Ana Sayfa Kent-Yaşam yazıları Uzm. Dr. Metin Özer Covid-19 pandemisinde ameliyat olmak

Covid-19 pandemisinde ameliyat olmak

Aralık 2019’da başlayan, 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen, 11 Mart 2020’de Türkiye’de ilk vakası görülen (coronavirus disease 19 veya Covid-19), halen dünya çapında bir halk sağlığı sorunu (pandemi) oluşturmaya devam etmektedir. 

Pandemi eski Yunanca’da tüm anlamına gelen (pan) ve insanlar anlamına gelen (demos) kelimelerinin birleşmesinden türetilmiştir. Dünya üzerindeki tüm insanları etkileyerek çok sayıda can kaybına, fiziksel ve ruhsal sorunlara yol açmış, ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturmuştur. Bu süre içersinde diyabet, obezite (aşırı şişmanlık), hipertansiyon gibi kronik hastalığı olanların ve ameliyatı ertelenen hastaların yaşam şartları daha da güçleşmiştir. 

Gerek uygulanan yasaklar, gerek enfeksiyon korkusu veya sağlık tesislerinin yoğunluğunu azaltmak adına hastaların çoğu pandemi süresince tıbbi takiplerini ve ameliyatlarını ertelemişlerdir. Bu da birçok hastanın tablosunun ağırlaşmasına, hatta ölümlerine neden olmuştur. 

Benim de pandemi nedeniyle uzun süredir ertelediğim ürolojik bir sorunum vardı. Sıkıntımın artması üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Araştırma Uygulama Hastanesi Üroloji Polikliniği’ne müracaat ettim. Muayenemi yapan Doç. Dr. Ozan Bozkurt deontolojiyi iyi uygulayan, “Hazık doktor” tanımına tümüyle uyan biriydi. (1970’li ve 1980’li yıllarda tıp fakültesinde okurken hocalarımız bize tıbbi deontoloji dersinde, mesleğin uyulması gereken ahlaki değer ve etik kurallarını anlatır, ayrıca “hazık doktor” olmamız da gerektiğini söylerlerdi. “Hazık” işini severek yapan, kibar, usta ve uzman tanımlarını bir arada içeren Arapça kökenli bir kelimedir.) Doç. Dr. Ozan Bozkurt tanısını çeşitli tetkiklerle destekledi, daha fazla gecikirsem daha riskli bir ameliyata girebileceğimi belirtti.

Bir an önce ameliyat olmam gerekse de hastanede koronavirüs enfeksiyonu kapmaktan korkuyordum. Virüsün belli başlı bulaş yolu solunumla atılan damlacıklar ve temastır. Enfeksiyon kontrol önlemlerini almayanlar ve aşı olmayanlar hem kendilerinin, hem de başkalarının hayatını tehlikeye atmaktadırlar. 

Dünyada Covid-19 tanısı almış hasta sayısı 100 milyon civarındadır. Bu hastalarla en çok sağlık çalışanları karşılaştığından bulaş riskleri de yüksektir. Diğer bir bulaş kaynağı da kendi mesai arkadaşlarıdır. DEÜ Hastanesi’nde tüm personel sürekli maske ve eldiven kullanıyor, temizlik kurallarına ödünsüz uyuyorlardı. Hastalar da muayene, tetkik ve tedavi sırasında maske kullanıyorlardı. Hastanenin her biriminde maske, mesafe kurallarına uyulduğunu, tüm koridorların el dezenfektanı noktalarıyla donatıldığını gördüm. Hasta odalarının yerleri, duvarları, pencereleri, kapıları, lavabosu, tuvaleti, dolapları ve masaları sabah akşam ve gerektikçe dezenfektan solüsyonlarla siliniyordu. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Semih Küçükgüçlü ve ekibi bulaş yollarına karşı tüm tedbirleri almıştı. 

Ameliyattan bir gün önce DEÜ Hastanesi Üroloji Kliniği’ne yatışım yapıldı. Klinikte Covid-19 tedbirlerine uyan, tam bir düzen içersinde ve saygıyla görev yapan, güler yüzlü doktorları, hemşireleri ve personelleri görmek çok güzeldi. Aşılarım tamdı. Son aşıdan sonra bağışıklığın tamamlanması için iki hafta geçip geçmediği kontrol edildi. Ek olarak sürüntü tetkiki yapılarak aktif Covid-19 hastalığım olmadığı onaylandı. Bu arada Doç. Dr. Yüksel Erkin tarafından muayene edildim, tetkiklerim incelendi. Anestezi açısından da operasyona engel halim olmadığı bildirildi.

Üzerimde sadece ameliyat önlüğü, ağzımı, burnumu kapatan maskemle sedyede uzanmış vaziyette ameliyathaneye götürülürken “Aktif Covid-19 enfeksiyonlu hastaların ameliyatlarının nerede yapıldığını” sordum. Bu hastaların ayrı bir birime yatırılıp, ayrı bir ameliyathanede, özel giysili sağlık çalışanları tarafından opere edildiklerini öğrendim. 

DEÜ Hastanesi Üroloji Kliniği’nde dört gün yattıktan sonra tedavimin tamamlandığı, taburcu edileceğim söylendi. Pandemi döneminde de sağlık çalışanları en ön cephede savaşarak toplumu sağlığına kavuşturmakta ve taburcu etmektedirler. Bu durum İngilizcede “discharged” (tahliye, çıkış) kelimesiyle basit bir şekilde tanımlanmaktadır. Bizim için ise “taburcu olmak” derin bir anlam içerir. Özellikle Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşı döneminde tedavi edilen askerlerin evlerine değil de taburlarına dönüp savaşmaya devam etmelerinden dolayı “taburcu oldu” denmiştir. Bugün de hastanelerde pandemiyle savaşan sağlık personelleri sayesinde sağlığına kavuşup, taburcu olmakta ve evlerine dönebilmektedir.

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments