Yazdır Arkadaşına gönder
Ah futbol, vah futbol
Serap Dikmen Ahmetoğlu
Serap Dikmen AhmetoğluBir Dünya Kupası daha bitti.
İtalya ile Fransa arasında oynanan final maçının galibi İtalya oldu.
Şikeyle kirlenmiş futboluyla gündeme oturan İtalya kupayı kaldırırken, sahaların centilmen ve deneyimli oyuncusu Zidane, Materazzi'nin göğsüne attığı kafa ile kırmızı kartla oyun dışı kalarak imajına ters düşen görüntülerle dünya izleyicisine veda etti.
3 milyar kişinin seyrettiği tahmin edilen final maçında yaşananlar ve sonuçlar dünya futbolunun ve futbolcularının nereye geldiğinin açıkça göstergesiydi bana göre.
Öte yandan penaltılara uzayan maçın son düdüğüyle, evlerde yaşanan kumanda savaşı da sona erdi. Tabi kısa bir süre için.
Futbol popüler bir spor dalı. O kadar popüler ki, sonunda kendini aşıp endüstriyel bir sektör halini almış.
Ne var ki, küçük bir çocuğun topla oynarken yaşadığı mutlulukla ya da sporun kişiye ve topluma kazandırdıklarıyla günümüz futbolunun içinde bulunduğu durum ve yaşattıkları örtüşmüyor.
Bu spor faaliyetinin dönüştüğü noktalardan en vahimi, adının terörizm ile birlikte anıldığı aşama. Liglerimizde ve dünya futbolunda hakeme, rakip takım oyuncularına tekme tokat saldıran futbolcular sık sık gördüğümüz sahnelerin kahramanları. Bu hareketler, sporun ruhuyla bağdaşmayan bir mantığın ürünü. Ya tribünlerde yaşanan teröre ne demeli? Taraftarlar maç seyretmeye, savaşa gidermişçesine bir hazırlık içinde, uygun alet edevatlarla gidiyor. Karşı takımın taraftarı damarına basmazsa, kendi takımının yenilmesi halinde futbolculara vereceği cezada kendilerine yardımcı oluyor bu malzemeler. Yaşamdaki bütün ezilmişliklerini, karşı tarafa küfrederek, bağırarak, tokat-dirsek atarak yenmeye çalışıyor , takımlarını desteklemeye geldikleri stadyumlarda birbirini öldürüyorlar.
Spor kulüpleri yöneticilerinin de birbirleriyle ilişkilerinde sportif bir tutum takındıklarını söylemek mümkün değil.
Reklamların baş rol oyuncularına dönüşen futbolculara gelince, çocukken tozlu sokaklarda top peşinde koşturdukları kadar mutlu, istekli, hırslı görünmüyor mesela.
Futbol, işte bu ahval ve şerait içinde yaşamını sürdürüyor.
Bütün bu oluşumlardan daha masum olmasına karşın, dayanamadığım noktalardan biri, futbol maçlarının haddinden fazla önemsenmesi.
Maç saatleri evlerde yaşadığımız "televizyona hakim olma savaşını" geçtim, Türkiye'nin de katıldığı bir önceki Dünya Kupası'nda, mesai saatleri içinde oynanan maçları, işyerlerinde televizyon bulunan odalara insanların doluşup seyretmesini, kusura bakmayın, bana hiçbir mantık açıklayamaz.
Ama o ulusal maç, dediğinizi duyar gibi oluyorum. Diyelim ki ulusalcılık duygularımı sömürerek de bunu kabul ettirdiniz. Hafta sonu öğlen saatlerinde oynanan maçların, haftanın beş değil de altı günü çalışılan işyerlerinde, yani yine mesai saatleri içinde erkek çalışanlarca izlenildiğine çok şahit oldum. Buna ne diyeceksiniz?
Ben hiç futbol maçı seyretmemiş değilim. Seyrettiğim maçlardan da büyük bir keyif alırım. Alırım almasına da nerede duracağımı da bilirim.
Sporu sporcu yapar, seyirci izler. Sporun faydası, sporcunun kendisinedir. İzleyici için seyirlik bir malzemedir. Seyrederek zaman geçirilir, eğlenilir.
İzleyici için böylesine eğlencelik bir malzeme olan futbol maçı için ölmem, öldürmem. Hiçbir yere ölmeye gitmem. Mesai saatindeysem işimi yaparım, evdeysem bütün yaşamı durdurup birlikte yaşadığım diğer insanları yok saymam.
Bütün dileğim, kavram kargaşası yaratmadan, futbol maçlarına ancak taşıdığı değeri vermemizdir. Yaşama dair alacaklı olduklarımızın yokluğunu yüklersek içimizdeki futbol sevgisine, ne o taşıyabilir bu sorumluluğu, ne de biz adam oluruz.

Tarih: 10/7/2006
5452 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri