Tembel Öğrenci

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 10 Eylül 1922 günü ziyaret ettiği, Namazgah semtindeki tarihi Misakı Milli İlkokulu öğrencisiydim. 1967 yılıydı. Sınıfımızdan bir kız arkadaşımla birlikte Kızılay koluna seçilmiştim. 9 Eylül İzmir’in kurtuluş gününde Kızılay’a bağış toplamaya çıkmıştık. 

Kız arkadaşımın boynunda Kızılay kumbarası asılıydı. Benim elimde bir demet kağıt Türk bayrağı ve toplu iğne bulunuyordu. Anafartalar Caddesi üzerinde 9 Eylül çoşkusunu yaşayan vatandaşlar kız arkadaşımın taşıdığı kumbaraya para atıyordu, ben de yakalarına toplu iğneyle kağıt bayrak iliştiriyordum.

Öğretmenim, o gün Basmane’de Oteller Sokağı başında oturan Kurtuluş Savaşı Gazisi İsmail Akıncı’ya uğramamı tembihlemişti. İsmail Amca’nın kaldığı eski konaktan bozma butik otelin önünde Kurtuluş Savaşı’na katıldığı söylenen bir kağnı arabası dururdu. İsmail Amca’ya uğradık, elini öptük, ondan “düşmanı nasıl denize döktüklerini” dinledik. 

Epey bağış toplamış, bayrak iğnelemiştik, artık okulumuza dönelim istedik. İsmail Amca’yla vedalaştık. Çorakkapı Camisi’nin yanından Anafartalar Caddesi’ne girdiğimizde İzmir’in kurtuluş gününü kutlayan kalabalığı gördük. Caddeye çıkmadan Fettah Camisi’ne giden Tekke Sokağı’na girdik, oradan okulumuza yöneldik. 

***

Okuldan söz etmişken… 

Sınıfımız 30 kişilikti. Kadın sınıf öğretmenimiz iki öğrenciden hoşlanmazdı. Onlardan biri bendim, diğeri de hemen yanımda oturan sıra arkadaşım Osman’dı. 

Haylaz bir öğrenciydim. On dakikalık teneffüslerde okul bahçesinde oynayan kız öğrencilerin oyunlarını bozardım. Kayrak taşlarını alır, okulumuzu ayıran istinat duvarından Agora ören yerine fırlatırdım. 

Ders zili çalıp da sınıfa girdiğimizde oyunlarını bozduğum bu öğrenciler benden şikayet ederlerdi. Benden şikayet etmeyen tek arkadaşım sıra arkadaşım Osman’dı herhalde.

Şikayetlerden bunalan öğretmenimiz zaman zaman şiddete başvururdu. Bir gün öğretmenimiz 50 santimetrelik cetvelle ellerime vurmak üzereyken okul müdürünün aniden sınıfa girmesiyle kurtulmuştum. Müdür Bey öğretmenimize kızmış, fena azarlamıştı.

***

Sınıftaki “tembel” denebilecek birkaç öğrenciden biriydim. Okuma fişlerini, dövizlerini bir türlü okuyamıyordum. Öğretmenimiz okumayı, yazmayı öğrenemeyişime içerler, kızardı.

Öğretmenimin beni, benim de öğretmenimi sevmediğinden olabilir, okumayı, yazmayı bir türlü sökemiyordum. Öğrenemediğime üzülürdüm, sıkılırdım, bundan ötürü sık sık burnum kanardı.

Sınıfımızda iki üç “tembel” öğrenci bir “çalışkan” öğrencinin yanına verilir, onun alfabedeki harfleri öğretmesi beklenirdi. Sınıfımızın tek zenci kız öğrencisi bana alfabeyi öğretmekle görevlendirilmişti. Annesi okulumuzda görevli bu arkadaşım da alfabeyi öğretmekte başarılı olamamıştı.

***

O sıralar tütün işçisi annemle şimdilerde restore edilen “Mavi kortejo” denilen tarihi Bisküvitçi İbrahim Aile Evi’nde, tek göz odada kalıyorduk. Annem okul mezunu değildi. Benim okumayı yazmaya öğrenememe, sıkılmama üzülür beni teselli ederdi. 

1925 doğumlu, 2008 yılında hayata veda eden annem yeni alfabeyi hiç bilmiyordu. “Elif, be, te, se, cim” diye eski alfabe harflerini öğretmeye çalışırdı. Hiç olmazsa onları öğrenirsem sınıf öğretmenimin bana daha iyi davranacağını düşünüyordu herhalde. 

Rahmetli annem benim İzmir’de okumayı öğrenemeyeceğimi kanaat getirmiş olacak ki, beni alıp memleketimiz Simav’a götürdü. Mahallemizdeki Cumhuriyet İlkokulu’na yazdırdı. Cumhuriyet İlkokulu’ndaki sınıf öğretmenim Mustafa Kalkan’dı.

Yeni okulumdaki sınıfımda herkes okuyup yazabiliyordu. Okuyup yazamayan bir tek ben vardım. Mustafa öğretmenimin ilgisiyle, sevdirmesiyle kısa zamanda okuyup yazmayı öğrendim ve diğer sınıf arkadaşlarımın seviyesine eriştim.

(Osmanlı döneminde Şeyh Bedrettin Sübyan Okulu olduğunu sonradan öğrendiğim okulumuzun adı 1993 yılında değiştirildi, Yusuf Koyuncuoğlu İlkokulu oldu. Mustafa Kalkan öğretmenimiz 2010 yılında, 105 yaşında İzmir’de vefat etti. Allah rahmet eylesin.)

***

1971 yılında ilkokuldan mezun olup memleketim Simav’dan mevsimlik tütün işçisi annemin yanına, İzmir’e döndüm. Bana emek veren, ders çalıştıran, bana alfabeyi öğretmeye çalışan zenci kız arkadaşımı arayıp sorduğumda ailece Belçika’ya göç ettiklerini öğrendim. 

Namazgah semtinde ve çevresinde yaşayan çok sayıda zenci vatandaşımızın genellikle Sudan kökenli olduklarını biliyorum. Ve okur yazar olan kültürlüleri genellikle İstanbul’dan Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilen aileler olduklarını öğrendim.

***

İzmir’deki ilkokulumun 1940’lı yıllardaki fotoğrafını paylaştım. Osmanlı döneminde “Namazgah Mektebi” ismiyle 1879 yılında öğrenime başlamış. 27 Ağustos 1980 günü, ben askerdeyken yandı. Arsası 1985 yılında yan tarafındaki Agora Ören Yeri’ne katıldı. Okulum, şu gün ören yeri içinde arkeologların çalışma barakalarının olduğu yerdeydi.