hepsini okudum. Yüzbaşı okumuş, kültürlü bir insandı. Benim heyecanıma şaşkınlıkla bakıyordu. Yüzbaşıya heyecanımın sebebini anlatmak zorunda kaldım. Eğer röportajlarım yayınlanmasaydı, Erciş'teki akrabalarımın yanına gidecek, orada arzuhalcilik yapacak, Cumhuriyet'e borcumu ödeyecektim. Bir de gazeteciliğe ilk adımımı atmıştım. Sanırım bu işi artık tutturacaktım.

Yüzbaşı, "Şu talihe bakın" dedi, "İyi ki sizinle karşılaştık. Burada Akdamar Adası'nda Ermeniler'den kalma bir kilise var. Bir yapı başeseri. Bugünlerde bunu yıkıyorlar. Yarın sizi oraya götüreceğim. Bu kilise bu toprakların eseri, isterse Ermeniler yapmış olsun. İnsanlığın malı, kim yaparsa yapsın. Bana ve ülkemize yardım edebilir misiniz?"

Bir ikindi üstü Van İskelesi'nde gemiden indik, Yüzbaşı Dr. Operatör Cavit Bey beni Van'ın tek oteline götürdü. Yarın buluşmak üzere ayrıldık. Yüzbaşı sabahleyin erkenden geldi beni almağa. Akdamar Adası'na gidecektik. Bizim o zamanki Van muhabirimiz İlyas Kitapçı'ydı. Altmış yaşlarında olgun, güzel düşünceli bir kişiydi. Yüzbaşıyla önce onu görmeye gittik, o, kilise üstüne daha kötü şeyler anlattı, elinden geleni de gelmeyeni de  yapmış, bir türlü yıkımın önüne geçemiyormuş. Vali de çok iyi, şair bir kişiymiş ya emir almış, hiçbir şey yapmıyormuş. İlyas Bey, bana, "Nadir Nadi'ye telefon edelim, bizi anlar, durdursa durdursa bunu Nadir Bey durdurabilir," diye bir düşünce attı ortaya. "Nadir Bey'e telefon edip, sorunu ona anlattım". "Olur" dedim ben.

Doktorla Akdamar Adası'na doğru yola çıktık. Van Gölü de büyülü bir suydu. Andan ana rengi değişiyordu. Küçük bir kayıkla adaya çıktık. Kiliseye daha sıra gelmemişti ya, kilisenin yakınındaki küçücük şapeli hemen hemen yıkmışlardı. Yüzbaşı "Ben gelinceye kadar, bu kiliseye bir kazma bile vurmayacaksınız. Ben valiye gidiyorum" diye buyurdu.

İşçiler hazır ola durdular. İşçilerin başı; "baş üstüne komutanım" dedi. Van'a geldik. Cumhuriyet'e telefon açtık. O gün akşama kadar bekledik, telefon açılmadı. Ertesi gün gene erkenden gazeteye telefon açtık. Birkaç saat sonra Nadir Bey karşımızdaydı. Olayı yüzbaşından öğrendiğim kadarıyla anlattım. Nadir Bey; "Üzülmeyin" dedi. "Avni Bey bu işi halleder. Onu iyi tanıyorum, uygar bir kişidir." Avni Başman o yıl Milli Eğitim Bakanı'ydı. İki gün sonra İlyas Kitapçı, Yüzbaşı Dr. Operatör Cavit Bey'le otelime geldiler. Sevinç içindeydiler. Avni Başman Valiye yıkımı durdurmaları için telgraf çekmiş.


Akdamar Kilisesi'nin yıkım kararı 25 Haziran 1951 durdurulur. Uzun yıllar kendi haline bırakılan kilise ve çevresi yeniden onarılarak anıt müze olarak ziyarete ve ibadete açılmıştır.

Anadolu'yu ve üstündeki her türlü değeri seven birkaç duyarlı insanın olağanüstü çabası ile bu gün Akdamar Kilisesi ayaktadır. Hepsine binlerce kez teşekkürler.

Akdamar Kilisesi, bu topraklara ve içinde yaşayan bütün kültürel değerlere âşık insanları olağanüstü manzarası ile kucaklar. Bakmaya doyamazsınız. Bu güzel şaheseri yıkmak bir yana, insan ellemeye bile kıyamaz.

Akdamar Kilisesi ve Van, sizi kucaklamak için bekliyor.

Tarih: 13/11/2017
372 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri