Ana Sayfa Kent Yazıları Yaşar Ürük - Notlar İzmir Hapishanesi'nin Serüveni

İzmir Hapishanesi’nin Serüveni

Konak Katlı Otoparkı’nın olduğu alanda daha önce İzmir Hapishanesi’nin bulunduğu, bölgeyi daha iyi tanımaları için gezmelerine aracılık ettiğim birçok dostun duyduklarında şaşırdıkları bir bilgidir. Duyduklarında “Demek İzmir Hapishanesi buradaymış” derler ama, elbette şehrimizdeki tek hapishane binası elbette yalnızca orası değildir. İzmir hapishanesi birçok kez yer değiştirmiştir. Şehir tarihimizde fazla araştırılmamış bu konuyu belgeleriyle aktarmaya çalışacağım.

Hiç kuşku yok ki, başlangıçta günümüzdeki biçimiyle bir hapishane sistemi yoktur. Osmanlı İmparatorluğu’nda hafif ve orta suçlar daha çok para ve hapis cezaları ile karşılık bulurken ağır suçlara farklı dönemlerde farklı cezalar uygulanır. Sözgelimi ağır suçlara 16. Yüzyıl’dan itibaren “Kürek” cezası, 18. Yüzyıl’dan itibaren de “Kalebentlik” cezasının uygulanmaya başladığı görülür. Benzer suçlara 16. Yüzyıl’dan itibaren uygulanan bir başka ceza ise “Pranga”dır.

Ancak 19. Yüzyıl’da özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanmaya başlayan “Suçun, özgürlük kısıtlanması ile cezalandırılması” anlayışı sonucu çok sayıda hapishane inşa edildiği görülür. Hatta bilinen ilk hapishane ise 1555 yılında Londra’da kurulur ve yaklaşık iki yüz yılda tüm dünyaya yayılır. Bazı kaynaklar ise ilk hapishane binasının 1596 yılında Amsterdam’da açıldığını belirtir. Sonuç olarak, Avrupa ülkelerinin Osmanlı yönetimlerine yaptıkları baskı sonucu, Batılılaşma hareketleri içinde yapılan bazı reformların ardından ülkemizde de hapishane binaları inşa edilmeye ya da uygun olan yapılar hapishane olarak kullanılmaya başlar. Öte yandan 19. Yüzyıl’ın özellikle son yirmi yılında politik suçların artması da mahkum ve yeni hapishane sayısı oranında artışa neden olur.

İşte, İzmir hapishanesinin serüveni de böyle başlar. Başlangıçta hapishane olarak inşa edilmiş bir yapı olmadığından bu iş için uygun bir yapı olan Cezayir Hanı kullanılmaya başlar. İzmir tarihinde iki ayrı Cezayir Hanı olduğu görülür. Bunlardan daha eski olanın, tarihi çarşı bölgesinde, Kestanepazarı Camisi yakınlarında yer aldığı bilinmektedir. 19. Yüzyıl ortalarına kadar faal olduğu anlaşılan bu han, günümüze ulaşmamıştır. Bu hanın bir zamanlar cezaevi olarak kullanılıp kullanılmadığı ile ilgili bir kayıt yoktur. Böyle bir ihtimali düşünmemizin nedeni ise, cezaevi olarak kullanıldığı kesin olarak bilinen asıl Cezayir Hanı’nın adının “Ceza Yeri” sözcüğünden gelmiş olabileceği hakkındaki, kesin olmayan bir varsayımdır. Bu olasılık doğru ise, eski Cezayir Hanı’nın adının da bu anlamı taşıyıp taşımadığını sorgulamak gerekmektedir.

Konumuz olan hapishane olarak kullanılan asıl Cezayir Hanı, günümüzde Halimağa Çarşısı civarında 855. ve 863. sokaklar arasında yer alan bir yapıdır. 18. Yüzyıl sonları ya da 19. Yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilen bu han için birçok araştırmada 1868 – 1869 yıllarında hapishane olarak kullanıldığı bilgisi verilir. Oysa aşağıda belgeleriyle aktaracağımız bilgide görüleceği gibi bu tarihler çok farklıdır. İzmir tarihinde önemli bir yere sahip olan bu han 1955 yılında, içindeki kiracılar tahliye edilerek yıktırılır. Yerine inşa edilen ve Özel İdare’ye ait olan yeni Cezayir Hanı ise, 1970’te Hükümet Konağı’nın yanması üzerine, geçici şekilde valilik makamı olarak kullanılır.

Bu yapının hapishane olarak kullanılmasıyla ilgili elimizdeki en eski belge 22 Mayıs 1851 tarihlidir. Belgedeki ifade şöyledir: 

“Anadolu Müfettişi İsmet Paşa’nın işarı üzerine İzmir Hapishanesi’ndeki mahpuslara günde verilen yarım okka ekmekten başka birer parça da zeytin verilmesi ve mezkur hapishanenin tamiri…” 

Belgede, sözü edilen cezaevinin binası ile ilgili bir ifade bulunmamaktadır. Bu durumda burada sözü geçen cezaevinin, Cezayir Hanı’ndan önce kullanılan bir yapı olması da olasıdır. Ancak burada sözü geçen cezaevi Cezayir Hanı ise bu yapının, araştırmalarda genel olarak yer alan tarihten en az on yedi yıl önce de cezaevi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. (1851 yılına ait belge, fotoğrafta 1 numara ile gösterilmiştir.)

Bu belgeden iki yıl sonrasına tarihli (24 Ağustos 1853) bir başka belgede yazan “İzmir Vali Konağı’nın bahçesine yapılacak olan hapishanenin keşif ve inşası” ifadesinden, İzmir’e yeni bir cezaevi binası yapılmasının planlandığı ve bunun için uygun görülen alanın Vali Konağı bahçesi olduğu anlaşılmaktadır. Bu belgede karşımıza birbirine bağlı iki sorun çıkmaktadır. Bunlardan ilki İzmir’in henüz Aydın eyaletinin merkez sancağı olmamasıdır. Her ne kadar ilki Said Mehmed Paşa’nın 1841 yılındaki, ikincisi ise Halil Paşa’nın daha sonraki valilik dönemlerinde İzmir’de yaşayıp, eyaleti buradan yönetmiş iseler de söz konusu belge tarihinde bu görevde Hekim İsmail Paşa’nın olması ve eyaleti Aydın’dan yönetmiş olması aklımıza “İzmir’de o tarihte Vali Konağı mı vardı?” sorusunu getirmektedir. Buradan yola çıkarak düşündüğümüz ikinci soru ise “Acaba kastedilen Konak sözcüğünden, yukarıda adlarını verdiğimiz ve İzmir’de yaşamış iki valinin görevleri sırasında kullandıkları yapıları mı anlamalıyız?” sorusu da bunu izlemektedir. Ancak kesin olan şudur ki; 1853 yılında İzmir şehri için yeni bir hapishane binası düşünülmektedir.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra aranan uygun binanın bulunduğu 15 Ocak 1856 tarihli belgede görülmektedir. Belgede “Cezayir Hanı’nın hapishane yapılması ve mahpuslara yardımda bulunulmasının uygun görüldüğü…” ifadesi yer almaktadır. Böylelikle Cezayir Hanı’nın hapishane binası olarak kullanılma serüveni başlamış olur. Ancak devlet gene de doğrudan hapishane olarak inşa edilmesi gereken bir yapıyı da oluşturmanın düşüncesi içindedir. 1867 yılına gelindiğinde hapishane olarak hâlâ bu hanın kullanıldığı görülür.

On yıl sonraya ait (13 Mart 1866) bir başka belgede yer alan “İzmir Hükümet Konağı ile Karantinahanesi’nin inşasına karşılık olan eski karantinahane ile Cezayir Hanı’nın füruhtu” ifadesinden, Katipzade Konağı’nın yerine yapılması planlanan yeni Hükümet Konağı ile Urla’daki adada hizmet verecek olan yeni Karantina binalarının inşası için kaynak arandığı ve bu nedenle adı geçen iki yapının satışa çıkarılmasının düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim bu satış hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Eski Karantina binası, sonradan Sanayi Mektebi adını alacak olan Islahhane’ye tahsis edilirken, 1872 yılında tamamlanacak olan yeni Hükümet Konağı inşası ise bir yıl sonra başlayacaktır. Ancak Osmanlı arşivindeki belgeleri incelediğimizde konuyla ilgili ilginç belgeler olduğunu görmekteyiz. Bu belgelerdeki bilgilere göre, İzmir Hükümet Konağı’nın yapımı için sürekli kaynak arayışı içinde bulunulduğu gibi; yapımın tamamlanmasından sonraki yıllarda da bu arayışların sürdüğü anlaşılmaktadır. Sözgelimi 15 Aralık 1873 tarihli bir belgede bulunan “Harap olan İzmir Hükümet Dairesi’nin müceddeden inşası ile hapishane ve zabıt dairesi yapım masrafları için on kıta çiftliğin, iki hanın, bir değirmenin ve iki hamamın füruhtu” ifadesi konağın şimdiye kadar bildiğimiz tarihten daha sonra tamamlanmış olabileceğini düşündürtmektedir. 23 Kasım 1874 tarihli bir başka belgede ise “İzmir Hükümet Konağı’nın inşası masrafına karşılık Manisa’daki Kurşunlu Han’ın müzayedesi” ifadesi yer alırken, 4 Ekim 1875 tarihli bir başka belgede ise “İzmir’de inşa edilen hükümet konağının masraflarına karşılık Saruhan sancağına bağlı Alaşehir’de bulunan iki hamam ile sair emlakin satılması.” açıklaması bulunmaktadır. Konağın inşası ile ilgili çalışmamızı bir başka yazımızda paylaşacağız.

Cezayir Hanı’nın hapishane olarak kullanılmasının ne zaman sonlandığı ile ilgili elimizde kesin bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak 11 Ocak 1874 tarihli bir evrakta yazılı olan “İzmir’de bulunan Cezayir Hanı’nın tamir edilerek, orada yapılan sanayi mektebine gelir olarak bırakılması” cümlesinden sözü geçen hanın artık hapishane binası olarak kullanılmadığı anlaşılmaktadır. 6 Şubat 1875 tarihli belgede bulunan “İzmir’de inşa olunan hapishanenin masrafları için satılması kararlaştırılan Cezayir Hanı’na dair” cümlesinden yeni hapishane binası inşa çalışmalarının başladığı da görülmektedir. (Bu belge, fotoğrafta 2 numara ile gösterilmiştir.)

İnşanın tamamlanması ile ilgili bir belgenin elimizde bulunmadığı İzmir Hapishanesi aslında çok ilginç bir plana sahiptir. Sarıkışla arazisi içindeki talim alanın üçgen şeklindeki bir bölümünde inşa edilen hapishane, merkezde bulunan bir giriş ve orta avlu çevresine simetrik ve düzenli olarak uzamasına olarak sıralanmış yapılardan oluşmaktadır. Binaların bu şekli ile “Bir ateş çevresine dizilmiş develerin dinlenme halindeki durumları” vurgulanmak istenmiştir. (Hapishanenin havadan görünümü, fotoğrafta 3 numara ile gösterilmiştir.)

Bu arada İzmir Hapishanesi’nde bazı sosyal olaylar da yaşanmaktadır. Sözgelimi 1888 yılı yaz döneminde “İzmir Hapishane-i Umumisi’ndeki mevkufların çokluğu sebebiyle kötü kokudan hastalık çıkması muhtemel olduğundan, otuzdan fazla mahkumun Trablusgarp veya Akka kalelerinden birine gönderilmesi” talebi ile ilgili yazı bunun örneklerinden birini göstermektedir.

19. Yüzyıl sonlarında Konak semti artık şehrin kamusal merkezi durumuna gelmiştir. Başta Hükümet Konağı olmak üzere, İzmir İdadisi, Sarıkışla, Hapishane, Guraba-i Müslimin, Yalı Camisi ve sayısız han ve konak bu merkezde yoğun bir yapılaşmanın örnekleri olarak durmaktadır Bu nedenle bu dönemlerden itibaren başta Sarıkışla olmak üzere bazı yapıların yıkılması sık sık gündeme gelir. İnşası üzerinden çok yıl geçmemesine karşın İzmir Hapishanesi de bu yapılar arasındadır. Sözgelimi 2 Mart 1893 tarihli belge bu düşünceyi ortaya koymaktadır: 

“İzmir Guraba Hastahanesi’ne bitişik olan hapishanenin şehir dışına taşınması için İzmir Kışlası’nda bir hapishane yapılarak masraflarının tesviyesi…” 

Bundan iki yıl sonraya tarihli (8 Temmuz 1895) bir başka belgede de hapishaneden “eski” tanımıyla söz edilir: 

“İzmir’deki Guraba Hastanesi ittisalindeki atik hapishane.”

Bu arada 19. Yüzyıl’ın son dönemlerinde şehrin nüfusunun artışına paralel olarak hapishane de mahkumları almaz hale gelir. 25.08.1896 tarihli bir yazışmada yer alan “İzmir Hapishanesi koğuşlarının izdihamından dolayı umumi hapishane olan Bodrum Kalesi’nde üç koğuş inşası ile İzmir ve sair hapishanelerdeki kürek mahkumlarının nakli lüzumu.” ifadesi bunu doğrulamaktadır. Ancak elimizdeki başka belgelerden çıkan sonuç İzmir hapishanesinin onarımının kısa zamanda gerçekleşmediği ve bu konudaki yazışmaların uzun zaman sürdüğüdür. Sözgelimi 29 Ekim 1900 tarihli bir belgede yer alan “Tamirine izin verilen İzmir Hapishanesi’nin ihtiyaca cevap verememesinden dolayı tamiratın durdurularak, tamir masrafına bir miktar daha ilave edilerek yeni bir hapishane yapımı mümkün olduğundan acilen keşif evrakının gönderilmesi. İzmir Hapishanesi’nde muhakemeleri yapılmayan bir hayli mevkuf bulunduğundan bir an önce tahkikatları bitirilerek mahkemeye sevk olunmaları.” ifadesi yanı sıra 7 Temmuz 1902 tarihli bir belgedeki “İzmir Hapishane-i Umumisi’nin tamiri.”; yine 3 Ekim 1902 tarihli “İzmir hapishane-i umumiyesinde harap olan koğuşların masrafları Aydın Vilayeti’nin 1318 Muvazenesi İnşaat ve Tamirat Tertibi’nden karşılanmak üzere tamiri.” ve 4 Aralık 1902 tarihli “İzmir Hapishane-i umumisinde harap olan altı koğuşun tamiri.” gibi ifadeler bu onarımın bir türlü gerçekleşmediğini göstermektedir.

Bu arada 30 Temmuz 1899 tarihli bir belgede bulunan ifade ilginçtir: 

“İzmir’de Kokaryalı’da hapishane iskelesi olarak kullanılmasından vazgeçilen denizden doldurulan mahal için tasarruf senedi verilmesini isteyen Abacıoğlu Niyako ve eşi Maria’nın talebiyle ilgili olarak gerekenin yapılması.” 

O dönemlerde Kokaryalı’daki körfez vapurları iskelesinden “Hapishane İskelesi” olarak söz edilmesinin nedeni, İzmir Hapishane’sinden başka yerlere sevk edilen mahkumlar için sürekli olarak bu iskelenin kullanılıyor olmasıdır. Böyle olmasında en önemli etken söz konusu iskelenin İzmir Körfezi kıyısında en dış ve gözlerden biraz olsun uzak bir bölgede olmuş olmasıdır.

1900 yılında ortaya atılan “İzmir hapishanesinin tamirine para harcanmayıp, üstüne biraz daha eklenerek yeni bir hapishane binası yapılması” düşüncesi tam on yıl sonra bir hareketlenme yaşar ve İzmir’de yeniden yapılacak olan hapishane için proje hazırlanır. Projeye baktığımızda, yeni bir arazi ve yeni bir bina yerine, o dönemde mevcut ve yukarıda sözünü ettiğimiz “ateş çevresinde oturmuş kervan” formundaki hapishanenin binalarında eklemeler ve iyileştirmeler yapılarak yenileneceği görülür. (3 Mart 1910 tarihli dosyada yer alan plan, fotoğrafta en büyük yer kaplayan çizimdir.)

Bu hazırlıklara rağmen hapishanenin yenilenmesi gerçekleşmez ve gecikir. Sürekli bir mahkum yoğunluğu yaşayan hapishane yaşadığı yıpranma nedeniyle de her zaman bakım ve onarım gereksinimi doğurur. Aydın Valiliği’nin bu konuda sadarete gönderdiği yazılara bir örnek 1 Aralık 1912 tarihli “İzmir Hapishane-i Umumisi’nin tamiri” konulu belgedir. Ancak yeni bina konusunda da zaman zaman yazışmalar gerçekleşmektedir. Nitekim 16 Mayıs 1912 tarihli belgede yer alan “Umumi hapishanelerden birinin İzmir’de yapılmasının kararlaştırıldığı, memalik-i mütemeddinede olduğu gibi, hapishanede sanayinin yanında ziraat dahi tatbik olunacağından, İzmir’le Manisa şimendifer hattına yakın geniş bir arazinin satın alınması gerektiği.” ifadesinden uygun yer olarak Kasaba demiryolu hattı yakınındaki alanların (Muhtemelen Hilal – Halkapınar bölgesi) düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak bir ay geçmeden hazırlanan bir başka yazı ile bu girişimin de önü tıkanır. 10 Haziran 1912 tarihli belgede yer alan “İstanbul, Manastır, İzmir ve Suriye’de yapılacak Hapishane-i Umumiler için Hazine müsait olmadığından, emsali gibi tehir edilmesi gerektiği.” kararı bu konudaki çalışmaları uzunca bir zaman için sonlandıracaktır.

Bu arada hapishane giderlerinin bir kısmı mahkumların da yararlandığı bakkal dükkânı kira gelirinden karşılanmaktadır. Bu konuda da Osmanlı Arşivi’nde bazı belgeler bulunmaktadır. Bunlardan biri 10 Mayıs 1916 tarihli “İzmir’de hapishane-i umumi derunundaki bakkal dükkânının icara verilmesi.” ifadeli yazıdır. Ancak 26 Ağustos 1916 tarihli bir başka yazışmada yer alan “Emlak-i Emiriyye’den İzmir Hapishane-i Umumi dahilinde kain bakkal dükkanının tamir masraflarının karşılanması.” ifadesinden söz konusu bakkal dükkanının bile tamire muhtaç olduğu görülmektedir. Öte yandan devlet kaynak yaratamadığı yeni hapishane binaları yerine tevkifhaneler yaratma yoluna gider. Böylelikle soruşturma aşaması süren ya da kısa süreli tutukluluk yaşayan kişiler burada tutulmakta ve hapishanelerin yoğunluğu bir nebze de olsa arttırılmamış olmaktadır. 13 Ocak 1917 tarihli belgede konuyla ilgili olarak “İzmir ve Eskişehir gibi şehirlerde büyük planlı tevkifhaneler yapıldığı, bazı yerlerde ise hapishane ve tevkifhanelerin birleştirilmesinin planlandığı.” açıklaması vardır.

Birinci Dünya Savaşı’nın bittiği ve ülkemizin yeni sıkıntılarla karşı karşıya olduğu 1918 yılında ülkemizde çok sayıda yabancı uzmanın önemli mevkilerde görev yaptığı görülür. Bunlardan biri de “Hapishaneler ve Tevkifhaneler Müfettiş-i Umumisi Doktor Poliç Bey’dir. Bu uzman Almanya ve Aydın Vilayeti hapishanelerinde yaptığı incelemelerin sonuçları ile İzmir’de inşa edilecek yeni hapishane hakkında hazırladığı dosyayı 15 Eylül 1918 tarihli yazı ile makama sunar. Raporda yeni yapılar için fazla tahsisat talebinde de bulunulmaktadır.

1918 yılı ile ilgili harcama listeleri incelendiğinde İzmir hapishanesinin çeşitli onarımları için 4042 TL’nın harcandığı görülürken; aynı yılın sonunda İzmir Hapishanesi’nde 1430 tutuklu ve 1850 mahkum olmak üzere 3280 kişinin yaşadığı anlaşılmaktadır. Mondros Mütarekesi ile dışarıya iyice bağımlı hale gelen devletin çeşitli kademelerinde yabancılardan oluşan bir kurul İzmir Hapishanesi’nde yaptığı inceleme sonucu hazırladığı 19 Nisan 1919 tarihli raporda “İzmir Hapishanesi’nde mahkumlara verilen iaşelerin yetersiz olması ve iaşenin arttırılarak verilmesi” talebini adeta alaycı bir ifadeyle dile getirir.

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in yaşayacağı işgal faciasından önce İzmir hapishanesinin kapıları halk tarafından açılarak, salınan mahkumların silahlandırıldığı bilinmektedir. Bu nedenle işgal askerleri İzmir’e ayak bastıklarında hapishane boştur. Ancak kısa zaman içinde tutukladıkları ve de sözde yargıladıkları çok sayıda yurttaşımızla hapishaneyi doldururlar. İstanbul hükümeti 12 Ekim 1919 tarihinde “Yunanlılar tarafından Hapishane-i Umumîye atılan Müslümanlar’ın tahliye edilmesi için teşebbüste bulunulması” konusunda girişimde bulunur. Ayrıca 23 Aralık 1919 tarihli yazı ile “Yunan işgali sırasında, tevkif edilip İzmir Hapishanesi’ne konulan Müslüman halkın tahliyesi için Hariciye Nezareti’nin teşebbüste bulunması talebi ile Beynel-Mu’telifîn Tahkik-i Fecayi Heyeti’nin İzmir’deki tahkikatı sırasında tutulan defterin, Aydın Valiliği’nden gönderilmesini” ister.

İşgalin başlamasından bir yıl sonraya tarihli (18 Mayıs 1920) bir belgeden “İzmir’in işgalinden itibaren mücrimlerin yargılanmasının Yunan divan-ı harblerine ait olduğu iddiası ile İzmir Hapishane-i Umumisi ve diğer hapishanelerdeki Müslim ve gayrimüslim mahpusların yargılanmak üzere Atina’ya nakledildikleri” anlaşılmaktadır.

İzmir hapishanesinin çileli serüveni Kurtuluş’tan sonra Cumhuriyet döneminde de bir zaman sürer. Ancak 26 Ocak 1927 tarihli bir belgede yer alan açıklamadan Darağacı semtinde de bir binanın da hapishane olarak kullanıldığı görülür. İzmir hapishanesinin neredeyse bir asra yaklaşan yeni bina serüveni için en büyük adım 1942 yılında atılır. O dönemler bomboş bir arazi olan ve sonradan Hatay semtinin kuşatacağı Arapderesi bölgesindeki alanda yeni hapishane binasının temeli atılır ve herhangi bir gecikme olmadan tamamlanır. Ancak her nedense hapishane bu yapıya bir türlü taşınmaz ve on yıla yakın bir zaman o durumda bekledikten sonra, yıkılan Sarıkışla’ya karşılık Milli Savunma Bakanlığı’na devir edilir.

Konak’taki hapishane binaları artık onarım da tutmaz hale geldiği için Arapderesi’nden sonra yeni alan olarak seçilen Buca’daki yapıların inşası hızlandırılır ve 1959 yılında tamamlanan bu yeni hapishane ile birlikte Konak’taki yüz yıllık serüven son bulur. Yıkım sırasında İzmir’in ikinci kalesi olan Latin kalesine ait şövalye armalı kabartmalı taşlar da oraya nasıl getirilmişse, hapishane alanından çıkar. Yıkılarak tarihe karışan eski hapishanenin yerine ise kısa zaman sonra üç katlı otopark inşa edilir. Bu yapı daha sonra yapılacak ekleme ile 7 kat yüksekliğe ulaşacaktır.

Kaynakça:

– CDAB, T. C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri, Osmanlı Arşivi.

– https://archiv.zmo.de/publikationen/2015/U.Adak-Article-IzmirPrison.pdf

– NEZİHİ, Raif “İzmir’in Tarihi”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, Kent Kitaplığı Dizisi: 22, Ekim 2001.

– TANIŞ, Cihat “Osmanlı Devleti’nde Hapishane Islahatı: Muş Hapishanesi Örneği (1908-1914)”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C. 11, Sayı: 57, Sayfa: 141-146, Haziran 2018.

– TEKİN, Saadet – ÖZKES, Sevilay “Cumhuriyet Öncesi Türkiye’de Hapishane Sorunu”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C. VII, Sayı: 16-17, Sayfa: 187-201, Bahar-Güz 2008.

– ÜRÜK, Yaşar “İzmir’i İzmir Yapan Adlar”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, No: 55, İzmir, 2008.

– YILDIZ, Özgür “Osmanlı Hapishaneleri Üzerine Bir Değerlendirme: Karesi Hapishanesi Örneği”, Akademik Bakış, C. 9, Sayı: 17, Sayfa: 91-111, Kış 2015

– Yaşar Ürük belgeliği.

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments