Bir Bitpazarı Anısı

1970’lerin başlarında önce blucin (blue jean), sonra kot pantolon kullanımının yaygınlaştığını hatırlıyorum. Limana gelen yük gemilerinin mürettebatının getirdiği kot pantolonlar kolay alıcı bulurdu.

Yurda “deniz yoluyla” gelen kotlar pek revaçtaydı. Limanda çalışan yükleme boşaltma işçilerine kot pantolon siparişi verilirdi. Değişik markalara ait kot pantolonlar yüksek fiyatla alıcı bulurdu.

NATO’da ve TUSLOG’da görevli Amerikalı personelin ikinci el kot pantolonları “eskici” olarak adlandırılan kişiler tarafından alınır satılırdı. Bitpazarı’nda satılan kot pantolonlar, giyilmiş, eskimiş olduğuna bakılmaz, yüksek fiyatına rağmen adeta kapışılırdı.

Bitpazarı’ndaki satıcıların ellerinde, kollarında, omuzlarında, yayılan sergilerde ikinci el giysilerin satışı yaygındı. Bu sergilerden pantolon almak isteyen kişiler hemen oracıkta bacağındakini çıkarır almak istediği pantolonu giyip denerdi. Sokakta, ortalıkta giysi deneyenler ilginç görüntüler oluştururdu.

Bu arada, Bitpazarı ile ilgili bir çocukluk anımı anlatmak istiyorum…

1970’li yıllarda oturduğum Agora semti Çankaya’daki Bitpazarı’na epey yakındı. Hemen her gün içinden veya yan sokaklarından geçerdim. Ona rağmen oralardan alışveriş etmez, genelde bakar, geçer giderdim.

Bir gün Bitpazarı’ndan geçerken sokaktaki bir seyyar satıcının bana uzattığı kol saat dikkatimi çekti. Benzerine pek rastlanmayan, ekranı oldukça büyük ve ayrıntılı kol saati çok hoşuma gitti. Saati satın aldım, bileğime taktım, evin yolunu tuttum.

Evimizin bulunduğu sokağa geldiğimde bileğimde takılı kol saati arkadaşlarımın da dikkatini çekti. Saati Bitpazarı’ndaki bir seyyar satıcıdan aldığımı söyledim. Arkadaşlarım kuşkulandı, “Sen bunu almadan iyice kontrol ettin mi?” diye sordular.

Saati bileğimden çıkarıp arkadaşlarımla birlikte kontrol ettik. Saat maalesef arızalıydı, çalışmıyordu. Arkadaşlarım, “Git bu saati aldığın satıcıya götür iade et” dediler. Birlikte gitmeyi teklif ettim, kabul ettiler.

Arkadaşlarımla birlikte Çankaya’da Bitpazarı’nın kurulduğu sokağa gittik. Aradık, taradık, sağa sola bakındık, bozuk saati satan seyyar satıcıyı göremedik.

Bitpazarı çevresindeki sokaklardan birinde tulumbalı kuyunun başında durduk, epey bekledik. Bir süre sonra tulumbalı sokağa bakan dükkanların arasındaki geçitlerin birinden seyyar satıcının sokağa çıktığını gördüm.

Arkadaşlarımla birlikte hemen gidip önünü kestik. Sattığı saatin bozuk olduğunu söyleyip paramı geri istedik. Satıcı parayı iade edemeyeceğini, ancak benzer başka bir saatle değiştirebileceğini söyledi.

“Tamam, değiştir o zaman” dedik. Peşine takıldık, çıktığı aralıktan birlikte içeri girdik. Dar bir geçitte ilerlerken bir esnaf çay ocağının önüne geldik.

Üstleri hasır ahşap iskemlelerde ve ellerinde çeşit çeşit eskimiş eşyalarla çay içip mola veren diğer seyyar satıcıları gördük. Çay ocağını, küçük bir avluyu geçip döndük, dar bir merdivenle bir üst kata çıktık.

İkinci kat eski bir aile evi düzenindeydi. Yan yana sıralanan kiralık odalar seyyar satıcıların depolarıydı. Seyyar satıcı odalardan birinin önünde durup içeri girdi, elinde teneke kovayla çıktı.

Seyyar satıcı teneke kovayı uzatıp önümüze koydu. Aman Allah’ım, önümüzde duran kova eski saat doluydu. O günlerin tabiriyle bu tür saatlere Bitpazarı’nda “kiloluk saat” dendiğini öğrendik. Seyyar satıcı, kilo hesabıyla aldığı saatlerin iki üç tanesini eline alıp Bitpazarı sokaklarını gezenlere taneyle satarmış.

Arkadaşlarımla önümüze konak kovadaki saatlere bir bir göz attık. Hangi birini alıp baktıysak görünümlerinin güzel ama saatlerin bozuk olduğunu gördük. Seyyar satıcıya bu saatlerden herhangi birini istemediğimizi söyledik, ödediğim parayı iade etmesini talep ettik.

Seyyar satıcı baktı ki kararımızdan vazgeçmiyoruz, karşısında da üç kişiyiz, üstelemedi. Cebinden ödediğim parayı çıkardı, iade etti. Ödediğim ve geri aldığım parayı, madeni 2,5 lirayı cebime koydum. Doğrusu benzerini daha önce görmediğim o görkemli saati bu paraya almak beni heyecanlandırmıştı.

Bir çocuk için o günlerde 2,5 lira büyük paraydı. Semtimizdeki Yeni Sinema, Saray Sineması ve Lale Sineması’nda bir lira vererek dört film birden izlenirdi. O gün için 2,5 liraya tüm gün film izlemek işten bile değildi.

Ben de seyyar satıcıdan geri aldığım parayla semtimizin sinemalarına gittim. İki gün üst üste o yılların en meşhur oyuncularının rol aldığı yabancı yapım filmleri izledim.

Uzun yıllar sonra, önceki yıl (2018) yolum yine saati aldığım satıcıyla karşılaştığım Çankaya’daki sokağa düştü. Dar geçide girdim, oradan geçip dar merdivenle üst kata çıktım. Bozuk saati aldığım seyyar satıcının depo olarak kullandığı oda yerli yerinde duruyordu.

Saat satıcısı artık yoktu. Daha önce onun depo olarak kullandığı odada artık bir aktar vardı. şifalı olduğunu belirttiği çeşit çeşit otları naylon torbalara koyuyor, satışa hazırlıyordu.