Meles Çayı Nerede?

Araştırmacı yazar Sahaf İlhan Pınar’la Meles Çayı üzerine konuştum.

– Sevgili İlhan Pınar, İzmir Büyükşehir Belediyesi “Kentsel ve ekolojik omurga olarak Melez Çayı (Yeşil Dere) ulusal kentsel tasarım fikir projesi yarışması” düzenledi. 2008 yılında Bornova Homeros Vadisi ve Homeros Mağaraları projeleri hayata geçirilmişti. Meles’in yeri konusunda (Yeşil Dere, Bornova Çayı) tartışmalar devam ediyor. İstersen Homeros’tan başlayalım. 

– Homeros Mağaraları ve Melez isimleri uzun dönemler boyunca tartışmalı olmuştur ve bu tartışma bugün hala devam etmektedir. Bunun başlıca nedeni özellikle Homeros’tan kaynaklanmaktadır. Böyle bir ozanın yaşayıp yaşamadığı tartışmasına kadar uzanan bir konu elbette daha çok su kaldıracaktır.

Homeros, üzerine yapılan araştırmalar, yayınlar ve incelemeler açısından başlı başına bibliyografya çalışması gerektirecek bir konudur. Yapılmalıdır da… Yapılmamış olması entelektüel dünyamız açısından büyük bir eksiklik olarak görülmelidir. Yüzyıllar boyunca güncelliğini yitirmemiş, her dönem bir araştırma ve tartışma konusu olmuştur Homeros adı ve kimliği. Homeros’un kimliği, nereli olduğu ve nerede dünyaya geldiği ve de nerede öldüğü gibi konular araştırmacıları daha çok uğraştıracak bir konu olacak gibi görünüyor. 

Homeros’un nerede doğduğu ve nerede yaşadığı konuları karşımıza çıktığında hemen şu kentlerin adı da birlikte belirmektedir: İzmir, Atina, Salamis, Rodos, Kolofon, Argos ve Sakız… Adı geçen kentler arasında en güçlü aday üç kent, İzmir, Kolofon ve Sakız’dır. Elbette tartışmanın bir üçüncü boyutunu temsil eden, böyle bir kişinin hiç olmadığını/yaşamadığını ileri süren bir kesim de bulunmaktadır.

Hâlbuki ozanın mezarının nerede olduğu konusu hemen hemen sonuçlanmış gibi görünmektedir. 18. Yüzyıl ikinci yarısında Ege adalarında yolculuğa çıkan Baron Pasch di Krienen’in 1770’li yıllarda Homeros’un mezarıyla ilgili ortaya attığı tez, bugün artık büyük ölçüde kabul görmüş durumdadır. Buna göre, Ege Denizi’ndeki Kiklad Takımadaları’ndan İos’taki Psathopyrgos Tepesi’nde bulunmaktadır Homeros’un mezarı…

Fakat benim burada üzerinde duracağım konu, ozanın doğduğu ve mezarının bulunduğu yerden çok, yaşadığı yere dairdir… Çünkü mezar tartışması, doğduğu yer tartışması ve hatta böyle bir ozanın yaşayıp yaşamadığı önümüzdeki on yıllarda ve yüz yıllarda da süreceğe benziyor.

– Meles Çayı neresidir? 

– Bilindiği gibi uzun on yıllardır Türkler’in Yeşildere, Kızılçullu Deresi veya Kemer Çayı olarak adlandırdıkları akarsu “Melez” olarak anılmaktadır. Buna bağlı olarak da derenin denize kavuştuğu bölgede yapılan düzenleme sonucu ortaya çıkarılan rekreasyon alanına da Melez Deltası adı verilmiş ve bir Homeros heykeli de alana yerleştirilmiştir.

Ancak Melez Deltası ve Homeros heykeli buradayken, Homeros’un yaşadığı varsayılan ve mağaralarının bulunduğu yer ise bambaşka bir yerde, yöre insanının İnkaya Mağarası olarak adlandırdığı ve günümüzde Homeros Vadisi olarak anılan yerdedir. Belki konuyu açıklamak, daha anlaşılır kılmak için Melez’in yeri ile ilgili tartışmalarda şu sorulara yanıt bulmak daha doğru olacaktır: 

Homeros’un yaşadığı kabul edilen İ.Ö. 8. Yüzyıl’da Smyrna, Pagos eteklerinde değil, Bayraklı’daki Tepekule Höyüğü’nün bulunduğu yerdeydi. Homeros’un yaşadığı tarih olarak, İ.Ö. 8. Yüzyıl’ın ikinci yarısı ile İ.Ö. 7. Yüzyıl’ın ilk yarısı arasındaki dönem kabul edilmektedir. Ozan ile ilgili efsanelerden birinde, Melez’in kıyısında evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya geldiği ve buna bağlı olarak da “Melezigenes” yani “Melez’in oğlu” olarak anıldığı aktarılmaktadır. Dolayısıyla Homeros’un dünyaya geldiği tarihlerde Smyrna’nın günümüzdeki Tepekule’de bulunduğunu göz önüne alırsak Melez’in de şehrin yakınlarında olması gayet doğaldır.

– Kemer Çayı’nı ilk defa kimler Meles olarak adlandırdı, Kemer Çayı’nın antik dönemdeki adı neydi?

– İzmir’in 17. Yüzyıl başlarından itibaren transit bir liman kenti bağlamında yıldızının parlamaya başlamasına paralel olarak kente uğrayan seyyahlar ve araştırmacılar, kente dair gerek güncel gerekse tarihsel ve topografik bilgi üretmeye başlamışlardır. Elimizdeki kente dair bilgilerin kökeni bu dönem ve sonrasına aittir. Erken bir dönemde kente gelen seyyahlar arasında yer alan ve arkeolojinin öncü isimlerinden kabul edilen Jakob Spon, Strabon’un tasvirinden yararlanarak Kemer Çayı’nı Melez olarak anan ilk isim olmuştur. Spon’un bu saptaması kendinden sonra kente dair araştırma yapanlar tarafından kabul görmüş ve kullanılmıştır. Spon’un 1675 yılında kente geldiğini düşünecek olursak ondan üç yıl sonra İzmir’e gelen Cornelius de Bruyn bu bilgiyi hemen kullanmış ve Kemer Çayı’nı o da Melez olarak anmıştır.

Bu yaygın bilgiye ayrıksı bir örneği, 1824-1828 yılları arasında kente dair önemli bilgi üreten isimlerden iri olan Baron Anton Prokesch von Osten’in aktardığı bilgi oluşturmuştur. Baron, Kemer Çayı’nın adının antik dönemde Kaleon olduğunu açıklayan ilk isim olmuştur. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: Türkler tarafından Kemer Çayı, Kızılçullu Deresi ve Yeşildere gibi isimlerle anılan çay, 1670’li yıllarda Melez olarak anılmış ve bu kalıcı bir duruma dönüşmüştür. Ancak 19. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde Baron Osten, bu çayın antik dönem adının Kaleon olduğunu saptamasına rağmen, Spon’un bilgisi baskın gelmiş ve Kemer Çayı, Melez olarak anılmaya devam etmiştir. 

– Kemer Çayı’nın yukarısında bulunan mağaralar neden ve kimler tarafından ilk olarak Homeros Mağaraları olarak anıldı? 

– Kemer Çayı’nın ne zaman ve kim tarafından Melez olarak anıldığını açıkladım.. Şimdi hazır Kemer Çayı Melez olmuşken Melez’e bir de Homeros’un yaşadığına inanılan Homeros Mağaraları bulmak gerekiyordu. Kemer Çayı üzerindeki Homeros Mağaraları’nın varlığını ortaya atan isim de Jakob Spon’dan 90 yıl sonra şehre gelen ve inanılmaz değerli bilgiler ortaya çıkaran ve aktaran ünlü İngiliz arkeolog Richard Chandler olmuştur.

Kemer Çayı üzerine gözlemlerine ayrıntılı yer veren Chandler, çevreye ilişkin de önemli bilgiler aktarır. Su kemerleri üzerine ayrıntılı bilgilere yer veren yazar, Melez’in kaynağına yakın bir yerde Homeros’un yaşadığı mağaraların olması gerektiğini düşünür. Bu sırada burada saptadığı mağaradan söz eder. Ağız genişliğinin dört ayak olduğunu aktardığı mağaranın Homeros mağarası olduğuna yer verir. Uzun bir süre Kemer Çayı kıyısındaki Kadifekale arkasındaki mağara, Homeros’un mağarası olarak kabul görür…

Ancak Chandler’den 80 yıl sonra Eski Smyrna üzerine değerli araştırmalar yapan İngiliz Jeolog William John Hamilton, Chandler’in Homeros Mağaraları olarak saptadığı mağaraların su iletimi amacıyla yapıldığını ortaya koyarak onun bu tezini çürütür. Günümüzde Homeros Mağaraları olarak anılan yerin literatüre girmesi için 19. Yüzyıl araştırmacılarını beklemek gerekecektir. Yöreyi derin jeoloji bilgisi üzerine derin arkeoloji bilgisini de ekleyerek inceleyen ve gözlemlerini aktaran İngiliz Jeolog William John Hamilton, arkeolog ve mimar Charles Texier gibi… 

– Meles Çayı ve Homeros Mağaraları neden başka yerde olsun?

– Şimdi burada tezimi ileri sürmek ve konuya kişisel bakış açımdan bir açılım getirmek istiyorum. Öncelikle yine Kemer Çayı’na dönerek buradan bir örnekleme ortaya koymak ve bu örneklemi alarak Bornova Çayı’na uyarlamak istiyorum.

Batı Avrupalıların 17. Yüzyıl’ın ikinci yarısından itibaren Kervan Köprüsü olarak andıkları ve Türklerin ise Yeşildere, Kemer Çayı ve Kızılçullu Deresi olarak andıkları çay, uzun yüzyıllar içinde çok sayıda isim değiştirdiği gibi fiziki olarak da değişikliklere uğramış bir akarsudur. Antik Dönem’de adının Kaleon olduğunu biliyoruz. Kemerköprü’nün olduğu mevkiinin de Rumlar tarafından Potamos (Dereler) olarak anıldığını biliyoruz. 

Potamos olarak anılmasının bir nedeni de çayın köprüyü kuzey yönünde geçer geçmez batı yönünde bir kol ile ikiye ayrılmasıdır. Bu ayrılan kolun önce Tabakhane Çayı ve daha ileride denize döküldüğü günümüzdeki Vasıf Çınar Bulvarı civarında Boyacı Deresi olarak adlandırıldığını da biliyoruz. Tabakhane Çayı olarak adlandırılması, bir dönem üzerinde deri tabaklama işliklerinin olması nedeniyledir. Boyacı Deresi olarak adlandırılması ise 18 ve 19. yüzyıllarda denize yakın kısmında yani bugünkü Vasıf Çınar Bulvarı seviyesinde boyahanelerin bulunmasıdır. 

Kemer Çayı’ndan ayrılan bu kol, zaman içinde İzmir’in kentsel gelişim baskısı altında kalmış, önce küçülerek ve daralarak derenin her iki kıyısında oluşan evlerin ortasında bir kanalet şeklinde kalmıştır. Hatta kanal, üzerine sonradan inşa edilen Aya Dimitri Kilisesi’nin avlusundan geçmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle bu sokak Kanal Sokağı olarak anılmaya başlamıştır. 1857 yılında İzmir’in 1/5000’lik planını yayınlayan Luigi Storari, o dönemde dahi bu derenin deniz tarafında kalan bir kısmının köreldiğini aktarmaktadır. Zaman içinde de kanal tamamen kapanmıştır. 

Bugün artık kullanılmayan bir isim olan “Altıçay Sokağı” isminin de bu dönemde; yani Boyacı Deresi’nin geçtiği dönemde, derenin bir bölümüne Türkler tarafından verilen bir isim olduğunu düşünüyorum. Burada vermek istediğim örnek şudur: Yüzyıllar içinde kentin topografyasında ve fiziki görünümünde saptayabildiğimiz veya saptayamadığımız birçok değişiklik meydana gelmiştir. Özellikle son zamanlarda kentin yoğun göç baskısı altında kaldığı şu son 50 yılda bile birçok dere ve çay yatağı ortadan kalkmıştır. Örneğini verdiğim Boyacı Deresi’nin ortadan kalkarak adının bile kentin belleğinden silinmesi gibi…

Şimdi gözümüzün önüne Kemer Çayı’nı getirirsek ve bu çayın Kemerköprü kısmından sonrasını düşünürsek şöyle bir gerçek ortaya çıkar; bir yandan, Boyacı Deresi’nin Kemer Çayı’ndan ayrıldığı noktadan (yaklaşık olarak!) Vasıf Çınar Bulvarı’ndan denize döküldüğünü düşünelim; diğer yandan ise Kemer Çayı’nın Kemerköprü’den sonra devam ederek iç körfezde denize döküldüğü ağzı düşünelim; böylece, Boyacı Deresi, Kemer Çayı ve iç körfeze kıyısı olan kara parçası bir ada oluşturmaktadır. Söylemek istediğim; bu dere kolunun kapatılmasıyla İzmir şehir içindeki çok değerli olan bir adasını yitirmiştir.

– Meles ve Homeros Mağaraları üzerine seyyahların gözlemleri nedir?

– Şimdi günümüzden biraz geriye gidelim ve erken bir dönemde yani 19. Yüzyıl başı ve ortasında bölgeyi inceleyen Otto Friedrich von Richter (1815) ve William John Hamilton’un (1836) inceleme ve gözlemlerine göz atalım. Bornova Çayı kıyısındaki Homeros Mağaraları’nı erken dönemde ziyaret eden seyyahlardan biri Otto Friedrich von Richter’dir. Yazar, diğer araştırmacılara ve başta Spon’a muhalefet ederek Spon’un Kemer Çayı’nı Melez olarak tanımlamasının aksine, Bornova Çayı’nı Melez olarak tanımlama cesaretini göstermiştir. Richter 1816 yılında 24 yaşındayken İzmir’de hayata gözlerini yummadan bir yıl önce mağaraları ziyaret eder. Yolculuğun ne kadar zorlu olduğu her kelimesinde hissedilen yazar bize izlenimlerini şu cümlelerle kısaca aktarır:

 “ …20 Temmuz (1815) sabahı kayıkla Bornova İskelesi’ne gittim. İki eşek ve bir rehber kiralayarak, kısmen zeytinlik, kısmen çalılık ve arada sırada da iğne yapraklı ağaçların bulunduğu Melez Vadisi’nin kayalıklarına çıktım. Mermer yataklarının bulunduğu noktada, insan eliyle açılması mümkün olmayan beş küçük mağara vardı. Bu mağaralar, Homeros Mağaraları olarak anılıyor. En tepede bir mezar oyulmuştu. İyi bir öğle yemeğinden ve onun ayrılmaz parçası öğle uykusundan sonra eşeğe atladığım gibi Sipylos’un taşlı yollarına vurdum.”

Özellikle Eski Smyrna’nın yerini saptama konusunda önemli bir yere sahip olan İngiliz Jeolog William John Hamilton, Melez’in hangi çay veya dere olduğu, Homeros’un yaşadığı varsayılan mağaraların nerede olduğu konusunu bir bilim adamının titizliği ile ele almakta ve birçok konuda yaptığı gibi bu konuda da tutarlı sonuçlara ulaşmaktadır. Gerek Eski Smyrna alanını gerekse Melez Vadisi’ni ayrıntılı bir incelemeye tabi tutan yazar, jeolog olmasının avantajlarını da kullanarak tezlerini sağlam temellere oturtmaya çalışmıştır. 

– Şükrü Tül ve Hasan Malay’ın Meles üzerine görüşlerine gelirsek…

– Şükrü Tül’ün Melez’e ilişkin düşünceleri ise şöyledir:

“Öte yandan Homeros’un doğum yerinin kanıtı olan Meles Irmağı başka bir tartışmaya konudur. Strabon’un tanıklığıyla da Meles Irmağı Smyrna kentinin surları dibinde akmaktadır (Strabon, Geographika, Kitap XIV, C 646-37). Üstelik Strabon, Smyrna adının hiç geçmemesi gibi, Homeros destanlarında Meles Irmağı’nın adının da hiç anılmadığını saptamıştır (Strabon, Geographika, Kitap XII, C554-27). Smyrna kentinin coğrafyasındaki ırmak, 17. Yüzyıl’dan beri ilgi odağıdır. Önerilen Kadifekale’nin doğusundan akmakta olan ve İzmir Körfezi’ne inen Kemer Çayı ise yanıltıcıdır. Eski Smyrna’nın konumu nedeniyle de çoğu kez Bornova üzerinden gelerek, İzmir Körfezi’ne doğu yakasından katılan akarsu da Meles varsayımı ile tanımlanmıştır. Bornova Merkez Camisi’ne İzmir’in en önemli ve verimli su kaynağı Halkapınar’dan getirilerek kullanılan mermer bir yazıt ise Meles’in yerini duyurmasıyla kuşkuları buraya çevirir. Halkapınar, deniz düzleminde bir göl ve yavaş akışlı kısa bir yataktan oluşan niteliğiyle tartışmaların en sağlıklı karşılığıdır.”

Hasan Malay, antik dönem kaynaklarını referans vererek Melez’in yeri konusuna giriş yapar. İlk kaynağı, İ.Ö. 6. Yüzyıl’a dayanan ve Artemis’e ilahi olarak adanan anonim bir şiirdir, “atlarını kamışların arasına gömülmüş Meles’te suladıktan sonra, altından yapılmış arabasını Smyrna üzerinden asmalarla kaplanmış Klaros’a doğru sürdüğü” ifade edilmektedir. İkinci kaynağı ise Strabon’un, “Smyrna’nın yanıbaşından akan Meles” ifadesidir. Bir diğer önemli kaynak ise Pausanias’a dayanır. Pausanias’ın bu konuda iki aktarımı vardır. Birincisi Büyük İskender’in rüyasının tabirine dayanan kahin yorumudur: “Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos’a yerleşecek o insanlar üç kat, dört kat daha mutlu olacaklar.” Yine Pausanias’a göre Smyrnalılar, “pek kaliteli suyu olan ve kaynaklarında Homeros’un şiirlerini yazdığı bir mağara bulunan Meles’in sahipleri”dir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ilk örneğin Tepekule Smyrna’ya, diğer iki örneğin ise İskender sonrası kurulan Smyrna dönemine dair olduğudur. Malay’ın diğer verdiği örnekler (Filozof Flavius Philostratos, Sofist Himerios, Kymeli Ephoros ve Ozan Statius) ve Cecil John Cadoux’nun varsayımı en azından Hellenistik ve Roma dönemlerinde Melez olarak günümüzdeki Halkapınar Çayı’nın anıldığını ve bu ismin Tepekule Smyrnası’nın yakınlarındaki eski Melez adının buraya taşınması sonucu ortaya çıktığını ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, Melez, Smyrna’nın surları yakınından akmaktadır, saptaması ve Pausanias’ın, “kaynaklarında Homeros’un şiirlerini yazdığı bir mağara bulunan Meles’in sahipleri” ifadesi sonuç çıkarmakta yol gösterici olacaktır. Öncelikle Homeros uzmanı Joachim Latacz’ın ozanın yaşadığı dönem olarak İ.Ö. 770-700 yılları arasını verdiğini de bir yere not etmek gerekecek. Ekrem Akurgal’ın Melez’in Tepekule Smyrnası’nda olması gerektiği saptaması da sonuca ulaşmakta yararlı olacaktır. Çünkü Halkapınar Çayı’nın denize ulaştığı noktanın 2500-2800 yıl önceki halini ve dolayısıyla denizin ne kadar içeride olduğunu bilemiyoruz. Yakın zamana kadar bölgenin bataklık olması çayın nerdeyse denizle iç içe olduğunu göstermektedir. 

Buna göre tezim şudur: Melez Çayı, Eski Smyrna yakınlarındaki Bornova Çayı olmalıdır. Malay’ın da katıldığı Cadoux’nun tezi olan Halkapınar Çayı, İskender sonrası kurulan Smyrna ile birlikte Smyrnalılar’ın belleğinde kaybolmamış olan Melez adı taşınarak Yeni Smyrna yakınlarındaki Halkapınar Çayı’na verilerek çayın ve ozanın adı yeni kurulan şehirde sikkelerin dışında da yaşatılmıştır. Hatta burada Aristoteles Marie Fontrier’in tezine de yer vermek isterim, ki bu tez Strabon’un tasvirine de en yakındır. Fontrier’e göre şehir surlarının dibinden akan çay, Kemer Çayı’nın üzerindeki Kemerköprü’den ayrılarak Tabakhane ve Boyacı gibi adlar alan dere Melez’dir!

Yeşildere/Kemer Çayı’nın asıl adının, Baron Anton Prokesch von Osten’in de ilk olarak 1820’lerde ifade ettiği ve son tiyatro kazılarında da ortaya çıktığı gibi, Kaleon olduğunu biliyoruz. 1675 yılında Jakob Spon, Strabon’un Melez tarifinden yola çıkarak Yeşildere’yi Melez olarak nitelemesi, bu çayın bu tarihten itibaren üçüncü bir Melez olarak anılmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak, Eski Smyrna’nın lokasyonu ve Homeros’un yaşadığı dönem göz önüne alındığında, isimlerin taşınma geleneği düşünüldüğünde, eğer Homeros diye biri yaşamış ise,  Bornova Çayı’nın kaynağının yakınlarında bulunan mağarada (mağara ifadesini Pausanias kullanmıştır) yaşayarak şiirlerini yazdığını ve bu çayın da (literatüre dünyanın en eski köprüsünün [İ.Ö. 850] üzerinde yer aldığı şeklinde giren ve Kemer/Yeşildere Çayı’nı Melez olarak kabul ederek adı geçen köprüyü Kemerköprü’ye lokalize eden görüşün aksine) Melez Çayı olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

Belki de son sözü Malay’a bırakmakta yarar var:

“İzmir’in popüler kültüründe Kemer (Yeşildere) Çayı’na Meles adı verilmektedir. Günümüzde ne yazık ki Halkapınar’ın zengin pınarları kuruduğu ve Halkapınar Çayı artık can çekiştiği için, bu özdeşleştirme hem çok doğaldır ve hem de Meles adını yaşatmak bakımından belki doğrudur. Ama doğru olmayan, İzmir tarihi üzerine yapılan bilimsel araştırmalarda Meles-Kemer özdeşleştirmesini sorgulamaksızın kabul etmektir.”

– Ben “Meles” derken siz “Melez” dediniz.

– Melez bizde her iki halde de kullanılıyor: Meles olarak da Melez olarak da kullanan var. Melez olarak yani “z” harfi ile özellikle söylüyorum. Çünkü Türkçe’nin ses dizilimine daha uygun olduğunu düşünüyorum. Örneğin Smyrna adını dönüştürürken de İsmir değil İzmir olarak dönüştürmüşüz. Araplar da örneğin Yasmir değil Yazmir olarak dönüştürmüşler… Kapalı hecelerde “z” sesini çıkarmak daha kolaydır. Bir başka durum da Batı dillerinde Meles ve dolayısıyla Melesigenes (Homer’in babasının Melez olduğu için söylenen Melezoğlu) yazımlarıdır. Örneğin Almancada da “s” ile yazılır. Ancak Almanca’da “s” harfi “z” sesi vermektedir. 

– Sevgili İlhan Pınar, teşekkür ederim.

(Fotoğraf: Atilla Özdemir)