Ana Sayfa Saadet Erciyas - Kitap Gazetecilerin kitapları dönemin tanığı

Gazetecilerin kitapları dönemin tanığı

Gazeteciler haberleriyle yaşadığı dönemin tanıklığını yapan insanlar. Bu hafta iki meslektaşımın kısa bir süre önce yayımlanan kitaplarına yer vermek istedim. Gazeteci Efsun Erbalaban Yılmaz’ın anı türünde yazdığı “İnsandan Haber Var” bunlardan biri.  Diğeri de meslektaşımız Reşat Yörük’ün yazdığı, “Tarımda Kurtuluş Reçetesi: Tire Süt Kooperatifi Modeli – Mustafa Kemal’in Çiftçileriyiz” adlı inceleme-araştırma kitabı. Her iki kitabın da okuru bol olsun.

“İnsandan Haber Var”

Son 14 yıldır Anadolu Ajansı’nda görev yapan gazeteci  Efsun Erbalaban Yılmaz’ın sahada, haber sırasında yaşadığı anılarından ve haber arkası notlarından derlediği “İnsandan Haber Var” yakın zamanda yaşadığımız kimi olayları da anımsatan bir kitap. Bir solukta okunuveren bu kitaptaki öyküler kimi zaman insanı soluksuz bırakıyor. Gözgü Yayıncılık tarafından yayınlanan kitapta hemen yanıbaşımızda yaşanan dramların kahramanı insanların, kimi zaman üzen kimi zaman sevindiren, umut dolu öyküleri var.  Her satırında yaşanmış öykülerin bulunduğu kitap tamamen insandan haber veriyor. 

Yılmaz’ın kitabındaki öyküler, ülkemizin yakın geçmişte yaşadığı ve toplumun belleğinde derin izler bırakan Soma maden faciasından Nobel alan ilk Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar’a, Suriyeli Maha’nın yardımsever Şüra Baykan’ın dokunuşuyla değişen dünyasına, Afrotürkler’in bilmediğimiz ilginç yaşam biçimlerine uzanıyor. Sağlık Muhabirleri Derneği İzmir Temsilcisi de olan Efsun Erbalaban Yılmaz’ın hasta çocuklarla ilgili yaptığı haberleri okurken duygulanmamak mümkün değil. Bu noktada objektif olmaya çalışsa da “gazeteci de bir anne, bir insan” diyorsunuz okur olarak. Yılmaz’ın kitabında kendisinin yanı sıra birlikte çalıştığı Anadolu Ajansı foto muhabirleri Gayenur Koç, Cem Öksüz, Doğancan Bingöl, Emin Mengüarslan, Evren Atalay, Mehmet Özdoğru ve Serdar Alakuş’un çektiği fotoğraflar da yer alıyor. “İnsandan Haber Var”, haberin etki gücünü göstermesi açısından da değerli bir kitap.

“Mustafa Kemal’in Çiftçileriyiz”

Gazeteci Reşat Yörük’ün kaleme aldığı Varyant Yayınları’ndan çıkan araştırma-inceleme kitabı “Mustafa Kemal’in Çiftçileriyiz”, İzmir’in başarılarıyla dünyaya örnek olan Tire Süt Kooperatifi’nin öyküsünü anlatıyor. Geliriyle Tireli süt üreticilerinin çocuklarının eğitimine katkılı olacak kitap, sütle yazılan destansı bir öykü. Tire Süt Kooperatifi, köylünün  örgütlü gücüyle üretimini ve gelirini artırabileceğini gösteren bir model. Kitap Tire Süt Kooperatifi’nun kuruluş öyküsünün yanı sıra dünyadaki ve Türkiye’deki kooperatifçiliğin yükselişini anlatıyor. Bu süreçte Atatürk’ün kooperatifçilik anlayışına ve üreticiye verdiği desteklere, yol göstericiliğine, konuya ilişkin görüşlerine yer veriyor. 

Ağırlıklı olarak tütün, pamuk ve susam üretimi yapılan bölgede süt hayvancılığının geliştirilmesini isteyen süt ortaklarının, o gün için yok denecek kadar az miktarda olan süt üretimini artırmak için verdikleri mücadele dile getiriliyor. Gazeteci Reşat Yörük’ün titiz bir çalışmayla hazırladığı kitapta, ülke liderlerinin, tarım bakanlarının değişiminin, çıkan yasa ve yönetmeliklerin, politikaların kooperatifçiliğe etkisi de ele alınıyor. Kitap kooperatifçiliğe ilgi duyanların, kooperatiflerini kalkındırırken Atatürk’ün izinde yörelerini, kentlerini ve uluslarını kalkındırmak isteyen üreticiler, çiftçiler ve de yerel yöneticiler için bir başucu kitabı niteliğinde.

***

Erkan Serçe’nin kitabı İzmir’in unutulan tarihi köprüsüne bir selam

Kervan Köprüsü-İzmir’de Ticaretin Başladığı Nokta

İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) kuruluşunun 20. yılında İzmir’e yeni bir yayınevi kazandırdı. “İzmir Ekonomi Üniversitesi Yayınları” adını taşıyan yayınevinden çıkan ilk eser de tarihçi Erkan Serçe’nin kaleme aldığı “Kervan Köprüsü – İzmir’de Ticaretin Başladığı Nokta” kitabı oldu. Serçe, bir dönem kentin doğulu yüzünün simgesi olan köprünün yapımının neredeyse İzmir’in Pagos eteklerinde kuruluşuna kadar gittiğini söylüyor. Kitap, İzmirlilerin her gün üstünden geçtiği halde farkında olmadığı, hatta yapılan yanlış kent planlamalarıyla görünmez hale gelen tarihi köprüyü günümüz insanına yeniden anımsatıyor. İzmir’in unutulan kültürel mirası, asırlara meydan okuyan Kervan Köprüsü’ne bir selam gönderiyor.

Saat Kulesi’nden daha eski bir kent simgesi

İzmir’in bugün simge yapısı olarak bilinen Saat Kulesi tam 120 yıldır varlığını sürdürüyor. Oysa İÖ 2. Yüzyıl’da yapıldığı tahmin edilen “Kervan Köprüsü” Saat Kulesi’nden daha eski bir simge yapı. Yüzyıllardır kesintisiz kullanılan, bugün bir semte de adını veren, halk arasında “Kemer Köprüsü” diye bilinen yapı, “İzmir’in doğulu yüzünün simgesi” olarak tanımlanıyor. Erkan Serçe, kitabında gravür, tablo, fotoğraf, gezi yazıları, öykü, şiir gibi yapıtlardan yola çıkarak 1700’lü yılların sonlarından 1900’lerin başlarına kadar İzmir’in simgesi olan Kervan Köprüsü’nün izini sürüyor. 

Serçe, bugün İzmirlilerin pek de farkına varmadığı, kentin hemen yanıbaşındaki köprünün bir dönem kentin ticaret ve eğlence yaşamında önemli bir işleve sahip olduğunu, daha sonra bu işlevini tamamladığını söylüyor. Köprünün bugün zihinlerde yer alabilmesi için korunmuş olması gerektiğini belirten Erkan Serçe,  1950’lilerde köprünün üzerine beton atılmasının, betonla genişletilmesinin o gün için gelişmişlik olarak yorumlandığına dikkat çekiyor. 

Köprünün kullanımının yapıldığı dönemden bu yana kesintisiz sürdüğünü dile getiren Serçe, Osmanlı döneminde birçok kez yenilendiği anlaşılan Kervan Köprüsü’nün Helenistik-Roma çağlarından beri var olduğunun düşünüldüğünü söylüyor. “Kentten çıkıp köprünün üzerinden giden yol Pagos eteklerinde kuruluşundan başlayarak İzmir’i doğuya bağlayan tek yoldu” diyen Erkan Serçe, köprünün belki önce ahşap sonra kagir olarak düzenlendiğini belirtirken, köprünün Kadifekale ile birlikte kentin en eski unsurlarından biri olduğunu vurguluyor.

Türkler’in “Kemer Köprüsü”, Fransızlar’ın “Kervan Köprüsü”, İngilizler’in “Caravan Biridge”, Almanlar’ın “Karawanen-Brücke”, İtalyanlar’ın ise “Ponte Della Carovana” dediği köprü ilk olarak 18. Yüzyıl sonlarında  Britanya Büyükelçiliği ressamı Luigi Mayer’in suluboya tablosunda resmedilmiş. Bugün onlarca gravürünü, çizimlerini gördüğümüz köprü aynı zamanda İzmir’e ait fotoğrafı bulunan ilk mekan olma özelliği taşıyor. 

Batılı gezginlerin ilgi odağı olmuş

Kervan ve develerin geçişiyle oluşan oryantalist ortamından etkilenen Batılı gezginler, Meles Irmağı üzerindeki Kervan Köprüsü’ne, çevresindeki kahvehanelere, hemen yakınındaki Türk mezarlığının görkemine 19. Yüzyıl başlarına kadar büyük ilgi göstermiş. Gezginler İzmir’e hemen her gelişlerinde mutlaka resmedip yazılarında ayrıntılarıyla yer vermiş. Kervan Köprüsü adına şiirler, hikayeler yazılmış, besteler yapılmış. Batılılar’ın pek çok kitapta, kartpostalda, dergide yer verdiği Kervan Köprüsü’nü bu büyük ilginin bir nedeni de Meles Irmağı kıyısında doğduğu, şiirlerini buraya yakın bir mağarada kaleme aldığı düşünülen “Ilyada ve Odysseia” adlı eserin yazarı Homeros olmuş. 

Önemini yitirene kadar İzmirlilerin de keyifle zaman geçirdiği muhteşem bir mesire yeri olarak kullanılan, kimi zaman üzerinden iki bine yakın devenin geçtiği köprü asıl işlevini kentin Anadolu’ya açılan ticaret kapısı olarak görmüş. O gün için İzmir’e akan, İsfahan’dan, İran’dan, Azerbaycan’dan ya da Anadolu’nun yakın çevresinden gelen bütün kervanların köprüden geçmek zorunda olduğunu anımsatan Erkan Serçe, kervanların geçeceği zamanlarda köprü ve çevresinde büyük hareketlilik yaşandığını anlatıyor. Köprü üzerinde bugün var olmayan bir gümrük binası ile kolluk kuvveti olarak yeniçerilerin de bulunduğunu ancak çevresinde konaklama yapılarının bulunmadığını söylüyor. 

Kitabın kentteki eğlence anlayışının değişimini göstermesi açısından da önemli olduğunu dile getiren Erkan Serçe, “Batılılar orada doğulu yaşam biçimini arıyorlardı ve aradıklarını buluyorlardı. Onu Kervan Köprüsü’nde rahatlıkla görebiliyorlardı. 19. Yüzyıl ortalarında aradıkları şey değişti. Aradıkları artık Batılı yaşam tarzıydı. Onu da Kordon’da buldular” diyor. Serçe’ye göre, Kordon’daki, rıhtımdaki yapılaşma, demiryolları ağının kurulmaşı, köprüden geçen kervanların sayısındaki azalış köprüye ilgiyi azaltan etkenler arasında yer alıyor. Erkan Serçe, UNESCO kapsamında Tarihi Kent Merkezi sınırları içinde bulunan ve İzmir’de yapıldığından bu yana kesintisiz kullanılan ender yapılardan biri olan tarihi köprüye ilişkin yeniden bir farkındalık oluşacağını belirtiyor.

Bir İzmirli olarak kitabı okurken, bir dönem gravürleri yapılmış, fotoğraflarda, kartpostallarda kentin simgesi olmuş, Batılı gezginlerin İzmir rehberlerinde baş köşede yerini almış, gezginlerin yazılarında ballandıra ballandıra anlattığı bu yerin varlığına inanamıyorum. Bugün tam bir trafik keşmekeşinin yaşandığı ve fark etmenizin neredeyse olanaksız olduğu köprünün, Meles Çayı ile çevresinin o yıllarda “kafa dinlenecek yer”, “İzmir’in mesire yeri”, “Asya düşlerini süsleyen gerçek”, “harika bahçelerin ortasındaki köprü” diye tanımlanması şimdi tatlı bir düş gibi geliyor.

***

Ahmet Özhan hayranlarına kitap müjdesi

İzmir Araştırmaları Derneği’nin (İZARDER) pandemi döneminde gerçekleştirdiği, büyük ilgi gören çevrim içi söyleşilerine son olarak Türk Sanat Müziği’nin sevilen sanatçılarından Ahmet Özhan konuk oldu. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Hakan Cevher’in yönettiği buluşmaya 100’ü aşkın izleyici katıldı. Özhan, söyleşide sanat yaşamının öyküsünü, tasavvufa yönelişini, son dönemde yaptığı çalışmalarını anlattı. Ahmet Özhan, söyleşisinde hayranlarına sanat yaşamındaki yaşadığı deneyimleri, sahnede yaşadığı ilginç olayları, unutulmaz hikayeleri kaleme aldığı “Ayrılık Yaman Kelime” adlı kitabının kısa bir süre sonra yayımlanacağı müjdesini de verdi. Özhan’ın “Ses, Söz ve Sevgili”, avukat, mutasavvıf ve müzisyen Ömer Tuğrul İnançer ile birlikte hazırladığı “Şarkılar Seni Söyler” ve “Kerbela” adını taşıyan üç kitabı bulunuyor.

Önceki İçerikPetra’nın Kollarında
Sonraki İçerikBayram mı gelmiş?
RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments