Kokaryalı ve Reşadiye’den Güzelyalı’ya

İzmir’in adı üzerinde en çok merak edilmiş ve hatta tartışılmış semtlerinin başında Güzelyalı gelir. Bir dönemler Kokaryalı ya da Reşadiye olarak da bilinen semtin Güzelyalı adını almasının öyküsü de ilginçtir. Üstelik birçok İzmirli bu adların zaman içinde gelişimi ya da sıralamasını birbirine karıştırır. Bu çalışmada elimizde mevcut belge ve bilgilerin ışığında iz sürerek bu ilginç serüvenin gelişimini izlemeye çalışacağız.

Bölgedeki yerleşim tarihine baktığımızda İzmir’in kadim semtleri kadar eskilere gitmediği görülür. Hatta “Kokaryalı” adının, şehrin bu bölgeye doğru genişlemeye başlamasından önce de kullanıldığı gerçektir. Bu ad da çoğu kişinin sandığı gibi denizin ya da kıyısının kokmasından gelmez. Kokunun nedeni, taşıdığı suyu Karabağlar sırtlarından toplayan Yaren Dere, Yeşilyurt Arap Deresi ve İncirli Dere’nin birleşmesiyle oluşan ve bölgede Körfez’e ulaşan, günümüzdeki adıyla Poligon Deresi’nin denize akmadan önceki özellikle son 700 metresinin geçtiği düz alanda oluşturduğu bataklıktır. Yaklaşık 300 dönüm genişliğindeki ve varlığını 20. Yüzyıl’a kadar sürdüren, halk arasında Halimağa Bataklığı olarak da anılan bu alandaki suyun kokuşması sonucu oluşan koku çok eski yıllardan kalan alışkanlıkla bölgenin Kokaryalı olarak anılması sonucunu doğurur. 1883 yılında çalışmaya başlayan tramvayları çeken atların ahırlarının da (Günümüzde Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin bulunduğu alan) bölgede inşa edilmesi ve bu kokuya atların ahırlarından kaynaklanan kokunun da karışması sonucu durum iyice vahim hale gelir.

 Bölgeye ilk yerleşen Rumlar’ın “Mikrati” olarak da söyledikleri Kokaryalı’nın koku sorunu ancak Cumhuriyet döneminde ortadan kalkar. 1928 yılında atlı tramvayların elektrikliye çevrilmesiyle ortadan kaldırılan ahırların yanı sıra 1928-1930 yılları arasında İzmir Belediye Başkanlığı yapmış olan Hulusi Alataş’ın da çabalarıyla bataklık alan kurutulur ve daha çok marul tarlası olarak kullanılmaya başlar. 1942 yılında ise büyük bölümü istimlâk edilen araziye tıpkı Karşıyaka ve Talebe Çayırı’nda olduğu gibi semt stadı inşa edilir. Bu alanda ise günümüzde Gürsel Aksel Stadyumu bulunmaktadır.

19. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Mithat Paşa’nın İzmir valiliği döneminde başlatılan sahil yolu yapımı uzun sürse de bölgede yerleşimin hızlanmasını sağlar. Konuyla ilgili, ulaşabildiğimiz belgelerden en eski tarihli olanda yazan “İzmir’in Karataş, Göztepe, Kokaryalı ve Arapdere adlı bölgeleriyle, benzeri yerlerde irade-i seniyye sadır olmadan ve önceden miri arazi üzerine yapılan evlerin yıkılmayarak, arsaları için öşre muadil icare-i zemin alınıp bundan böyle boş ve hem araziler üzerine ev inşa olunarak köy teşkiline irade-i seniyye sadır olmadan fırsat verilmemesine ilişkin tebligata Aydın İdare Meclisi’nden gelen mazbatanın Defter-i Hakani Nezareti’ne irsali ile söz konusu tebligatın Dâhiliye Nezareti’nden kaydı bulunamadığı belirtilerek gereğinin yapılması” açıklaması Kokaryalı adının geçtiği, bildiğimiz ilk belgedir. (COA, Dahiliye. Mektubi Kalemi. 1485 – 6. H-29.05.1305 – 12 Şubat 1888) (Belge fotoğrafta 1 numara ile gösterilmiştir.)

Çok yakın bir tarihli belgede geçen “İzmir’de Kokaryalı mevkiinde leb-i deryada bulunan arazinin, Milas Redif Livası Mehmed Cevat Paşa’ya ihale edildiği” açıklaması da o tarihlerde Kokaryalı adının devlet tarafından da kabul edilmiş olduğunun göstergesidir. (COA. Maliye Nezareti Emlak-i Emiriyye Müdüriyeti. 97 – 38. R-23.12.1303 – 6 Mart 1888)

Bölgeye Türklerin yoğun yerleşimi de yine 19. Yüzyıl son çeyreğinde görülür. İlk yerleşenlerden biri de İstanbul’da Anadolu Kazaskerliği görevini sürdürürken, uygun görmediği bir uygulamaya direndiği için ceza olarak “Naib” görevi ile İzmir’e gönderilen Gürcüzade (Dardağanzade) Emin Efendi’dir. Emin Efendi’nin altıncı çocuğu, ileride Türk Müziği alanında gelmiş geçmiş en büyük kuramcı ve besteci olacak olan, ünlü hukukçu Hüseyin Sadeddin Arel’dir. Emin Efendi, Kokaryalı’da büyük bir bahçe satın alarak içine iki katlı geniş bir köşk yaptırır. Bu dönemde bölgeye daha önce yerleşmiş olan azınlık toplumların Agios Pandeleimonos, Notre Dame de Lourdes gibi mabetleri çoktan yükselmeye başlamıştır. Emin Efendi, bu nedenle bölgede Türklerin de ibadetleri için bir cami olması gerektiğini düşünerek harekete geçer. Yaşadığı köşke yakın olan tepenin Kokaryalı’daki en uygun nokta olduğunu düşünerek bir proje hazırlatır. Caminin yapımı için İstanbul’a gönderilen çizimlerle ilgili belgede “İzmir Göztepe’de müceddeden inşa olunacak cami ve müştemilatı ile karakolhanenin planları” ifadesi bulunmaktadır. (COA, Yıldız. Evkaf Nezareti Maruzatı. 2 – 55. H-12.04.1312 – 13 Ekim 1894) (Çizimler fotoğrafta 2 numara ile gösterilmiştir.) 

Bu belge, daha önceki çalışmalarda inşa tarihi 1311 Hicri yılında tamamlandığı belirtilen cami ile ilgili yapım tarihinin gerçeği yansıtmadığını da göstermektedir. Bu arada şu güne kadar kanıtını bulamadığım bir rivayete göre caminin masrafının önemli bölümünü bağış olarak halktan toparlanır. Caminin yapımına İzmir eşrafından Sahlepçioğlu Ahmet Efendi’nin de önemli yardımda bulunduğu bilinmektedir. Ahmet Efendi’nin Gürcüzade Emin Efendi ile arasının iyi olduğu muhakkaktır. Çünkü 1906 yılında tamamlanacak olan ünlü Salepçizade Camii’nin vakfının yönetimini de Emin Efendi’ye verecektir. Sonuçta cami tamamlanır. Emin Efendi, banisi olduğu camiye günümüzdeki 59. Sokak sonuna doğru bulunan köşkünden, caminin arka tarafına özel olarak yapılan taş döşeli bir yolu kullanarak gider gelir. Başlangıçta caminin “konulmuş” bir adı yoktur. Ancak açılışında semtin yeni adıyla birlikte “Mamuretü’l Hamidiye Camii” adını alır. 1908 yılından sonra ise her nedense “Hâkim Efendi Camii”, “Müftü Camii”, “Reşadiye Camii” ya da “Eski Cami” olarak da anılır.

Emin Efendi uzun yıllar İzmir’deki görevini sürdürür. Bir ara kendisinden rahatsızlık duyan Rum cemaati kendisini Patrikhane aracılığı ile şikayet eder. Konuyla ilgili belgede “İzmir Naibi Emin Efendi’nin rehavetinden bahisle yerine bir münasibinin tayini istidasına dair, mahalli Rum cemaatinin arizası ile Rum Patrikhanesi’nin muhtırasının gönderildiği.” açıklaması yer almaktadır. (COA, Bab-ı Âli Evrak Odası. 930 – 69687. H- 02.11.1314 – 4 Nisan 1897) Emin Efendi, daha sonraları atandığı Meclis-i İdare-i Emval-i Eytam Riyaseti görevi nedeniyle İzmir Naibi görevinden istifa ederek ayrılacaktır. (COA. Yıldız. Başkitabet Dairesi Maruzatı. H-21.07.1326 – 19.08.1908)

Kokaryalı’dan sonra semtin ikinci adı olarak bildiğimiz “Mamuretülhamid”i 1894 yılında görürüz. Bu ad resmi olarak da verilen ilk addır. “İzmir’de Kokaryalı civarında beş yüz kırk beş kıta buyut ve emakin-i saire ile bir de cami-i şerif inşa edilerek buraların idaresi ve vergi tahsili zorlaştığından, İzmir Göztepe mahallesi Ayasefid (Balçova) Nahiyesi’nin Göztepe karyesinden bittefrik İzmir’e tabi olmak üzere Mamuretülhamid ismiyle müceddeden bir mahalle teşkili.” (COA. Bab-ı Âli Evrak Odası. 500 – 37498. H- 22.04.1312 – 23.10.1894) (Belge fotoğrafta 3 numara ile gösterilmiştir.) Bu gelişme başka Hizmet olmak üzere İzmir gazetelerinde de haber olarak yer alır. Bu arada kısa zamanda tamamlanan caminin açılışı da gerçekleşir. “İzmir’de Mamuretülhamidiye mahallesinde inşa olunan cami ve yakınında yaptırılan İbtidai mekteb ve Salihli kasabasında tesis edilen Rüşdiye mektebinin açılışının icra kılındığı ile ilgili Aydın valisinin telgrafı.” (COA. Maarif Nezareti. Tedrisat-ı İbtidaiyye Kalemi. 43 – 63. H-05.09.1312 – 2 Mart 1895) Ancak yine de resmi yazışmada Kokaryalı adının da kullanılmaya devam ettiği görülmektedir.

31 Mart olayından sonra gelişmeler sonucu 27 Nisan 1909 tarihinde Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilerek yerine kardeşi Reşad’ın, V. Mehmed adıyla tahta geçmesi Kokaryalı’nın adı konusunda da yeni bir dönemi başlatır. Birçok yönetim değişikliğinde görüldüğü gibi azledilen Padişah yerine yenisinin adları konulmaya başlar. Ülkenin birçok bölgesinde artık moda ad “Reşadiye”dir. Bu yeni adın aynı yılın Eylül ayında İzmir’de uygulandığı ilk yer de Kokaryalı’dan Mamuretül Hamidiye’ye dönüşmüş olan Kokaryalı olur. “Hamidiye karyesinin Reşadiye namıyla isimlendirilmesi.” (COA. Dahiliye. Muhaberat- ı Umumiye İdaresi. 2 – 10. H-08.09.1327 – 23 Eylül 1909) Birkaç gün sonra ise İzmir’de yer adlarını neredeyse günümüze kadar etkileyecek olan karar yayımlanır. “İzmir’de mahallatın Osmaniye, Mahmudiye, Mecidiye, Aziziye, Reşadiye olarak isimlendirilmesi.” (COA. İrade. Dahiliye. 1477 – 36. H-12.09.1327 – 27 Eylül 1909) (Belge fotoğrafta 4 numara ile gösterilmiştir.)

Bu karardan sonra İzmir’de birçok yer yeni adlarını alırken, Reşadiye adı da sadece Kokaryalı’nın yeni adı olarak kalmaz, başka yerler için de kullanılır. Aynı dönemde İzmir – Kasaba Demiryolu başlangıç noktası olan Basmane Gar’ını, henüz Fevzipaşa Bulvarı açılmadan önce Rıhtım’a bağlayan ana yollardan biri de bu adla anılmaya başlar. 1922 yangını ile tarihe karışacak olan St. Etienne Ermeni Kilisesi ve ünlü Şahin Han da bu cadde üzerinde bulunmaktadır. Semtin adının değişmesi sonrası bu yeni ad Kokaryalı’daki birçok yer için de kullanılır. Mamuretü’l Hamidiye Camii yeni adıyla Reşadiye Camii olurken, körfez vapurlarının kullandığı Kokaryalı iskelesi de Reşadiye iskelesi adını alır. Bölgeye çalışan tramvayların güzergah tabelaları da Reşadiye olarak değiştirilir. Günümüzde Göztepe Spor Kulübü binasının bulunduğu alanda yer alan bahçenin adı da Reşadiye Bira Bahçesi olurken bölgede bulunan günümüzdeki 23. ve 90. sokaklar da Reşadiye adını alır.

Reşadiye adının uygulanması iki yıl sonra bu kez Karşıyaka’da görülür: “İzmir Karşıyaka’da, Osmanzade Mevkii’nde müceddeden küşad olunan sokağın Reşadiye olarak tevsimi.” (COA. Bab-ı Âli Evrak Odası. 3911 – 293275. H-07.07.1329 – 4 Temmuz 1911) Belgede sözü geçen sokak Karşıyaka’nın en eski caddelerinden biri olarak bilinen günümüzdeki 1748. Sokak ve çevresindeki 1766. ve 1767. sokaklardır.

Öte yandan Reşadiye’nin yanı sıra 1909 yılında çıkarılan kararda sözü geçen diğer adlar da İzmir’de çeşitli yerlerde uygulanmaya alınır.

Kısaca özetlemek gerekirse; imparatorluğun kurucusu Osman Gazi’den gelen Osmaniye adı, 1880’li yılların ikinci yarısından itibaren gelişmeye başlayan ve “Karataş Osmaniye” olarak anılan semt için sadeleştirilerek “Osmaniye” olarak kullanılması istenir. Ancak İzmirliler bu adı değil, sadeleştirmede çıkarılan “Karataş”ı kullanmayı yeğler. Osmaniye adı ayrıca Basmane Gar bölgesini Rıhtım yönüne ulaştıran bir başka önemli arterin de adıdır. Ancak bu adı söz konusu uygulamadan önce almıştır.

Adını Sultan II. Mahmud’dan alan Mahmudiye, 1922 yangınında son bölümü dışında tamamen yok olan Frenk Sokağı’nın Halim Ağa Çarşısı yakınlarındaki Büyük Vezir Han önünde başlayan ilk bölümünün adıdır. Şehirde yaşayan azınlıklar tarafından “Rue de Verreries” adıyla da söylenmiştir. 19. Yüzyıl’ın son çeyreğinde İzmir’e gelen Müslüman göçmenlerin iskanıyla oluşan bir mahalle de, ilk yıllarında Orta Hamidiye adıyla anılırken, 1906 yılında İhsan-ı Hamid adını alır. 1909 yılındaki değişiklikle Mahmudiye adı verilir. Bu mahalleye 1937 yılında Güngör adı verilecektir.

Sultan Abdülmecit kast edilerek kullanılan Mecidiye adını da yakın bir mahallede görürüz. 19. Yüzyıl’ın son çeyreğinde gerçekleşen Müslüman göçleriyle Mazlum Bey Çeşmesi civarında oluşan bu mahalle, başlarda Hamidiye-i Kebir ya da İkinci Hamidiye olarak anılırken, 1906 yılında Mamure-i Hamid adına dönüşür. Ancak 1909 yılındaki değişiklikte Mecidiye adı verilen bu mahalle 1937 yılında Çaha Bey adını alacaktır. İzmir Belediye Meclisi, aynı karar içinde bir mahalleden kaldırdığı mecidiye adını, bir başka mahalleye vererek Karataş semtinin sırtlarındaki mahallenin adını Mecidiye yapar. Böylece Sultan Abdülmecit, İzmir’de günümüze kadar yaşayan padişah adlarından biri olarak kalır. Frenk Sokağı’nın üçüncü bölümünün de adı olan Mecidiye, ayrıca bir dönemler Buca’da da bir caddede kullanılır.

Adını Sultan Abdülaziz’den alan Aziziye adı da Kadifekale yakınlarındaki bir mahallede kullanılır. 19. Yüzyıl’ın son çeyreğinde gerçekleşen Müslüman göçleriyle oluşan mahallenin ilk adı olan Kazganlıkuyu, 1906 yılında Cedit Kadiriye olarak değiştirilir. Birkaç yıl sonra, nüfusun yoğunlaşması nedeniyle ikiye ayrılan mahallenin bir kısmı Kadiriye ismini korurken diğer kısmı İkinci Aziziye adını alır. İzmir Belediyesi 1937 yılında Birinci Aziziye Mahallesi’nin adını Kocakapı olarak değiştirince Aziziye’nin başında bulunan “İkinci” tanımı da kullanılmaz.

Yeni adıyla Reşadiye olan bölge için resmi belgelerde uzun yıllar Kokaryalı adının kullanıldığı da görülür. Bu belgelerden biri mevcut tramvay hattının uzatılması ile ilgilidir: “İzmir Belediyesi’ne imtiyazı verilen Kokaryalı’dan Narlıdere’ye kadar yapılacak tramvay hattına ait harita ve profilin Aydın vilayetine gönderildiği.” (COA. Nafia Nezareti. 132 – 3 – 1. Dosya Ek: 35T. 10.11.1909). Benzer bir başka belge de, bölgede bulunan Tayyare Birliği’ne yapılacak bir inşaat ile ilgilidir: “Kokaryalı’da inşa edilecek olan Uçakdeniz iskelesi planı.” (CCA. Nafia Vekaleti. 136 – 25 – 5. Dosya Ek: 35. 29.07.1926)

Cumhuriyet’in onuncu yılına ulaştığı dönemde semtin gençlerinin de katıldığı önemli olaylar yaşanır. “Cumhuriyet şehri İzmir’de hâlâ padişah adını taşıyan bir semtin olması” düşüncesi olayların nedenidir. Sonuçta şehrin yönetimi semtin yeni adının “Güzelyalı” olduğunu açıklayarak, olayların yatışmasını sağlar. Ancak ayrıca Kokaryalı adı da hâlâ kullanılmaya devam ettiğinden karışıklıklara yol açmaktadır. Sorun İzmir Belediye Meclisi’nin 3 Şubat 1936 Pazartesi günkü toplantısında kesin olarak çözülür ve semtin adının Güzelyalı olması resmen kabul edilir.

Güzelyalı, Güzel İzmir’in en özel semtlerinden biridir… Orada yaşayanların da sevgilisidir…

Kaynakça:

Arşivler:

  • CCA, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Cumhuriyet Arşivi.
  • COA, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Osmanlı Arşivi.
  • Bab-ı Âli Evrak Odası
  • Dahiliye. Mektubi Kalemi.
  • Dahiliye. Muhaberat-ı Umumiye İdaresi. İrade. Dahiliye.
  • Maarif Nezareti. Tedrisat-ı İbtidaiyye Kalemi.
  • Maliye Nezareti Emlak-i Emiriyye Müdüriyeti.
  • Yıldız. Evkaf Nezareti Maruzatı. Yaşar Ürük belgeliği.

Gazeteler:
Ahenk, Anadolu, Armonia, Halkın Sesi, Hizmet, İyonya, Köylü, Nea Smyrne, Yeni Asır.

Kitaplar:

  • Cezar, Mustafa “Mufassal Osmanlı Tarihi”, C VI, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2018.
  • İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul, 1988.
  • Kinross, Lord “Osmanlı İmparatorluğun Çöküşü” Altın Kitaplar, İstanbul. 2008
  • Örik, Nahid Sırrı “Sultan Hamid Düşerken”, Oğlak Yayıncılık, İstanbul, 2013.
  • Sakaoğlu, Necdet “Bu Mülkün Sultanları.” Alfa Yayınları. İstanbul, 2015.
  • Simavi, Lütfi “Osmanlı Sarayının Son Günleri”, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2006. – Uşaklıgil, Halit Ziya “Saray ve Otesi” Can Yayınları, İstanbul, 2019.
  • (Ünaydın), Ruşen Eşref “İki Saltanat Arasında”, Kanaat Kütüphanesi, İstanbul, 1334 (1917-1918)
  • Ürük, Yaşar “İzmir’i İzmir Yapan Adlar”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, No: 55, İzmir, 2008.