Ana Sayfa Kent Yazıları Efdal Sevinçli Karidi Efendi Kimdir? - 2

Karidi Efendi Kimdir? – 2

Grigorios Karidi’nin İzmir’deki Gazetecilik Günleri… 

Basın tarihimizin önemli adı Grigorios Karidi’nin, 1864’de Yunanistan’dan İzmir’e gelişiyle başlayan İzmir günlerini değerlendiren ilk yazım, 29 Aralık 1869’dan 15 Temmuz 1870’e, çok kısa bir süreyi kapsıyordu. Osmanlı’nın “pek de emniyyet olunur takımdan bulunmayan” diye değerlendirdiği bu ilginç yayıncımızın, Karidi Efendi’nin, bu yazımızda da İzmir’deki gazetecilik günlerinin izini sürmeye çalışacağız. Osmanlı Arşivi’nden edindiğimiz belgeler ile Karidi’nin yaptığı tartışmalara ilişkin süreli yayınlardaki yazılar, kendisini daha yakından tanımamıza yardımcı olacaklar. 

Anımsatmakta yarar görüyorum, Karidi’nin İzmir basınında adını ilk kez, İzmir ortodoks kilisesinin yayın organı niteliğindeki Efseveia Gazetesi’nin [ No:217, 24 Ekim 1869 – No: 242, 17 Nisan 1870] yönetimine geçişiyle görüyoruz. Dönemin en etkin gazetesi Amaltheia’da, kuşkularım olsa da çalışıp çalışmadığına ilişkin açık bir bilgi edinemediğimiz Karidi Efendi’yi, Haziran 1870’den Temmuz-1881’e, birbiri ardına yayımladığı gazeteleriyle, dergileriyle İzmir basın dünyasında görüyoruz.

Önceki yazımda tanıttığım İyoni Gazetesi’nin Haziran 1870‘de, ruhsatsız yayınına ilişkin resmi yazışmalar sürerken Karidi Efendi’nin, neredeyse aynı günlerde, Rumca, Smyrni / İzmirni [İzmir] (24 Nisan 1870 – 6 Şubat 1876) Gazetesi’ni yayımlar. 

“Mahzûrdan sâlim olamayacağı” vurgulanan Karidi’nin, “makbul bir yurttaşa” dönüşüp 1873-1875 yıllarında, İzmir’in ilk Türkçe süreli yayını, vilayet gazetemiz Aydın’ın yönetimini üstlendiğini biliyoruz. Bu görevin yanında Karidi Efendi’nin Rumca gülmece gazetesi /dergisi Velos’u [Ok] (16.03.1874), kısa bir süre sonra da Velos’un kardeş dergisi, İzmir’in ilk Türkçe gülmece dergimiz Kara Sinan’ı (3 Haziran 1875 – 30 Mart 1876), Rumca, Nea Smyrni’yi [Yeni İzmir] (14 Şubat 1876) ve Türkçe, İzmir (29 Mart 1877) Gazetesi’ni çıkardığını görüyoruz.

Karidi’nin İlk Rakibi Mehmet Salim Bey

 Vilayet gazetemiz Aydın’ın (Temmuz 1869 – Mart 1914) ilk sorumlu yayın yönetmeni / başyazarı Mehmet Salim Beydir. Resmi bir yayın olarak Aydın’ın logosunun altında, “haftada iki def ‘a yani cumartesi ve çehâr-şenbih günleri çıkarılmak üzere…” yazılı olsa da düzenli çıkmayan gazetede çoğunlukla vilayete ilişkin duyurular, haberler dikkati çeker. Mehmet Salim Bey’in, İzmir’in Türkçe ilk özel gazetesi Devir’i (5 Eylül 1872 / 19 Nisan 1873) yayımlama kararı üzerine Aydın’daki görevinden ayrıldığını biliyoruz. Yerine, Rumca yayımlanan İzmir gazetesiyle gülmece dergisi Velos’un sahibi Grigorios Karydis (Karidi) seçilir. Osmanlı Arşivinde, bu seçime ilişkin Aydın Valiliği’nin isteğini yansıtan özel bir kararı şimdilik görmesek de Kara Sinan’ın yayınına ilişkin onayı içeren Dışişleri Bakanlığı’nın 10 Mayıs 1875, Pazartesi günlü yazısından, Karidi Efendi’nin “Aydın Vilâyet-i Celîlesinin resmî gazetesi muharriri” görevini sürdürmekte olduğunu anlıyoruz. 

İşte bu görev değişikliği sürecinde İzmir basınında, Mehmet Salim Bey ile Karidi Efendi arasında yaşanan çekişmenin, kavganın nedenlerini, süreli yayınlardaki sert sataşma yazılarından bugün anlamaya çalışıyoruz. Devir’i inceleyince, M. Salim Bey’in, gazetesine, İzmir’de Fransızca yayımlanan L’İmpartial, La Réforme gibi gazetelerde çıkan, Osmanlı devleti aleyhinde gördüğü kimi haberleri düzeltmelerle yayımlamasının, dönemin İzmir basınındaki gazeteler arasında sert tartışmalara neden olur. Konunun özü de doğru haber verme ve basın özgürlüğüdür. Mahkemelere değin uzanan bu tartışmalara girmeden Mehmet Salim Bey, Devir’in, 23 Eylül 1872 günlü, altıncı sayısında yazdığı açıklamayla şimdilik yetinelim: 

“İzmirni Gazetesi’nin mündericât-ı fâsidesiyle muharrir ve sâhibi bulunan Karidis nâm Yunanînin mazbût u ma’rûf olan etvâr-ı denâet-şiârını beşinci numaralı nüshamızda ber-tafsîl neşr ile ol-bâbda dîvân-ı temyîz-i vilâyetin nazar-ı dikkatini dahi celb eylemiş idik.

Merkūm son çıkardığı nüshalarının birisinde (Devir’in) mündericât-ı hakkaniyet-perverânesini kāʻideten cerh eder bir söz bulamayıp sıfât-ı zâtiyesine lâyık ve hâ’iz olduğu Kir Karidis şöhretine gāyet muvâfık birtakım elfâz isti’mâliyle Devir’in iddiâ ve ityân ettiği harekât-ı serkeşâne ve efkâr-ı şekavet-kâranesini bir kat daha te ‘yîd ü te ’kîd etmiştir.

Binâen-aleyh bu makūle bir denî âdemin kelimât-ı kāsıdânesine gazete ile cevâb vermeyi âdâb-ı insaniyyenin hâricinde gördüğümüzden hakkında nizâmen terettüb edecek mu‘âmele-yi te’dîbenin icrâsı içün lâzım gelen mahalle mürâcaat etmiş olduğumuzu beyân ile iktifâ eyleriz.” *

Bu tartışmaya, Karidi Efendi’nin gazetesi İzmirni / İzmir’de nasıl katıldığını -şimdilik- bilemediğimiz gibi Devir’in beşinci sayısının da koleksiyonda bulunmayışı özünde bir eksiklik olsa da sürüp giden, hakaret içeren sözcüklerin havalarda uçtuğu yazılar konunun nerelere ulaştığını bize gösteriyor!… 

Rumca İzmirni / İzmir Gazetesi’nin Eki Savatiyon 

İzmir basın tarihinde kendi “milletlerine“ seslenen gazete sayısı, varlıklarını bildiğimiz ya da adlarını öğrendiklerimizin dışında, Aydın Valiliğine / Bâb-ı Âlî’ye yazılan dilekçeleri / başvuruları Osmanlı Arşivi’nde inceledikçe karşımıza onlarca gazete adı ve öyküsü çıkıyor. Dönemin toplumsal koşullarına, ilişkilere göre kimisi uygun görülen kimisi de örneğin yayınlanacağı dilde “sansür memuru bulunamayacağı” ya da “benzer yayınların çokluğu” gerekçe gösterilerek reddedilen dilekçeler ayrı bir inceleme konusunu oluşturuyor.

Basın dünyasında, gazete sahiplerinin yasaklamalara, çeşitli engellemelere karşı buldukları çözümlerin başında, birden fazla gazetenin yayın iznini, imtiyazını alarak en az bir yedek gazeteyi ellerinin altında tuttukları bilinen bir gerçektir. Örneğin İzmir basınında, Tevfik Nevzat’ın, imtiyazlarını birlikte alıp önce Hizmet’i (13 Kasım1886), epey bir aradan sonra da Ahenk’i (21 Şubat 1895) yayına soktuklarını, yine Amaltheia’nın [Bereket boynuzu /Keçi] yedek gazetesi Tharros’u [Cesaret](1910-1922) zaman zaman çıkardıklarını, İzmir’in işgalden kurtulduğu 9 Eylül 1922’de (!) Tharros’u yayımladıklarını anımsatmak isterim. 

Yine farklı içerikleriyle gazete eklerinin basın dünyasının önemli bir gücünü oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Şimdi tanıtacağım örnek, “kahramanımız” Karidi Efendi’nin gazetesi İzmirni / İzmir’in, “Cumartesi günü” eki olarak çıkardığı, adını ilk kez duyduğum Savatiyon’un [Savatieon: Cumartesilik, Cumartesi günü için…] serencamını yansıtıyor. Altı aydır süren yayın yasağının kaldırılması için İzmir Valiliğine sunduğu, “daima bağlılığını gösterip güzel bir dil kullanacağına” da söz verdiği dilekçesiyle Dışişleri Bakanlığı Basın Dairesi Müdürü’nün, ”kişisel garazlarla dolu olduğu için” Savatiyon’un yasaklandığını, ancak “Karidi’nin elinden, basın yasasının kurallarına ve genel terbiyeye ilişkin değerlere uyacağına ilişkin bir belge alınıp adı geçen ekin bir başka ad altında çıkarılması isteğine olur verilebileceğini” belirten Bakanlığa yazdığı raporunu içeren belgeler önümüzde

“Devletlü Efendim Hazretleri 

İzmir’de Rûm lisânında Sovatyun nâmındaki gazetenin altı mâhdan berü ta‘tîl buyurulmuşdu çâkerleri mezkûr gazetenin müdîri olub muvâfık-ı rızâ-yı âlî vech üzre / dâimâ hüsn-i efkâr ve ibrâz-ı sadâkat-kârî ile berâber güzel lisân isti‘mâlinde bulunduğum misüllü bundan böyle dahi ol vechle tatbîk-i hareket edeceğime binâen lûtfen ve merhameten / ta‘tîl-i mezkûrun feshile kemâ-kân-ı mezkûr gazetenin çıkarılması husûsuna müsâade-yi celîle-yi cenâb-ı nezâret-penâhîleri erzân buyurulmak tazarru’una cür’et kılındı ol bâbda ve her hâlde emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir. 

Grigovar Karidi [ Grégoire Carydis ]

Fî 28 Zi-l-hicce sene 290 ve Fî 4 Şubat sene 289 [16 Şubat 1874, Pazartesi]” 

 “Bâb-ı Âlî Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi

Matbûât Odası / Aded: 6

İzmir’de tab‘ ve neşr olunan İzmir nâm Rûmca gazetenin Sovatyun nâmile çıkarmakda olduğu ilâve bir takım agrâz-ı şahsiyye ile memlû olduğundan ilgâsı zımnında matbûât / idâresinin takrîri üzerine makâm-ı sâmî-yi cenâb-ı nezâret-penâhîlerinden vilâyet-i müşârün-ileyhâya tahrîrât-ı aliyye-yi cenâb-ı nezâret-penâhîleri şeref-tastîr buyurulmuş idi gazete-yi mezkûr sâhib-i imtiyâzı Griguar Karidi’nin [Grégoire Carydis] / melfûf arz-ı hâlinde ba‘de-zîn lisânını matbûât nizâm-nâmesi ahkâmına ve usûl-i âdâb-ı umûmiyyeye tevfîk etmekde tecvîz-i kusûr etmeyeceğinden mezkûr ilâvenin tekrâr çıkarılmasını istid’â / eylemiş olduğundan mahallince bir gûne mahzûr olmadığı hâlde yeddinden taahhüd-nâme alınarak ilâve-yi mezkûrenin diğer bir nâm ile çıkarılmasına ruhsat verilmesi hakkında vilâyet-i müşârün-ileyhâya tahrîrât-ı alîyye-yi / cenâb-ı âsaf-ânelerinin şeref-tastîri bâbında ve her hâlde emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.

Fî 24 Muharrem sene 91 ve Fî 28 Şubat sene 289 [1 Mart 1874, Cuma]

Mühür / Ministaire Des Affaires Etrangeres * Direction De La Presse 

Müdir-i Matbûât Der Nezâret-i Celîle-yi Hâriciyye”

Sonuçta, Sovatyun’un yayın yasağının kaldırılıp kalkıp kalkmadığını, bir başka adla yayımlanıp yayımlanmadığını şimdilik bilmiyoruz… Bilinen bir gerçek, Yunan Kralı Otto’nun sıkı bir taraftarı olan “Karidis nâm Yunanînin” gazetecilik mesleğini papazlıktan çok sevdiğini, pek rahat durmadığını görüyoruz, göreceğiz. 

Rumca Velos’un Kardeşi Kara Sinan’ın Çıkarılışı

“Ma‘rûz-ı Çâkerleridir ki

Çâkerlerin iki seneden beri İzmir’de Velos isminde tab‘ ve neşr etmekde olduğum rûmî-ül-ibâre eğlence gazetesinden ayrıca bir nüsha dahi Türkçe olarak ihrâcına müsâade-i aliyye-yi âsaf-ânelerine şâyân buyurulmak bâbında emr ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir. / Karidi”

Kara Sinan’ın yayın dilekçesi

Bu dilekçe, İzmir basın tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. İzmir’in, Türkçe, ilk ”eğlence”/ gülmece ve karikatür gazetesi / dergisi, Kara Sinan [No.1-34, 3 Haziran 1875 – 3 Mart 1876], bu “arz-ı hâl”in kabulüyle çıkar. Karidi Efendi’nin, Rumların seslenen Velos’un [Ok] yanında Türklere de bir gülmece dergisiyle seslenme isteğinin elbette ticari bir karar olduğu kolayca anlaşılıyor. Karidi Efendi, işini iyi bilen bir yayıncı olarak Velos’ta kullandığı karikatürlerin çoğunu, Kara Sinan’da da kullanarak gösterir. Haftada bir, toplam 34 sayı çıkan, tasarımıyla Velos’un benzeri, iki yaprak / dört sayfa olan, ilk üç sayfası üçer kolon yazı içeren Kara Sinan’ın dördüncü sayfasının yarısını, seyrek de olsa bütününü, bir karikatür kaplarken üst ve alt bölümlerinde yine yazılar bulunur. Derginin ilk sayfasındaki künye bilgileri şöyledir: 

“İşbu gazete beher pençşenbih günü tab‘ ve neşr olunur / Mahall-i İdâresi: İzmir’de Baltacı Frenk-hânesinde İzmirni Matbaasındadır / Garazla karışık olmayan ve Kara Sinan’ın mesleğine dokunmayan her nev‘ evrâk kabûl ve meccânen tab‘ olunur / Seneliği 2 sîm mecîdiyye – Altı aylığı 1 sîm mecîdiyye / Taşralar için bu fîâta posta ücreti zamm olunur / Bir nüshası 40 paradır / İ‘lânât fîâtının sohbeti başkaca edilir.” 

Bu tanıtım bilgilerinin tam ortasında, Kara Sinan logosuyla bedeni ve ayakları çıplak, üzerinde uzunca bir don, elinde mızrağıyla kahramanımız “zenci / arap” Kara Sinan’ın resmi yer alır. Bu görünümüyle, Kara Sinan’ı, İzmir’de deniz kıyılarında balık avlayan bir balıkçı olarak tanırız! Gerçekte 1850’li yıllarda, Sudan’dan, Mısır’dan ucuz iş gücü olarak İzmir’e getirilen “zenci” kölelerin varlığını düşününce, Kara Sinan’ın Osmanlı’daki köle ticaretinin basınımızdaki ilginç bir yansıması olduğu kolayca anlaşılır. Günümüz Afro-Türk kardeş-lerimizin de ataları olan bu “kara babalar”, derginin birçok sayısında karikatürleriyle, öyküleriyle karşımıza çıkarlar. 

Yazı ve karikatürlerinde açık hiç bir adın, imzanın olmadığı Kara Sinan, Mart 1876’da, Velos ile birlikte, döneminde “matbûât kolerası” diye tanımlanan “Karâr-nâme-i Âlî” ile kapatılır. Bu kapatma kararı, Kara Sinan’ın sonunu getirirken Velos birkaç aylık yasaklama sonrası 1888 yılına değin yayımını sürdürür!… Sultan Abdülaziz dönemiyle başlayan bu yasaklamalar, II. Abdülhamit döneminde Türkçe basının, basınımızın kaderi olur! İmparatorluğun hıristiyan, musevi vb. milletlerinin yayınları, çok özel bir durum olmadığı sürece, daha rahat çıkarlarken Türkçe basının yasaklamalarla, sansürle baskılanan sayfaları ancak II. Meşrutiyet’ten sonra, o da kısa bir süre, basın özgürlüğüyle tanışacaktır !…

Rumca Velos’un ardından Türkçe Kara Sinan’ın çıkışı, İzmir için yeni bir örnek yayın olurken 1870 yılından sonra İstanbul’da özellikle Teodor Kasab’ın öncülüğünde yayımlanan gülmece ve karikatür dergilerinin İzmir üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bu etki önce Rumca gülmece dergilerin doğuşunu sağlarken özünde ticari bir başarının sonucu olan Kara Sinan’ın yayımlanışı İzmir basın tarihi açısından önemlidir. 

“Saygıya Değer, Davranışları Örnek Takımından” Karidi Efendi…

Kara Sinan’ın yayın sürecinde Karidi Efendi üstlendiği ve gerçekleştirdiği işler nedeniyle nitemlerinin hızla değiştiğini görürüz. Daha önce de yazdığımız gibi, “… emniyyet olunur takımdan bulunmadığı” özellikle vurgulanırken Kara Sinan’a yayın izin belgesinin veriliş sürecinde Karidi Efendi’nin “ehl-i ırz, müstakîm-ül-etvâr takımından” olduğu özellikle belirtilir: 

“Bâb-ı Âlî Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi / Matbûât Odası / Aded: 28

Aydın Vilâyet-i Celîlesinin resmî gazetesi muharriri mösyö Karidi tarafından makâm-ı nezâret-i celîle-yi âsaf-ânelerine bâ takdîm Matbûât İdâresine havâle buyurulan arz-ı hâlin / hulâsa-yı meâlinde iki seneden beri İzmir’de tab‘ ve neşr etmekde olduğu Rûmî-ül-ibâre Velos nâm eğlence Gazetesi’nin Türkçe olarak ayrıca bir nüshasının dahi ihrâcı / istid’â olunmuş ve mûmâ-ileyh ehl-i ırz, müstakîm-ül-etvâr takımından olub yalnız şahsiyyât ve ta‘rîzâne hasr-ı makâl edilmemek nizâmât-ı seniyyeye tevfîk-i hareket edilmek / üzere ruhsat-ı mutabıkının i‘tâsı husûsunun Aydın Vilâyet-i Celîlesine emr ü iş‘ârı münâsib görünmüş olmağla ol bâbda emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.

Fî 4 Rebî-ül-âhır sene 292 ve Fî 28 Nisan 291 [10 Mayıs 1875, Pazartesi] 

Mühür / Ministaire Des Affaires Etrangeres * Direction De La Presse 

Müdir-i Matbûât Der Nezâret-i Celîle-yi Hâriciyye”

Kara Sinan‘da İzmir Basın Dünyası… 

Kara Sinan, 31 Temmuz 1291

Kara Sinan’da işlenen konular arasında dönemin İzmir basınının ilk sırada olduğu görülür. Haziran 1875’de, İzmir’de yayımlanan gazeteleri tanımak için Kara Sinan incelememizden küçük bir “kapışmayı” örnek olarak alıntılıyorum:

“Sinan ile İzmir Gazeteleri Beyninde [Arasında]
Sinan – Boş durmayalım bârî bir oyun çıkaralım.
Gazeteler – Ne oyunu istersiniz?
S – Bir hin hin bârî oynayalım.
G – Hin hin nedir?
S – Canım İstanbul’da filân tin tin derler. Şu bir oyun vardır onu demek isterim.
G – Öyle deseniz a ya.
S – Öyle desem burada bilmezler.
G – Öyle ise hin hin diyoruz.
S – Usta kim olsun?
G – Sen ol.
S – Pekiyi, hadi bakalım. Hin hin hin, Proodhos gazetesi hin hin, ne oldum ben? İyonya [İonia] ile açtığın davayı nasıl ettin sen? Hin hin hin Aydın gazetesi hin hin ne oldum ben? Sakın i‘lânât-ı resmiyyeden başka çokluk bir şey yazma sen. Hin hin hin, Empersiyal [İmpartial] gazetesi hin hin ne oldum ben? Hâlâ hükûmetten aylık alıyor musun sen? Hin hin hin, Jurnal de İzmirni [Journal de Smyrne] gazetesi hin hin ne oldum ben? Gazetene pul yapıştırmağa alışabildin mi sen? Hin hin hin İzmirni [Smyrni] gazetesi hin hin ne oldum ben? Matbaanızda basılan gazetelerin çokluğu arasında ne zaman vakit bulabilip de nasıl çıkabiliyorsun sen? Hin hin hin, La Reform [La Réforme] gazetesi hin hin ne oldum ben? Düğün cem‘iyyetlerine dâir epey vakitten berî havâdisler vermemeğe başladın sen? Hin hin hin İntibâh gazetesi hin hin ne oldum ben? Alaşehir seyâhatinde daha neler görmüş isen birer birer nakl ü beyân eyle sen. Hin hin hin Amaltiya [Amaltheia] gazetesi hin hin ne oldum ben? Hâlâ sağ mısın sen? Hin hin hin Arşalus [Arşaluys] gazetesi hin hin ne oldum ben? Onbeş günde bir çıkan gazeteciğine Empersiyal’den tercüme ettiğin şeylerden başka bir şey yazma sen. Hin hin hin De La Bune Esperansa [De La Buena Esperansa] gazetesi hin hin ne oldum ben? Turfeye dâir mühim ve şâyân-ı i‘tinâ havâdisâtın var ise hemen beyân et sen. Hin hin hin Velos gazetesi hin hin ne oldum ben? Her gördüğüne böyle ok atacak olur isen kirişi koparsın sen. Hin hin hin İyonya [İonia] gazetesi hin hin ne oldum ben? Muharrirlerinin adedini yirmibeşe kadar iblâğ edebildin mi sen?” 

Karidi Efendi ile Teodor Kasap 

Şimdi okuyacağınız metin, Osmanlı gülmece basınının büyük adı Teodor Kasap’ın dergisi Hayâl’den. İstanbul’a ulaşan Kara Sinan’ı okuyan Teodor Kasap, bize “eski Papaz, yeni gazeteci” Karidi Efendi’yi tanıtıyor: 

“Bir Papas Gazeteci

Papas efendileri sever misiniz? Ben çok severim. Hepsinin duâ ve hüsn-i nazarları üzerimde olsun. İyi adamlardır. Lâkin hayf (!!) ki bu dünyada her gülün bir dikeni olduğu gibi her gürûhun içinde ba‘zı da çürük adamlar bulunur. Meselâ papas kısmı ale-l-umûm iyi iseler de ba‘zı kere hevâ-yı nefsâniyyeye tâbi‘ olurlar. Ezcümle İzmir’de Bater [Father-Peder] Gigoriyus Karidis cenâbları… Mûmâ-ileyh gayet tuhaf bir papas efendidir. Duâsı isteyenlerin üzerinde olsun. Yunanlıdır… Duâsı değil kendisi. Bu zât evvelce bir manastıra girerek ebnâ-yı cinsinin günâhlarının afv olunması için cenâb-ı Hakka niyâz etmekde idi. Her nasılsa bir gün şeytân bunun karnına girer…. Ammâ siz diyeceksiniz ki manastırda şeytân olur mu ki bunun karnına girsin? Hakkınız var belki manastıra girmezden evvel karnında imiş. Ne hâl ise şeytânın iğvâsıyla böyle bir güzel tarîki terk edib kaçmış İzmir’e gitmiş. Gitmiş ammâ papas makulesi adam İzmir gibi bir memleketde suculuk, losdracılık veyâhûd buna mümâsil san’atlar yapamaz aa! Neccârlık marangozluk ebniye kalfalığı gibi işlere hiç girişemez. Ne yapsın bîçâre kalkar gazeteci olur. İbtidâ ahâlîye ilm öğretmek ve Zmir [Smyrne-İzmir] ismile bir gazete neşrine başlar. Bakar ki İzmir ahâlisini az vakit zarfında âlim etmeğe bir gazete yetmeyecek bir tarafında soytarılıkla ya‘nî güldürüb eğlendirmekle ahâlînin ahlâklarını ıslah etmek üzere Velos ya’nî Ok isminde dîğer bir gazete neşrine mübâşeret eder. Ve bu gazetenin başına (hani ya başına bir resim lâzım a ) elinde ok ile yaylı ve başı boynuzlu bir şeytân resmi kor…(herîfin şeytâna meyli ziyâde görünüyor).Bu şeytânın önüne de küre-i arzı tersim eder ve üzerine de yalancılık müdâhinlik mürâîlik âlâyiş nümâyiş hırsızlık zinâ kıskançlık ve bu gibi bir takım ef‘âl-i mezmûmenin esâmesini iri yazılarla yazar ve bunların behrinin üzerine de enf-ül-beyân şeytân tarafından atılmış birer ok resmi gösterir.

Karagöz beyefendinin işi gücü yok a. Bunun ilk numarasını gördüğü anda gülmekden bayılarak kalkar Rumca nüshasında buna yazar ki aman papas efendi sen ne yapıyorsun? Bu günâhlar şeytânın aletidir insanlara bunlarla galebe eder şimdi şeytâna sen kendi silâhlarını kırdırıyorsun murâdın nedir? Böyle şeytânları sen nereden getir[di]n? Manastırdan mı getirdin? Bu bizim bildiğimiz şeytânlara benzemiyor. Sen bunu gazetenin başından kaldır meâlinde birçok nasihatler verir. (Bater Gigoriyus Karidis) Efendi Karagöz’ün mektubunu okuduğu anda pancar gibi kızarır. Limon gibi sararır. Kömür gibi kararır. Kar gibi beyazlanır. Muazzam sakalı azîz bıyığına muhterem kaşları mükerrem saçlarına karışır. Kızar tutuşur ağzının ters tarafını açar Karagöz Beğefendiye söğer sayar hâsılı beğ Karagöz efendiyi gülmekden bayıltır. ( Güzel eğlence ammâ hayflar olsun ki Türkçe nüshamızı okuyan zevâta da sâbık Panosyan ahbarı da prezante etdiğimiz gibi bunu da prezante edemeyeceğiz). 

Siz ne zannedersiniz? Bu dünyada yalnız Basîret Çelebi mi tali‘lidir. Hayır, Karagöz’ün tali‘ini biz kimsenin tali‘ile değişmeyiz. Mûmâ-ileyh Bater [Father-Peder] Gigoriyus Karidis Efendi cenâbları (duâsı Zanub Ağanın üzerinde olsun) bir sene sonra ya‘nî geçenlerde Karagöz efendinin nasîhatini dinleyerek soytarı Gazetesi’nin başından şeytanı kaldırıp düz yazı koymuşdur. Papasların ba‘zıları inâd olur anlamaz bu da o gürûhdan imiş. Söz anladı ammâ neden sonra. Her ne ise anlasın da. Bater [Father-Peder] Gigoriyus Karidis Efendi İzmir gazetesiyle âkılâne Velos gazetesiyle câhilâne ya‘nî soytarılıkla İzmir ahâlîsini ıslah edemiyormuş gibi kalkar geçenlerde Aydın vilâyetinin resmî Gazetesi’ni de der-uhde eder. Şimdi oldu mu üç. Bu da kâfi gelmez. Bu kerre de Kara Sinan isminde Türkçe olarak bir soytarı gazetesi daha çıkarır. Ve İzmir hıristiyanlarını güyâ ıslah etdiği yetmezmiş de şimdi müslimânları da ıslaha başlar. Allah safâ-yı hâtır versin. Papas gazeteci merâkınız mıdır? Merâkınız ise alınız bakınız gazetesinde ne yazmış. Ben aldım okudum gülmekden bayıldım. İsterseniz bir parçacığını buraya derc edeyim de siz de görünüz.

“Etmek [Ekmek]

Buğday ve arpa ve darı unlarına suyun mezci ve biraz tuz izafesiyle tahmîr edilüb fırınlarda pişirilir en iyisi hâss francaladır. Ekmek çarşıda yapılırken içine ba‘zı çavdar ve delice gibi şeyler de katılır ve ba’zen hamîr olarak çıkarılır pişmiş ekmeği insan karnı acıkdığı vakit yemek bulursa onunla beraber ekl eder karın doyurucu güzel ve mübârek bir şeydir. Arpa ekmeği ba’zı şeye bahânedir.”

Şu sözlerin hepsi güzel doğru papas ağzına yakışıyor ammâ şu en sonraki bahâne lakırdısını anlayamadık… bilemiyoruz bu da papas ağzına yakışıyor mu? Bilen varsa bize de öğretsin… Amân Allahım bu mülkde şâyân-ı istihzâ daha neler göreceğiz?” 

Gülmece dilinin alaysılığını kullanan Teodor Kasap’a karşı Karidi Efendi görünüşte alaysı olsa da öfke diliyle, hakaret sözleriyle, çok sert bir karşılık vererek hemen kavgaya girişecektir. Bu karşılığı aktarmadan önce, Kara Sinan’daki yazıların çoğunun, karşılıklı konuşma / diyalog düzeninde olduğunu yinelemeliyim. Karidi Efendi’nin bu yazıların hepsini yazmadığını, dil ve anlatım özelliklerini inceleyince, birden çok yazarın dergiye katkıda bulunduğu anlaşılıyor. Örneğin, bugün yaşamı üstüne çok az bilgimiz olsa da “Kara Sinan Cemal Bey” adıyla ünlenen bir gazetecinin Kara Sinan’da çalıştığını Hüseyin Avni Ozan’ın, İzmir Şairleri Antolojisi’nde verdiği bilgilerden öğreniyoruz.Ayrıca, Teodor Kasap’a /Hayâl’e gönderilen, yazımızda değerlendirdiğimiz, yazanın adı bulunmayan “İzmir’den Mektup” bölümü Kara Sinan’ın kimi yazarları hakkında bizlere bilgi veriyor.

Karidi Efendi’nin, “papaz” kimliğine ve çıkardığı süreli yayınlara yönelik, Teodor Kasap’ın değerlendirmelerini öğrenişiyle Kara Sinan’da verdiği yanıtlar, bize dönemin basın kavgasını / dilini(!) de örnekler: 

Kara Sinan, 31 Temmuz 1291

“-Yâhû Kara Sinan İstanbul gazetelerini mütâlaa edebiliyor musun?
– A cânım vakit mi bulabiliyorum, ben kendi işimle meşgulüm vakit nerde?
– Amân Hayâl gazetesi seninle nasıl eğlenmiş nasıl eğlenmiş görsen.
– Eğlenebilir yâ Hayâl dediğin mash(k)ara gazetesi değil mi bâ-husûs Karagöz Beğefendi Ağa hazretleri sayfiyyesinde karaya karşı süpürge bağlarken elbette eğlenecekdir sâhib-i imtiyâzı da şaklabanlıkda Karagöz Ağadan aşağı kalmaz.
– Sâhib-i imtiyâzı dediğiniz bu zâtın kim olduğunu bilemiyorum bu Teodor kimdir bilir misiniz? 
– Bu zât an-asl kasab esnafından idiyse de nargile meraklısı Misayilidi Çorbacı gibi bakkallara varıncaya kadar gazetecilik edenleri görerek ve bir kasab defteri tutacak ma‘lûmâta güvenerek derhal kasablığı terk ile bir gazete imtiyâzı aldı ve adını meşhur-ı âlem olan Diyojen koyarak kendisini âlem bir filosof sınıfında göstermek istedi. Sonradan anladı ki öyle kasab kantarıyla filosofluk satılamayacağından ismini tebdîl ederek tatarlığa başladı.

Hâlbuki şimendöferler filânlar meydandayken kimsenin tatara ihtiyâcı olmadığını derk ile onu da terk etdi. Nihâyet düşündü taşındı bakdı gördü ki böyle filosofluk tatarlık para eder şeyler değil âlem maskaralık istiyor eğlence arıyor bu Karagözcülükde karâr verdi. Lâkin bîçâre Kasab’ın ne filosofluğu bir paraya yaradı ne de Karagözcülüğünden âlem gülüb eğlendi.

Bendeniz kendisini şahsen tanımam pederiyle âşinâlığımız vardır bu adam kasab esnafından epeyce servete mâlik ve tasarrufâta riâyeti gâlib bir tuhaf âdem olub ekonomiye oldukça riâyet-i kâmilesi var idi ki kendi kasab olduğu halde hânesi halkı et şöyle dursun işkembeye bile hasret idiler. Böyle hasîs tabîatlı âdem işidilmiş değil idi. Hestîni ta’rîf edemem. O derece hasîs o derece hasîs ki işkembenin dışını satıp teferruâtını çoluk çocuklarına nafaka eder ve onlar da bu yolda rızklanırlar idi.

– Ha şöyle desene bu herîfin ağzı onun için bulaşıkca. Orası bize lâzım değil yalnız bunun ağzının kokusu çekilir mi?

– Güzel ammâ ne yapalım, biz uzakda bulunduğumuza teşekkür edelim buraya kokunun rub‘u bile gelmiyor, İstanbul’daki komşuları ne yapsınlar zavallı (B)Panosyan’ın burnunun direği kırıldı Kahkaha’yı dersen kurdeşen illetine uğradı da yatıyor biz yine uzakda olduğumuza hamd edelim. 

– Acâib Kahkaha hasta mıdır öyle ise çaresine bakmalı. Kahkaha’sız vakit mi geçer?

– Evet, bu hafta postasıyla ilaç göndermek efkârındayım. Bunun ilâcı pek kolaydır.

– Bir parça kil-i Ermeni alıp içirmelidirler. Bir şeyi kalmaz İstanbul’da tazesi olmamalı. Bizim ma‘denci yeni bir kil-i Ermeni ma‘deni bulmuş, niyyetim tâzesinden alıp göndermekdir.

– Var olun Sinan Ağa, şu hamiyyetinize diyecek yok lâkin bu kokunun def ‘i, çâresi yok mu?

– Ammâ uzatdın ha, olsa yaparlar belediye bu kadar masrafa dûçâr olmazdı. Efendim, o murdâr ağzın nezâfetiçün Karagöz Ağa’dan her gün bin aded meydân süpürgesi mübâyaa ediyorlar. Bîçârenin kamburuna sebeb budur fakat sıhhıye tarafından çâresi aranıyormuş. Bu kadar ma‘lûmât aldın ya artık benim işim var, eyvallah.”

“Benim işim var, eyvallah” diyen Karidi Efendi, artık 65 yaşında olduğunu, zevzekliklere, öyle olur olmaz yavanlıklara yönelmeyeceğini, ellerin ihtiyarcıkları gibi kâmil kâmil, sözünü sohbetini, işini aşını gözeteceğini belirtse de Teodor Kasap ile Hayâl dergisiyle uğraşmaktan vaz geçemez! Teodor Kasap ile alay etmek için de hayali iki mektup oluşturur:

“Kasab Oğlu Teodor’dan Kara Panos Efendi Hazretlerine

Mürüvvetlü Efendim,

Hayli emeklerle meydana getirdiğim tramvay hesâbından hiç olmazsa üçde biri olsun elime geçer deyü geceyi gündüze katarak çalışıp çabalamış olduğumu zât-ı âlîleri ve şirketin hissedârânı inkâr edemezler zan eder ve sezâvâr mükâfât olacağımı me’mûl eyler iken akıntıya karşı kürek çekerek sıfr-ül-yed [eli boş, yoksun] kaldığımı muhasebenin hitâmında anladım ise de pîr aşkına çalışamayacağım ve ücretimi resmen taleb edeceğim ma‘lûm-ı âlîleleri buyuruldukda ücretime mukâbil tobra [torba] fazlasından ve kalbur çalkantısından bir mikdâr şaîr [arpa] irsâlini temenni eyler ve bu da gönderilmeyecek olur ise mevcûd fışkıyı [gübre, pislik] seküströ [séquestre /séquestration] edeceğimi [yed-i emine vereceğimi, ayıracağımı-E.S.] arz eylerim efendim.

İmzâ / Kasab Oğlu Teodor 

Kara Panos Efendiden Kasab Oğluna Cevâb

Şeâmetlü Kasab Efendi,

Hayli emeklerle meydâna getirdiğiniz muhasebe ücretinin talebine dâir mektûb vâsıl-ı dest-i senâ-verî olarak icâbının sür‘at-ı icrâsiçün şirket komisyonuna lede-l-havâle [gönderildiğinde] komisyon tarafından edilen der-kenâra nazaran şimdilik hayvânâta şaîr [arpa] yedirilmeyip giyâ [ot] verildiğinden bi-t-tab‘ kalbur çalkantısı ve tobra [torba] fazlası olamayacağı cihetle kışa kadar sabr etmeniz icâb edeceği beyân edilmiş ve kışa kadar sağ kalacak olur iseniz ifâ-yı muktezâsına bezl-i mechûd edeceğimi beyân eyler ve şâyed sabr edilmez de mevcûd fışkıyenin [gübrenin] seküströ [séquestre /séquestration] edilmesine [ayrılmasına] kalkışacak olur iseniz bu kadar külliyyetlü şeyi size yedirmeyeceklerini cevâben ifâde ederim. “

Dönemin olaylarına, değerlerine yönelik göndermeleri içeren bu iki “hayali” mektubu bugün anlamaya, çözmeye çalışmak oldukça güç!… “Tramvay hesabı, tramvay atlarına arpa yerine ot verilmesi, atların dışkısındaki arpa / ot artıklarının yedirilmesi” gibi ağır hakaret içeren açıklamaların düzeysizliğini anlamak /anlatmak daha da güç!… Bu hayali mektupları da okuyan Teodor Kasap, Karidi Efendi’nin gülmece duygusundan uzak, “terbiye derecesini” aşan sözcüklerle dolu hezeyanlı diline yanıt verse de bir eğlence Gazetesi’nin bu biçemle süremeyeceğini, bir gazetecinin, kötü bir dil kullanarak okuyucusunu rahatsız edemeyeceğini, kibarca, “El kelâm sıfât-ül-mütekellim” özdeyişini vurgulayarak tartışmayı noktalamak ister:

“Bundan evvelki nüshalarımızın birinde İzmir’de gazetecilik etmekde bulunan bir Rum papas efendinin terceme-yi hâlini yazmış ve bu zâtın geçenlerde Türkçe lisân ve Kara Sinan ismile bir eğlence gazetesi neşrine başladığını söylemiştik.

Resmini görmek isterseniz Gazetesi’ni alın bakın. Başına fotografyasını koymuş. Kendisi çırıl çıplak aynı bizim Mustafa Baba gibi. Ayağında kısacık bir iç donu başında kara tâkıyye yerine büyükçe bir sarık elinde haç yerine bir mızrak bağ mı depiyor bahçe mi suluyor artık ne yapıyor bilemeyiz… Papas efendinin hey’eti, kıyafeti pek tuhaftır. Şimdiye kadar çıplak papas efendi görmeyenlere muayenesini tavsiye ederiz. 

Görünüşde bu zât dahi İstanbul’da çıkan bazı eğlence gazetelerinin efkârını tahsîn ile bir eğlence gazetesinde muhavere olmadıkça o gazete eğlence gazetesi sayılamaz zannındadır. Ma‘nâsız muhavere ile bir evet. Bir yok. Bir ya. Bir de öyle mi? diyerek satırları geçip sütunları doldurmak kolaydır. İşte bu da o yolu tutmuş. Ama kim kimle muhavere ediyor? Oralarını düşünüp anlamak için akıl yormak lâzım değil… Her ne ise herkes bir yol tutmuş gidiyor! Biz bahsimize gelelim. 

Papas efendi Gazetesi’ni dördüncü numaraya kadar çıkarmış. İkincisini, üçüncüsünü görmedik amma dördüncüsünü gördük. Hatta terceme-yi hâlini yazdığımız için kızmış da bazı gönül bulandırır ta’- bîrât-ı garîbe ve elfâz-ı galîze ile bizim aleyhimize dahi birçok zırlamış. Gönlü bulanmaksızın okuyacak kadar yiğit varsa papas efendinin Gazetesi’ni alıp okumasını tavsiye ederiz. Ezcümle bir takım işkenbe-yi kübrâya dâir lakırdılar var. Okuyan zevâta riayetimiz olmayaydı mademki İzmir’de ve hatta İstanbul’da bile Basiret sahibi Kahkahacı Ali Efendi’nin gazetesinde bu gibi ta‘bîrât neşr olunabilseydi biz de aynen bu papas efendinin aleyhimizde yazdığı hezeyânı gazetemize derc eder idik. Fakat Kahkaha hakkında söylediğimiz sözü tekrar ile kariînimizi tasdî’den ihtirâz ederiz. Ma‘lumdur ki hezeyân-âmîz bazı türrehât vardır ki muhataba asla dokanmaz mütekellimine dokunur. El kelâm sıfât-ül-mütekellim derler. 

İstanbul ahâlisi Kahkaha’daki öyle münâsebetsiz tefevvühâtdan nefret etmiş idi. Bakalım İzmir ahâlîsi bu papas hezeyânından hoşnûd olacak mıdır? Şu kadar ki iştihadan bahs olunamaz! Papas efendinin Velos nâmı ve Rûm lisânile eğlence gazetesi diyerek çıkarmakda bulunduğu faraşına doldurduğu rezaletlerle İzmir’in Rûm ahâlisinin nefretini kazanmış idi. Zâhir bu cezâ papas efendiye elvermemiş de Müslümanların nefretini de kazanmak arzûsuna düşmüş. Serbestdir. Meslek ittihâzı bahis götürmez.

Muharrirlerinin derece-yi terbiyesini bilmediğimiz gazeteler ile mübâhaseye girişmemekde ma‘zûr olduğumuzu bundan birkaç sene evvel i’lân etmiş idik. Şimdi bu papas efendinin derece-yi terbiyesini bildiğimiz hâlde yine hakkında ba‘zı beyânâtda bulunduğumuz için evvelki sözümüzün hükümsüzlüğüne hükm olunmasın. Zirâ maksadımız ahâlînin terbiye-yi umûmiyyesini ihlâlden vikayeden ibâretdir. Papas efendinin âdâba mugâyir olarak ağzına yakışdırdığı hezeyânlar bir kere pîş-i nazar-ı mütalaaya alınsa sükût etmekde hakkımız her hâlde tasdîk olunur. “ 

Teodor Kasap’ın susma hakkını kullanmak istemesi kolay kolay gerçekleşmez. İzmir’den gönderilen, içeriğiyle, biçemiyle bir “muhbirce” yazıldığını düşündüğümüz ilginç mektupta, Karidi Efendi’nin bu tartışmadan mutsuz olduğu belirtilirken kendisine destek veren, Kara Sinan’da imzasız yazılar yazan ve ortalığı karıştıran(!) kimi adlar da açıklanmaktadır:

“İzmir’den Mektup

İzzetlü Efendim,

Müddet-i vafireden berü bâb-ı mekâtibenin küşâdına arzû-keş idiysem de kesret-i meşgûliyyet-i âciz-ânemden bir münâsib vakit bulamadım. İşte şimdi İzmir’de hakk-ı âlînizde olmak üzere neşr olunan evrâk şu mektûbun takdîmine bendelerini mecbûr ediyor. Kara Sinan’ın dördüncü nüsha-yı mel’anetindeki rezîl bendin yalnız Kir [Bay, efendi] Karidis tarafından tahrîr olunduğuna zâhib olmayasınız vâkıa sizin geçen hafta tab’ ve neşr buyurmuş olduğunuz merkûm Kir Karidis pek me’yûs kalmış ise de asıl böyle edepsizce bend yazanlar Terceme Odasından ya’nî Hükûmet Konağında müsevvid Fikrî Efendi ve Meclis-i Temyîz müstantiklerinden olub bundan akdem devletlü Ahmed Rasim Paşa Hazretleri zamanında çıkarılmış iken sonra her nasılsa alınmış olan Hasan Beğ ve ale-l-husûs Karaburun nâhiyesi müdürü esbâk Mehmed Efendi derler. Bu Mehmed Emîn Efendi denilen şahıs birkaç def ‘a memûriyyetlerinden çıkarılmış bir adamdır. Şimdi ise Hükûmet kapısında avukatlık ediyor. Merkûm Hasan Beğ gibi bu dahi hamamcı esnâfından diyorlar. Karidis böyle adamlarla düşüp kalkıp bunlardan muavenet bekliyor. Hele kendisi Alaşehir şimendöferinin resm-i küşâdı icrâ olunduğu gün Alaşehir istasyonunda o kadar keyf olmuş ki (zîrâ şarabı bedava bulmuş) iki adamla vagona konup İzmir’e öyle gelmişdir. Vay gidi papaslık vay. Vay gidi gazetecilik vay. Hele Basiret sâhibi izzetlü efendi hakkında açıkdan açığa (cehl-i mürekkeb) yazmalarına ne demeli? Ha unutmayalım Islah-hâneyi fare kapanına teşbih etdirip üzerine ay ve yıldız nişân-ı şecâat ünvânı koymasına ne dersiniz? Şimdilik bu kadar. Haftaya pek çok yazacak şeyler var. 

Hayâl – İsimleri bâlâda zikr olunan zevât nezdlerinde mâhiyyeti ma‘lûm olmak lâzım gelen bir papasa muâvenet maksadile tanımadıkları bir adam aleyhinde bir takım herze-gûlukda bulunmuşlar ise de bu mektubu yazan zâtın mektubunda beyân etdiği husûsâtda hakkı vardır çünkü yazanlar hakikaten bunlar ise evsâf-ı mezkûre hâricinde bulunamayacakları derkârdır.” 

