Nasıl Anlatsam?

Pazar günü oturmuş kahvemi içerken bir yandan da sosyal medyadaki “Dünya Kız Çocukları Günü” kutlamalarına bakıyordum. Kulağımdaki kulaklıktan da Hümeyra’nın sesi geliyordu. O güzel sesten en sevdiğim “Nasıl Anlatsam?” adlı şarkısını dinliyordum. Sosyal medyada nereyi açsam her yerde güzel kız çocuğu fotoğrafları vardı. Bir kız çocuğum olsa, hayatın ona neler kazandırıp, ondan neler götürebileceğini nasıl anlatırdım diye düşündüm. Anlatmak yeter miydi? Benim de kendi kızım gibi gördüğüm onlarca öğrencim vardı. Hayatı onlara anlatmaya çalışmıştım. Ancak başarabilmiş miydim, bilmiyorum… 

O sırada Hümeyra, “Sabahın ilk çiğ tanesini, bir bakışta görmeyi, nasıl anlatsam?” diyordu. Bakmak ve görmek nasıl farklıysa duymak ve anlamak, hayata geçirebilmek de farklıydı. Çoğu zaman baktıklarımızı görmediğimiz gibi duyduklarımızı anlamamız da uzun zaman alabiliyordu. O nedenle hayata tozpembe bir pencereden, umutla bakan kız çocuklarına söylemek istediklerimi anlatmakta zorlanabilirdim. Nasıl anlatsam başarabilirdim, bilmiyordum… 

Duvardaki çocukluk fotoğrafıma baktım. Nasıl da kahkaha atıyordum o fotoğrafta. Hümeyra’nın sesinin etkisinde ve bir zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğumu hatırlayarak “Nasıl anlatsam?” diye düşünmeye başladım…

Kız çocuklarına, varlıklarının başlı başına onları değerli kıldığını söylesem. Onları kıymetli, eşsiz yapan şeyin kimsenin sözünde, bakışında, sevgisinde gizli olmadığını, eşsizliklerinin kendilerine inanıp, güvenmekte saklı bulunduğunu nasıl anlatsam diye düşündüm.

Yeteneklerini hafife alacak, cinsiyetlerinden dolayı onları ötekileştirecek, başarılarını kıskanacak, belki de yollarına engeller koyacak insanların hep var olacağını söylesem. O insanlara rağmen, başarmanın anahtarının, doğru, dürüst şekilde, kendilerine inanarak çalışmak olduğunu nasıl anlatsam dedim kendi kendime.

Eğitimlerine çok önem vermeleri gerektiğini söylesem. “Kadın işi erkek işi diye ayrım yapan insanların beyinlerinde sınırlar olduğunu, bu sözde sınırların onları yollarından alıkoymaması gerektiğini nasıl anlatsam?” diye düşündüm. Bir kız çocuğunun istediğinde tüm bu sözde sınırları aşıp başarılı olabileceğini nasıl anlatsam? Bir laboratuarda deney ya da ameliyathanede ameliyat yapmanın, bir uçağın pilotu olmanın, bir gazetenin genel yayın yönetmeni ya da bir siyasi partinin genel başkanı olmanın kadınlara çok yakıştığını söylesem. 

Hümeyra’nın şarkıda söylediği gibi bir köşede durup dinlenir gibi acelesiz ve rahat sevmeyi nasıl anlatsam? Gösterişsiz, içten sevmenin güzelliğini. Mutluluğun pırlanta yüzükte, abartılı evlenme tekliflerinde, parıltılı evlerde olmadığını, gerçek sevginin abartıya ihtiyacı bulunmadığını nasıl anlatsam? Sevginin muhteşemliğinin bir bakıştaki sıcaklıkta, sevilen için kaygılanmanın ardında saklı olduğunu nasıl anlatsam? 

Sevgilerinde cömert olmalarını, ancak sevdikleri insanlar için hayallerinden vazgeçmemeleri gerektiğini söylesem. “Gerçekleştirmekten vazgeçtikleri hayallerinin gün gelip önlerine dağ gibi dikileceğini nasıl anlatsam?” diye düşündüm.

Neyi giyip giymeyeceklerine, nasıl davranıp davranmayacaklarına kendilerinin karar verebileceğini söylesem. Bir insanın sevgisinin onların tenlerini kapatmaları ya da göstermeleri ile doğru orantılı olamayacağını nasıl anlatsam? Nasıl?

Düşüncelerden sıyrılıp duvardaki çocukluk fotoğrafıma tekrar baktım. O küçük kıza göz kırptım. Anlatmak yetmeyecekti. Fotoğraftaki küçük kız çocuğuna da anlatan çok olmuştu ama o kendi yolundan gitmişti. Kimi zaman söylenenleri dinlemiş, kimi zaman kulak arkası etmişti. Kimi zaman ayağı taşa takılıp düşmüş, kimi zaman önüne kırmızı halı serilmişti. Ancak kendi hayat yolunu iyisiyle, kötüsüyle kendi çizmişti. Çünkü her kız çocuğu kendi yolunu belirleyecek akla, yeteneğe sahipti. Yeter ki onların canlarına kast eden zorbalar olmasın. 

Şarkı bitmişti. Hümeyra’nın sesinin etkisinden çıktım. Kız çocuklarının yolları boyunca takılacakları taşların az, kırmızı halıların çok olmasını diledim ve Frank Sinatra’dan “My Way”i dinlemeye başladım.