Yazdır Arkadaşına gönder
Ayşe Başak KabanKörsün. Kör olmayı tercih ediyorsun. Görmezden gelmenin sana iyi geldiğini düşünüyorsun.

Sağırsın. Duymamayı tercih ediyorsun. Duyacaklarının hoşuna gitmeyeceğinden adın gibi eminsin ya, o nedenle duymazdan geliyorsun.

Dilsizsin. Konuşmuyorsun. Tanrının bahşettiği en mühim özlelliklerinden birini kullanmamak için söyleme yeteneğin yokmuş gibi davranıyorsun. Dillendireceklerinin canını acıtmasından, başını derde sokmasından korkuyorsun.

Görmüyor, duymuyor, söylemiyorsun. Bir vazgeçişin içinde olmayı, hayatı sadece ve sadece kendi çıkarların doğrultusunda, her tercihin bir vazgeçiş olduğunu unutarak yaşamayı tercih ediyorsun.

Sistemin dişlilerinden bu şekilde korunabileceğini sanıyorsun; yanılıyorsun! Sistem en çok senin etinden besleniyor. En çok sen lazımsın ona; senin gibiler; pasif, korkak, bilmezden gelen, bildiğini söyleyemeyen, gördüğünü anlatamayan. Sistem en çok senin gibileri çiğner ve tükürür, en çok senin gibileri üretir: Acizsin!

Suçlamıyorum seni, kızmak da istemiyorum. Zor ama, merhamet göstermek istiyorum senin gibi zavallılara. Öyle öğretildi çünkü sana. Hayata başlarken kim elinden tutuyorsa ona benziyorsun bir süre sonra.

Misal, babanı ele alalım ve sen bir erkek çocuğu ol: Lisede başladın sigara içmeye. Baban bilirdi de ses çıkarmazdı sigara içmene. Ama sen saygılı (!) bir evlatsın ya, babanın yanında bacak bacak üstüne atmadığın gibi “Bir tane de ben yakayım” diye düşünmedin hiç. Ne baban sana içiyorsun diye kızdı, ne sen, “Baba ben sigara içiyorum” diyebildin. İkinizin de pek iyi bildiği bir gerçeği yıllar boyunca gizlediniz. Bunun adına saygı dediniz.

Belki şöyle olmalıydı: Baban anladığında sigara içtiğini, çekmeliydi seni karşısına, “Evlat, içme! Bu meret seni öldürür; yapma ciğerlerine yazık”. Kim bilir belki o zaman usul usul anlatsaydı sana, babacan, dost sesiyle şimdi yarısı sönmüş bu ciğerlerle öksürük krizleri arasında nefes alıp vermeye çalışmayacaktın.

Misal, annneni ele alalım ve sen bir kız çocuğu ol: Sevdiğin bir genç adam var. Yalan dolanlarla izin alıp buluşuyorsun. Annen biliyor ne işler çevirdiğini de bilmezden geliyor. Yüz göz olmayalım (anne ile kız nasıl yüz göz olur?) diye yalanlarını yutuyor. Çocuğu görmezden, bilmezden geliyor. Aşıksın sen ya oğlana, kapılıp gidiyorsun. Annenle bir bilmezden gelme oyunun içine düşüyorsunuz; kim olduğunu bilmediği bir adamla sevgili olmanda sorun yok, yeter ki etraftan duyan olmasın, yeter ki bildiği bilinmesin.

Oysa alıp karşına konuşsaydı; kim olduğunu anlamaya, genç adamı tanımaya çalışsaydı, güngörmüşlüğünden sana tavsiyelerde bulunsaydı... Sıkıldığında, sorun yaşadığında anlatabilseydin annene ilişkini, ne yapman konusunda ana nasihatları verseydi sana; kim bilir belki şimdi boşanmış, kocasından şiddet görmüş genç bir kadın olarak yaşamaya çalışmıyor olacaktın. Belki “Telli duvaklı gelin olacaksın” telkinleri yerine, “Eline mesleğini alacaksın kimseye boyun eğmeyeceksin” öğütleri ile büyütülseydin o kadar genç yaşta evlenip, okulu bırakmayacak, kendi hayallerini gerçekleştiren ve evet, hiç evlenmemiş bir kadın olarak yaşayacaktın; kim bilir?

Böylesin sen işte... Çocukluğundan beri en kolay olanına sığınmayı öğrendin, dolayısıyla hayatın içerisinde bir sığıntı olarak yaşadın. O nedenle alışıksın ya görmezden gelmeye, duymamaya, ses çıkarmamaya. O nedenle sana dokunmayan yılan bin yıl yaşasa umrun değil ya, günü kurtarmaktan daha mühim olanı yok senin için. Yarını, geleceği düşünmek saçma bir uğraş, boşuna telaş...

O nedenle maden işçilerinin cinayetlerine “kaza” denildiğinde inanırsın; “Neden?” diye sormak aklına gelmez. Sendikasız, taşeron işçilerin neden o şartlar altında çalışmak zorunda oldukları, damga vergisini aksatmadan toplayan, vergi alacağını e-haciz yoluyla pek güzel toplayabilen devletin işçilerin sağlıklı ve güvenlikli çalışma koşulları söz konusu olduğunda nerede olduğunu sormak da aklına gelmez. Babasının madenden çıkmasını umutla, gözyaşı ile bekleyen çocuğa dertlenirsin elbette, ama o kadar, haberlerden sonra dizi kaçta başlıyordu? Ayva tatlısı olsa da yesek...

Sadece aralık ayında erkeklerin 12 kadını öldürdüğü, 14 kadının ve kız çocuğunun tecavüze uğradığı, 17 kadının yaralandığı, 15 kadının tacize uğradığı haberlerinine karşı kayıtsızsındır, ama Muhteşem Süleyman'ın hareminde dekolte ölçüsü konusunda artık bir uzman sayılırsın.

Her ay avuç avuç ödediğin vergilerin nereye gittiğini sorgulamazsın, sağlık ve eğitimin devletin temel hizmetlerinden biri olduğunu her yurttaşın bu hizmetlerden eşit şartlar altında yararlanması gerektiği gerçeğini görmezden gelirsin ama özel hastanelerde pansumanı bedava yaptırdım diye sevinirsin. Devlet hastanelerinde 10 haftalıktan az olan gebeliklerin sonlandırılmasında narkoz kullanılmadığını, kadınların canlı canlı kazındığı gerçeğini okuduğunda için sızlar belki, ama indirim yapan mağazaların kuponlarını kaçırdığın haberi seni daha çok dehşete düşürür.

Asgari ücretin ev kirasını belki ancak karşılamasına, emekli maaşına yapılan üçün birinin ucu kadar zamma sinirlenir, yüz gram kıymadan nasıl köfte yapacağını düşünür ama sokağa çıkıp eylem yapmak aklının ucundan dahi geçmez. Sokağa çıkanlara karşı daha çok öfkelenirsin; yollar tıkanır, trafik kilitlenir gideceğin yere geç kaldığın için sinirlesin de bir omuz vermek aklının ucundan geçmez.

Sokak hayvanları için bütçelerini, emeklerini harcayan insanlara deli gözüyle bakıp, “Kedi köpek besleyeceğine bir çocuk beslesene... ” aklını vermeyi pek iyi bilirsin de aç yatan komşundan haberin, bir köy okuluna yolladığın bir kolin de yoktur hani...

Sen sistemin en sevdiği malısın. Kredi kartının asgari ücretini ödeyerek bankaların kıymetli müşterisi, ihlal edilmiş hakların arkasında aval aval bakan seçimden seçime değer biçilen oy veren eleman, kendi geleceği linç edilirken farkında olmayan bir acizsin. Gününün on saatini çalışarak, akşamını dizilerden gözünü ayıramayarak geçirirsin. Cep telefonunun, arabanın, çizmelerinin, gözlüğünün markası senden çok daha değerlidir ve sen buna gönüllüsündür, çünkü onlar olmadan bir hiç olacağını bilirsin.

Görmezden, duymazdan geldikçe, bildiğini söylemediğin sürece sen bu gezegenin en acizi kalacaksın; haberin olsun!

Tarih: 9/1/2013
10441 kez okundu
   Yazdır Arkadaşına gönder
YAZARIN DİĞER YAZILARI
İzmir Kent Haritası İzmir Nöbetçi Eczaneleri