Görünüşte ortalığı sakinleştirmeyi amaçlayan bu imzasız mektup amacına ulaşmış görünüyor mu dersiniz? Karidi Efendi’nin yazılarından başı kolay kolay dertten kurtulmayacaktır… Bu biraz da eğlence / gülmece yayınlarının kaderidir… Örneğin şimdi de Karidi Efendi’nin / Kara Sinan’ın başı sansürle belaya girecektir…

Kara Sinan Sansürle Tanışıyor…

İlk sayısı, 3 Haziran 1875’de çıkan, İzmir basınında, İntibah Gazetesi’nin yanında Türkçe ikinci süreli yayın olarak haftada bir yayımlanan Kara Sinan, on haftayı, İzmir gazeteleriyle dalga geçerek, rakibi Mehmet Salim Bey’e, Teodor Kasab’a sataşarak geçirir. Ancak, derginin 11. sayısında, Mehmet Salim Bey’in Aydın gazetesindeki görevinden ayrılışına ilişkin kinayeli anlatımların yanında “muhbir” vatandaşların buldukları sözcükler(!) tehlikeli görülür ve dönemin Valisi Ahmed Rasim Paşa (Şubat 1875-Eylül 1875), yeniden “uygunsuz makûleden” sayılan Karidi Efendi’nin, “daima hükûmet aleyhinde yayınlarda bulunduğu” dergisi Kara Sinan’ın yayınının durdurulup ruhsatının iptali isteğini Bâb-ı Âlî’ye telgrafla bildirir: 

“Telgraf-nâme / İzmir Merkezinden Der-Aliyye Merkezine / Aded-i Kelimât: 106 

Makâm-ı Âlî-yi Vekâlet-penâhîye,

Fî 9 Rebî-ül-âhır sene 92 [15 Mayıs 1875, Cumartesi] ve kırkdokuz numerolu emir-nâme-i sâmî mûcibince Yunan Devleti teb‘asından Karidi’nin İzmir’de Rûmî-ül-ibâre / Velos eğlence Gazetesi’nin Türkçe olarak Kara Sinan nâmile tab‘ ve neşr etmekde olduğu Gazetesi’nin bu kere çıkan onbir / numerolu nüshasında bizim müste’cirin de kim olduğu ve teşrîfleri ta‘bîri münderic olarak bu da tebdîlâta ta’rîz demek /olduğuna ve merkûm Karidi zâten sâir sûretle dahi uygunsuz makûleden olarak ba‘dehû arz-ı tafsilât olacak ise de / ta‘bîrât-ı menkûreye mümâsil halkın anlayacağı sûretde rumûzla mezkûr gazetesinde dâimâ hükûmet aleyhinde tezyîfât-ı ta’rîzâta /dâir lisân kullanılmakda bulunduğuna mebnî menkûr gazetenin şimdiden külliyen sedd ü ibtâli husûsuna irâdeten hükûmete ifâdeten cenâb-ı Vekâlet-penâhîlerinin şâyân buyurulması lüzûmunu arz ederim ol bâbda. / Fî 1 Ağustos sene 91 [13 Ağustos 1875,Cuma ] / Ahmed.”

Kara Sinan’ı dikkatle inceleyince, derginin kapatılması isteğinde asıl etken olan haberin, “Ermeni Mahallesinden Telgraf” başlıklı yazı olduğu kolayca anlaşılır. Müstehcen sayılan içeriğiyle “Ermeni Milleti”nin tepkisini çeken yazı için Valiliğe “yüz kadar” şikâyet dilekçesi gönderilir ve derginin kapatılması istenir. Bu süreçte, basın özgürlüğü adına, Osmanlı Arşiv Belgelerinin tanıklığı, bizlere ilginç tartışmaları, değerlendirmeleri de yansıtır. Şimdi, “müstehcen bulunan” yazıyı okuyalım, ardından da Kara Sinan’ın kapatılış serüvenini izleyelim:

“Ermeni Mahallesinden Telgraf / Geceleri sokak aralarında delikanlıların yavuklularıyla edilen muhabbet arasında yekdiğere ikrâm edilen şeftaliden çıkan çekirdeklerin mürûr-ı ubûra [gelip geçene] isâbetle gözlerini incitmekde olduğu söyleniyor. / fî 30 Temmuz sene 91 [11 Ağustos 1875]” 

“Müstehcen” bulunan bu yazıda, öyle anlaşılıyor ki “delikanlıların yavuklularıyla muhabbetleri sırasında birbirlerine ikram ettikleri şeftalilerin çekirdeklerin yoldan geçip gidenlere isabet etmesi” çok önemli bir sorun oluşturmuş!… İşin şakası, insan ister istemez meraklanıyor, Ermeni gençleri birbirlerine şeftali ikram ederlerken acaba, “Entarisi ala benziyor / şeftalisi bala benziyor “ türküsünü de söylüyorlar mıydı dersiniz? 

Eldeki belgeler göre, 1875 Ağustos’u, Karidi Efendi için oldukça sıkıntılı geçer. İlk telgrafın ardından Vali Ahmed Rasim Paşa, 14 Ağustos 1875 günlü, ayrıntılı bir dilekçeyle Sadâret’e, başvurur. Karidi’nin “halkın zihinlerini karıştırmaktan geri durmadığı gibi bir takım ipsiz sapsız kimselere koruyuculuğa kalkışarak emniyet güçlerini hileli işlerle uğraştırdığı, hakkında Avusturya Konsolosu’nun şikâyetleri yanında elinde birkaç gazete ruhsatının bulunmasının sakıncalarının” açıklandığı bu rapor dilekçe, bize, devletin gözüyle, Karidi’nin ilişkilerindeki karanlık noktaları da gösterir: 

 “Ma‘rûz-ı Çâker-i Kemîneleridir ki

Zâten gerde-rehâbînden iken Yunanistan’da ba‘zı gûne uygunsuzluğa habâsetinden dolayı taharrî olunmakda olduğu halde tebdîl-i meslek ve kıyâfet ederek firâr ve nasılsa İzmir / şehrine bi-d-duhûl karâr ile istihsâl eylediği ruhsat-ı resmiyye üzerine Rumca İzmirindi ve Velos gazetelerini çıkarmakda bulunan Yunânî Karedi [Karydis-Karidi] nâm şahıs ara sıra bu gazeteler / vasıtasıyle ezhân-ı halkı kurcalamadan geri durmadığı gibi bir takım ipsiz sapsız kesâna hâmilik efkârıyla bu makûlelerden hükûmete celbi iktizâ edenleri arkasına takarak zâbıtaya envâ‘ı / hîle ve hud‘a ile eşgâlden bir ân hâlî kalmadığına ve hatta Avusturya teb ‘asından birinin Rûm milletinden diğer birinden vâki‘ olan da’vâsına bakmak içün celbe teşebbüs olunduğu sırada / merkûm Karedi o aralık yine bu işin içine karışarak beraberce zâbıtaya gelüb müdde’i-ün aleyh kefâlete rabt olunmuş iken nasıl firârına yol açmış ve bundan dolayı Avusturya / Konsalatosu her bâr şikâyet etmekde bulunmuş olduğuna ve bundan mâ-adâ merkûm Karedi Meclis-i Temyîz Hey’etinde nâmûsunu muhill-i tefevvüh-âne cür’etle berâber bir de Türkçe olarak çıkarmakda /bulunduğu Kara Sinan nâm mizâh gazetesiyle fî 1 Ağustos sene 291 tarihli telgraf-ı acizânemde beyân olunduğu vechle şân-ı hükûmeti muhil lisân kullandığına merkûmun elinde böyle / birkaç gazetenin bulunması mahzûrdan sâlim olamayacağına nazaran ve o bir de vechle(?) meclis-i mezkûrun müzekkiresiyle mezbûr gazetenin bir nüshası leffen takdîm kılındığına binâen ifâ-yı / muktezâsına menût irâde-i aliyye-yi vekâlet-penâhîleridir evvel emirde emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir. / Fî 14 Receb sene 1292 ve 2 Ağustos sene 1291 [14 Ağustos 1875]”

Gerçekte Karidi Efendi, yayın hakkı sahibi olduğu Velos gazetesi yazarlarıyla da yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle İzmir adliyesinin yabancısı değildir. Vali Ahmed Rasim Paşa, Kara Sinan’da çıkan “Ermeni Mahallesinden Telgraf” haberinin yaygınlaşan etkisiyle, “Ermeni milletinin” verdikleri şikâyet dilekçeleri üzerine Sadâret’e, 17 Ağustos günlü ikinci bir telgraf daha gönderir. Telgrafta, Karidi Efendi’nin “defterinin hemen dürülmesine izin verilmesi “ istenmektedir: 

 “Telgraf-nâme 

İzmir Merkezinden Der-Âlîyye Merkezine / Aded-i kelimât: 80, resmî / 5 Ağustos 1291, 9.45.

Huzûr-ı Âlî-yi Cenâb-ı Vekâlet-penâhîye,

İzmir’de tab‘ ve neşr olunan Kara Sinan nâm gazetenin hükûmet aleyhinde kullandığı tezyîfât ve ta‘rîzâtdan dolayı / lüzûm-ı ibtâli fî 1 Ağustos sene 91 târîhli telgraf-nâme-yi âciz-ânemize add ve iş’âr kılınmış idi mezkûr gazetenin onbirinci nüshasında / Ermeni milleti hakkında dahi zikri müstehcen lisân kullandığı cihetle icâbının icrâsı bu kere millet-i merkûmenin yüz kadar / imzâlı hükûmete takdîm etdikleri mazbata-yı umûmiyyede istid‘â olunduğunu mebnî mezkûr gazetenin iş‘âr-ı mesbûk-ı çâker-ânem / vechle hemân külliyen ibtâli husûsuna müsâade buyurulması lüzûm ve ehemmiyyetini tekrâra mecbûr oldum ol bâbda. / Fî 5 Ağustos sene 91 [17 Ağustos 1875] / Ahmed”

Vali Ahmed Rasim Paşa’nın, , Bâb-ı Âlî’den, Kara Sinan’ın “hemen yayın ruhsatının iptaline ilişkin izin verilmesi yönünde, gerekliliğini ve önemini vurguladığı “ isteği, Dışişleri Bakanlığı Basın Odası’nca, kibarca kabul edilmez. Dışişleri Bakanlığı’na yazılan raporla, adı geçen gazetenin, “bir gülmece gazetesi olduğu, bu gazetelerin yazdıkları taşlamaların, diğer gazetelerin dokunaklı sözleri kadar etkili olmadığı, verilecek ceza işlemlerinde, diğer gazetelere oranla hafifletici nedenlerin de varlığı gözetilerek geçici olarak, üç ay süreyle yayımının durdurulmasının, yeterli bir ceza olacağı” görüşü belirtilir: 

“Bâb-ı Âlî Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi / Matbûât Odası / Aded:105

İzmir’de tab‘ olunmakda bulunan Kara Sinân mizâh Gazetesi’nin külliyyen fesh ve ilgâ olunması lüzûmuna dâir Aydın Vilâyet-i Celîlesinden makâm-ı âlî-yi kân-i penâhîye keşide kılınan iki kıt‘a telgraf-nâme ile / takdîm olunan bir kıt‘a tahrîrât ve melfûz-ı Meclis-i Temyîz müzekkeresi Matbûât İdâresine havâle buyurulmagın lede-l-mütâlaa bunların hulâsa-yı meâline nazaran mezkûr gazetenin lüzûm-ı ilgâsı içün münderecâtı içinde makâm-ı Vilâyetin / ci’tine (-?-) dokunur mevâdd bulunması ve sâhib-i imtiyâzının ba‘zı sû‘-i harekâtı sebeb add olunmakda olub sâhib-i imtiyâzın harekâtı şahsına müteallak mevâddan bulunarak gazeteye taalluk etmediğine vefî-ül-vâfi‘ mezkûr gazetenin / tahrîrâtına melfuf nüshasında makâm-ı Vilâyetin vef‘ ve ci’tine (-?-) dokunacak ve icrâât-ı hükûmete ta‘rîz add olunacak ma‘nâya hamle-yi mütehammil bir fıkra mevcûd ise de gazetenin mizâh gazetesi olması ve mizâh gazetelerinin ta‘rîzâtında / sâir gazetelerin ta‘rîzâtı kadar te‘sîr bulunmamakdan nâşî böyle şeyler içün haklarında terettüb edecek muâmele-yi cezâiyyece dahi sâirlere nisbeten esbâb-ı tahfîf mevcûd idüğüne binâen mezkûr gazeten in muvakkaten ta‘tîl olunması cezâ-yı kâfi görünmeğin mezkûr gazetenin üç mâh müddetle ta‘tîl etdirilmesi husûsunun bâ- telgraf Vilâyet-i müşârün-ileyhâya şi’âr buyurulması tensîb edilmiş ise de her hâlde emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.

Fî 4 Şa’bân sene 1292 ve fî 23 Ağustos sene 1291 [4 Eylül 1875]”

Bu bildirime göre, Osmanlı’nın, gülmece dergilerinden çok günlük gazetelerin eleştirilerini, değerlendirmelerini önemsediğini, gülmece yayınlarını pek ciddiye almadığı söylenebilir. 1875 yılında İzmir’de, İntibah gazetesiyle Kara Sinan’dan başka Türkçe süreli yayının olmayışı nedeniyle basının denetimi açısından bir yumuşak bir uygulamanı yapıldığı da düşünülebilir… Ancak gerçek böyle değil !…Osmanlı basınında, özellikle İstanbul’da yaşanan yasaklamaları, verilen cezaları, hapisleri, sürgünleri düşününce, basın özgürlüğü için çekilen acıların değeri daha iyi anlaşılır.

Sonuçta, Kara Sinan’a verilen üç aylık yayın yasağı cezası, derginin, 9 Eylül 1875 günlü [ 09 Şaban 1292 (H.)/28 Ağustos 1291 (R.)], 15. sayısından sonra uygulanır. Bir yayıncı için yayın yapamamanın sıkıntısı yanında Vilayet gazetesi Aydın’ın da yazarı olarak durumu kabullenemediği anlaşılan Karidi Efendi’nin, Kara Sinan’ın kapatılışından bir ay kadar sonra, “bilmeyerek hakikaten böyle bir hatâ gerçekleştiyse bile cezanın geri kalanının bağışlanması “ isteğiyle Valiliğe bir dilekçe verir: 

“Ma‘rûz-ı Çâker-i Kemîneleridir ki

İzmir’de tab‘ ve neşr etmekde olduğum Türkçe lisân üzere Kara Sinan nâm gazetenin yazdığı şeyler icrâât-ı hükûmete ta‘rîz addolunabilecek ma‘nâya mahmûl denilerek her ne hâl ise bundan bir mâh mukaddem üç ay müddetle ta‘tîl olunmuş idi. Eğerçi bilmeyerek hakikaten böyle hatâ sâdır olduysa bile müddet-i mütebâkıyyesinin afvı husûsuna müsâade-yi aleyhe cenâb-ı sadâret-penâhîlerinin şâyân buyurulması bâbında emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir. / Karidi.”

Karidi Efendi’nin dilekçesi kabul edilir. Kara Sinan’ın 16. sayısı, kapatılışından tam 70 gün sonra, 18.11.1875 günü [19 Şevvâl 1292 (H.) / 06 Teşrîn-i sânî 1291 (R)] yayımlanır. Osmanlı Arşivinde, “Kir Karidis”in yaşam öyküsünün peşine takılmak, İzmir Basın Tarihi’nin dehlizlerinde gezinmek gibi… Ancak kimi dehlizler fazla karanlık… Bir de masamda biriken, bana biraz kızgın bakan başka çalışmalarım da var… Şimdilik Karidi Efendi’yi kendi dehlizlerinde yalnız bırakıyorum… 

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments