Ana Sayfa Kent Yazıları Kemali Bülent Edalı Küçük prenses “Kiskiralylany”

Küçük prenses “Kiskiralylany”

Banyo kapısının önünde bir süre sessizce duran küçük kız çocuğu içeriden ses gelmediğinden emin olunca, kapının kolunu yavaşça aşağı indirip kapıyı açtı, kafasını uzatıp içeri baktı. İçerisi karanlıktı. Lambayı yakıp içeri girdikten sonra kapıyı kapattı. Babasının onun için yaptığı tabureyi aynanın önüne doğru çekti. Üzerine çıkıp, bir süre hiç hareket etmeden kendini seyrettikten sonra, yorulana kadar, saçlarını sağa sola atıp, elleri ile havada uçuşan saçlarını karıştırdı. Yüzünün önüne gelen saçlarını kenara doğru aldıktan sonra, annesinin makyaj malzemelerinin durduğu küçük kutunun içinden en kırmızı ruju aldı. Kapağını açıp eğilerek aynaya iyice yaklaştıktan sonra ince dudaklarının etrafına da taşırarak bolca sürdü. Hadi dudakları doğuştan inceydi, tamam da, bir de annesinin saçlarını kısacık kesmesine ne demeliydi… Kafasını sağa sola çevirip kısa bir süre daha aynada kendini seyretti. 

Ona hep “Küçük prenses” diyen babasının bugün yaş günüydü. Ona bir sürpriz yapmak istiyordu. Üzerinden indiği tabureyi kapının arkasında asılı duran bornozların önüne doğru çekip tekrar üzerine çıktı ve çekiştirerek annesinin bornozunu yere düşürdü. Tabureyi eski yerine koyduktan sonra, yerde duran bornozu alıp kollarını tersten içeri soktu. Daha sonra bornozu omuzlarının üzerine geçirip tekrar aynanın karşısına geçti. Aynada sadece rujlu dudaklarını ve kocaman iri siyah gözlerini gördü. Elleri ile lavabodan destek alarak parmak uçlarında uzanmaya çalıştı. Olmadı. Kalbi küt küt atıyordu. Ama tacı eksikti. Yavaşça kapıyı açıp, kafasını uzatıp koridorda kimse olup olmadığına bakarken ses olup olmadığını dinledi. Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra, parmak uçlarına basarak salondaki divana doğru gitti. Divanın altında, birikmiş gazetelerden bir kaç tanesini bir kolunun altına aldı, diğer eliyle de etekleri yerde sürünen bornozunu tutarak, yine yavaşça, bahçe kapısına doğru ilerledi. 

Budapeşte’de güzel bir hafta sonuydu. Heykeltraş Laszlo Marton, portatif sandalyesinde oturmuş, soğumuş kahvesini yudumluyordu. Bir taraftan piposundan derin derin duman çekip etrafa üflerken önündeki gazetenin sanat haberlerini okuyordu. O kadar dalmıştı ki, küçük kızı Eve’in yanına kadar geldiğini hiç fark etmedi. Eve’in fısıltıyla “Baba” demesiyle bir an irkildi ve başını iyice gömdüğü gazeteden çevirip, sesin geldiği yöne doğru baktı. 

Annesinin bornozu Eve’in üzerinde bir pelerin gibi duruyordu. Şaşkın ama mutlu ve heyecanlı bir ses tonuyla, “Kiskiralylany” dedi ve “Çok güzel olmuşsun” diye ekledi. Kız çocuğu kollarını iki yana doğru açıp babasına doğru bir kaç adım atarken, sol kolunun altında ki gazeteler ve omuzlarındaki bornoz yere düştü. Laszlo, oturduğu sandalyeden kalkıp hemen yerdeki pelerini aldı, tekrar kızının omuzlarına düzgünce yerleştirdi. Eğildi, sağ kolunu kızının beline sarıp iyice kendine çektikten sonra, sağ eliyle de kızının başını arkasından tutup kendi yüzüyle birleştirdi. Bir taraftan saçlarını okşarken, bir taraftan da, “Küçük prenses, küçük prenses” diyerek yüzünü, gözünü öpüyordu. Küçük kız bu esnada kıkır kıkır gülüyordu. 

Dizlerinin üzerinde yerde duran baba, iki eliyle küçük kızını belinden tutup geriye doğru çekildikten sonra, “Birgün sen Budapeşte’nin en güzel prensesi olacaksın” dedi. Ne söylediğinden çok yüzündeki ruj izleri ilgisini çeken küçük kız sağ eliyle babasının yüzünü gösterirken, katıla katıla gülmeye başlamıştı. Babası şaşkın, “Ne oldu?” diye sordu. Küçük prenses, babasının yüzünün sağına soluna dokunarak, “Ruj!” dedi. Laszlo’da gülerek iki elini yanaklarına götürüp iyice ovuşturarak, bütün yüzünün kıp kırmızı olmasını sağladı. O bunu yaparken, küçük prenses olduğu yerde zıplıyor, avuçlarını bir birine çarpıyor, mutluluktan çığlıklar atıyordu. 

Laszlo tekrar kızına sarılıp kendine doğru çekti. Bu sefer de bembeyaz bornozun etrafında kıpkırmızı ruj lekeleri oluşmuştu. Küçük kız bunu fark edince gülmeyi kesti. Kaşlarını havaya kaldırıp alt dudağını ısırdı. Babası, “Sıkma canını, annen görmeden yıkarız” deyip tekrar kızına sarıldı. İki eliyle omuzlarından güç alıp kendini geriye doğru ittirerek babasının kollarından kurtulan küçük prenses, babasının şaşkın bakışları arasında bir kaç adım geride duran gazetelere doğru gitti. Eğilip yerde duran gazeteleri aldıktan sonra, “Baba, bana bunlardan bir taç yapar mısın?” diye sordu.

***

Heykeltraş, belediye meclis üyesinin sorusuna, “Yapmasına yaparım da, siz heykeli nereye koyacaksınız?” diyerek, soruyla karşılık verdi. Belediye meclis üyesi, “Peşte’de, Tuna nehrinin kenarına, Erzsebet Köprüsü ile Zincirli Köprü arasında ki, tramvay durağının oraya” diye cevap verdi. 

***

Kişi ve yer isimleri ile ana fikir gerçek olup, hikayenin geri kalan kısmı, hayal ürünüdür…

(Fotoğraf: 26 Eylül 2019, Budapeşte)

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments