Bana bir hikâye anlat

Masalları sever misiniz? 

Bir varmış bir yokmuş diye başlar tüm masallar. Çocukluğunda masal dinlememiş olan var mı? Ya yetişkinliğinde? Üvey annesinin zehirli kırmızı elmasıyla zehirlenen güzeller güzeli Pamuk Prenses’le, cam ayakkabısının ayağına denk gelmesiyle mutluluğa koşan Külkedisi’yle (Sindirella), cadının şekerden eviyle kandırılan Hansel ile Gretel’in serüvenleriyle büyümedik mi? Çocuklarımı büyütürken Rüştü Asyalı’nın o güzel Türkçesi ve seslendirmesi ile Keloğlan’ı dinlemek için radyonun başında heyecanla beklemelerini unutmak mümkün mü? Onun “bir varmış, bir yokmuş” programını kaçırmayı asla istemezlerdi. Sesi, sözü insanın içini titretendi; harika bir ses tonu, vurgu ve olağan dışı güzel bir diksiyona sahipti. Ne iyi yapmışlar Keloğlan’ı kendisine emanet etmişler.

Halk anlatı geleneğine dayanan masallar yaşadığı toplumdan izler taşır. Farklı kültürlerde değişik yorumlansa da Kırmızı Başlıklı Kız hikâyesi Avrupa’da kurdun kızı yutmasıyla biter. Çin’de aynı öykü kızın bir kurt tarafından değil de bir kaplan tarafından kandırılması olarak anlatılır. İran’da ise bir kız çocuğunun kendi başına gezinmesi hoş karşılanmadığından masalın kahramanı oğlandır. Bu masallar kültürden kültüre farklılıklar gösterseler de, verilmek isten mesaj aynıdır. Bu yüzden evrensel bir dili oluştururlar, inanılmaz bir hızla çoğalırlar, gene çoğalırlar ve işte böyle böyle, bir sel gibi durup dinlenmeden, ama hiç mi hiç durup dinlenmeden akıp giderler. 

Havada gözle görülmeyen beyaz atlı prensler uçuşur bir süre… Nazlı prenseslerle, mağrur padişahlarla, uçan halılarla, karanlık şatolarla, süpürge saçlı cadılarla, yedi cüceler ve kırk haramilerle hem aynı anda onlara, hem de kendimize, hem de bir başkasına bakar gibi bilinmeyen bir dünyaya gözlerimizi açarız. Ayrıntılar kimi zaman şaşılacak kadar basit, kimi zaman da insanın aklını başından alacak kadar karmaşıktır. Kimi zaman da rastlantıların olabilirliğinden doğmuş bir takım korkunç yaratıklar ya da gülünç yaratıklar bize o kadar yabancı görünürler ki, onların arasında bakışlarımızı nerede gezdireceğimizi bilemeden iç içe geçmiş binlerce görüntü arasında şapşal şapşal bakışlar, alaycı kahkahalar fırlatırız. 

Meğer masallar bizim sandığımızdan da önemliymiş. Meğer masallar aslında bilinçaltımızın şifalandırma yöntemlerinden biriymiş. Ölüm sözcüğünü masalda duyan bir çocuk bir yakınının kaybını daha kolay anlayabiliyormuş. Masalların çocukları toplumsal yaşama hazırlayıp onları toplumsallaştırdığını öğrendim. Meğer Kırmızı Başlıklı Kız masalında kurt da, gidilen yol da hepsi birer simgeymiş. Tüm bu bilgileri Çağdaş Anlatma Sanatı uygulayıcısı Judith Liberban’ın masallarla ilgili seminerinde öğrendim. Masal anlatıcısı, eğitmeni, sanat terapisti  Judith Liberman, Fransa’da masallarla büyüdü, “anlatma sanatı” eğitimi aldı. Paris ve New York’tan sonra Türkiye’de 15 yıldır düzenlediği masal gecelerinde çocuklara ve büyüklere masallar anlatıyor. Birbirini hiç tanımayan insanları bir masalın sonundaki hayrette, gülümsemede, keşifte buluşturuyor. 

Bir zamanlar tüm dünya ülkeleri hikâye anlatıcılarının hayal dünyalarından beslenen hikâyelerle dolup taşarmış. Zamanla anlatma sanatı da, masal anlatıcıları da unutulmuş! Derken zamanla, masalların insanlığın evrensel dili olduğu yeniden keşfedilmiş. Hikâye anlatıcısı, modern dünyanın bu hızlı yaşantısında, bu sanatın nesilden nesle aktardığı kadim bilgelikten beslenerek, masal, mitoloji, efsane, fıkra, destanlar ve La Fontaine’in fabl anlatımının ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu görmüş. O zamandan beri, masal anlatıcıları dünyanın neresinde olursa olsunlar, masal dünyasının büyülü sırlarını fısıldamışlar dinleyicilerine.

Elimize geçen en eski masal 3500 yaşında. Ve bu masallar hala anlatılıyor, üzerinden asırlar geçse de ilgimizi çekiyor. Nasıl oluyor da 3500 sene önce anlatılan bir masal hepimizin ilgisini nasıl oluyor da çekiyor, nasıl oluyor da bu masallar insanlığın ortak paydası oluyor? 

Masal dünyasına önem veren bir başka isim Clarissa P. Estes. Kurtlarla Koşan Kadınlar eserinde masalların ve mitosların sembolleri arasında saklı düşünceleri açığa çıkarmaya çalışıyor. Clarissa P. Estes önce masalların ortaya çıkış sebeplerini ve ardında bu masallardaki saklı sembolleri Freudyen ve Jungcu yorumluyor, masalların evrenselliğine değiniyor. 

Bu semineri aldıktan ve kitabı okuduktan sonra masalları anlatıldıkları gibi değerlendirmeye çalışmamamız sonucuna ulaşıyorsunuz. Masalların toplumların bilinç dışındaki sembolik dille ifade bulduğunu öğreniyorsunuz. Yani masalları tam olarak anlamak için mutlaka bu sembolik dili çözümlemek gerekir. 

Kırmızı Başlıklı Kız masalların sembolik dilleri olduğunun en çarpıcı örneklerinden biri. Masalın başlığı, annenin verdiği öğütler, yoldan çıkma, yabancılarla konuşma hepsi de sembolik ifadeler. Masalda önemli bir rol oynayan kurt da sembolik bir karakter. Avcının da, ninenin de hepsinin sembolik anlamlar taşıdığını öğrendim. Annenin kızına verdiği öğütlerden birisi “yoldan çıkma”dır. Yol herkesin gittiği bir ve tek yoldur; bu yoldan birisinin çıkması herkesin gittiği yoldan gitmemesi, topluma ters düşmesi anlamına gelir. Çünkü bu yolu inşa eden toplumun ta kendisidir. Bu yolun taşları toplumsal ahlak kurallarından döşenmiştir. Toplumda bir genç kızın yoldan çıkması ahlak anlayışının dışına çıkmasıdır. Bir anne için kıza verilebilecek en önemli nasihatlerden birisidir. Adım adım sembolleri çözümlemeye başlayınca masalın daha bir anlamlı hale geldiğini görüyorsunuz. Sonuç olarak Kırmızı Başlıklı Kız masalı, geleneksel bir toplumda annenin kızına verdiği öğütleri ve bunlara dikkat etmezse başına neler gelebileceğini anlatan bir masal.

Anne kızına bir mesaj vermek ister; onu toplum kurallarına uygun bir biçimde yetiştirmek ister. Ancak bunu doğrudan söylemesi hem çocuklarda bir tepki yaratabilir hem de bir annenin kızına böyle şeyler söylemesi pek de hoş bir durum değildir. Bu durumda ise bilinçdışı devreye giriyor ve sembolik bir dil amaca hizmet etmeye başlıyor. Anne ne anlattığını bilmiyor ama aslında söyleyemediklerini farkında olmadan kızma bir masal diliyle aktarıyor. Kız ise bir masal dinliyor aslında ama annenin verdiği mesajları farkına varmadan alıyor. Farkında olunmadan kurulmuş bir iletişim ağı bu masalın asıl şifresi. Ne anne ne anlattığının farkında, ne kız ne dinlediğinin farkında. Masal yoluyla kurulan iletişim kanalında hem anne hem de kızın bilinçdışı mekanizmaları uyarılmış oluyor. Asıl verilen mesaj: Kendi iradenle ve toplumu hiçe sayarak yaşarsan, sen yoldan çıkmış kabul edilirsin ve toplum tarafından da lanetlenirsin. Aksi takdirde kurtlara yem olursun. 

Masallar, onları dinlemeyi seven, onlara kalbini açan herkes için bir yolculuk. Akşamları annem yanına yatmama izin verir, ben de ona “bana bir hikâye anlat” derdim. “Bir hikâye? Hım… Bir düşünelim bakalım! Bir tane bile aklıma gelmiyor. A, dur bir dakika! Çizmelerin hikâyesini mi anlatsam acaba? Pekâla. Bir varmış bir yokmuş, yedi denizin ötesinde iki çizme varmış. Gerçek bir çiftlermiş. Ve de dostlarmış. Öyle sıkı dostlarmış ki kimse birini ötekisiz düşünemezmiş. Ne zaman biri bir adım atsa diğeri de atarmış. Ne zaman biri dursa diğeri de dururmuş. Bu nedenle çizmelerden birine Biri, diğerine de Diğeri denirmiş. Biri ve Diğeri sadece gündüzleri değil, geceleri de beraberlermiş hep. Her gece yatağın ucunda dururlarmış. Böyle uyurlarmış, ayakta durarak. Çok yorulmazlarmış çünkü birbirlerine yaslanırlarmış. Birbirlerinin tenini hissetmek hoşlarına gidermiş. Doğrusu, bu şekilde kalmaktan başka bir dilekleri de yokmuş. Böyle geçiyormuş ömürleri. Gelgelelim zamanla yaşlanmışlar artık. Bir çöp yığının üzerine fırlatılıp atılmışlar. Biri sağa gitmiş diğeri sola. Sonra… Sonra ne olmuş bilmiyorum. Hikâye burada bitti. Hadi şimdi yatağa…”

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments