Nezihe Muhiddin ve Bir İzmir Öyküsü: “Ay ve Genç Kız”

“Yaprak Zihnioğlu’nun emeklerine, alınterine saygıyla”…

İzmir Basın Tarihi (2019) [1] çalışmam sürecinde karşıma çıkan, nicedir bilgisayarımda duran, kendisiyle ilgilenmemi bekleyen, bir İzmir öyküsü! Yazarı, Nezihe Muhiddin… Okurlarımızın ne kadarının bu adı duyduğunu, etkinliklerine, yapıtlarına ilişkin bilgilerinin olup olmadığını değerlendirmem oldukça güç!.. Bu kuşkucu yorumumun nedeni, Nezihe Muhiddin, siyasal tarihimizden, kültür tarihimizden adı silinmeye çalışılmış, resmi tarihimizin yok saydığı, görmezden geldiği bir kahraman” diye vurgulayan bir tümce! Ülkemiz “kadın hakları tarihinin” bu seçkin öncüsü, eylemcisi Nezihe Muhiddin’in (1893-1958) İzmir günlerine ışık tutan öyküsünü sizlerle paylaşacağım.

19. Yüzyıl’da, sanayi devriminin bütün dünyayı sardığı günlerde, kadın-erkek eşitsizliğiyle, erkek egemen düşünceye karşı çıkan, işgücü olarak ezilen, sömürülen kadınların “kimlik” kavgasını veren “feminizm”in sesi, Osmanlı’dadüşünsel olarak ilk kez Terakkî-i Muhadderât [2] (İffetli, namuslu kadının, Müslüman Kadın-/-ın İlerlemesi) gazetesinin Haziran 1869’daki yayınıyla duyulur.

1869’dan 5 /11 Aralık 1934’e, ülkemizde, “Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkının Verilişi Yasası”nın kabulüne değin yaşanan sürecin özelliklerinden burada söz etmeyeceğim. Elbette feminizm ve kadın hakları açısından Tanzimat’tan Cumhuriyet’in ilk on yılına uzanan sürece ilişkin yapılan araştırmalar bizlere oldukça geniş bilgiler veriyor. 65 yılı bulan bu dönemde, feminizmi ve kadın haklarını savunan, her biri farklı özellikleriyle seçkinleşen kadın kahramanlarımızın kimilerinin adlarını burada anmak isterim: 

Fatma Aliye Topuz (1862-1936) ile Emine Semiye Önasya (1864-1944) kardeşlerin, Halide Edip Adıvar’ın (1882-1964), Nakiye Elgün’ün (1882-?), Müfide Ferit Tek’in (1892-1971), Nezihe Muhiddin Tepedelenligil’in (1893-1958), Nuriye Ulviye Mevlan-Civelek’in (1893-1964), Sabiha Sertel’in (1895-1968), Şükûfe Nihal Başar’ın (1896-1973), Afife Jale’nin (1902-1941) adlarını sıralarken bu listeye eklenecek onlarca öncü kadınımızın yanında erkeklerimizin [3] de olduğunu biliyoruz. 

Nezihe Muhiddin kim mi?

Şimdi, öykümüzün yazarı / kahramanı “Nezihe Muhiddin kim?” [4] diye soran okurlarımız için bu ilginç kadının kısaca yaşam öyküsünü aktarıp 1916 yılının Ocak-Şubat aylarından başlayıp İzmir günlerini araştıralım.

Çok yakın dönemde, kimliği, çalışmaları gün yüzüne çıkarılmış örnek bir kadınımız Nezihe Muhiddin! Bugün, onun önemini, değerini, çalışmalarını, eylemleriyle biliyor, tanıyorsak, bu bilgileri, Yaprak Zihnioğlu’nun [5] araştırmalarına borçluyuz. 

İstanbullu, varsıl, eğitimli bir ailenin kızı Nezihe Muhiddin. Döneminin modası diyelim, evde, özel öğretmenlerden ders alarak yetişmiş, dışarıdan sınavlara girerek 1909 yılında fen dersleri öğretmeni olarak kız (Dâr-ül-muallimât) ve erkek (Dâr-ül-muallimîn) öğretmen okullarında öğretmenlik, İttihad ve Terakki Kız Sanayi Mektebi‘nde müdürlük yapar. Öğretmenlik ve yöneticilik günlerinde, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği‘nin kuruluşunda, yönetiminde (1912-1923) görev üstlenen Nezihe Muhiddin, feminizm üstüne / kadınların hakları için verdiği konferanslarda, toplumsal koşullara göre “kadınlarımızın durumlarını” sorgular.

1911’den 1922’ye, toplumun neredeyse bitmeyecek duygusunu yaşadığı savaşlar içinde, kadınların kurtuluşuyla ülkenin siyasal ve ekonomik kurtuluşunun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini savunur Nezihe Muhiddin. Vakit, İkdâm, Peyâm-ı Sabah, Âtî, İleri, Hanımlara Mahsûs Gazete, Kadınlar Dünyası, Edebiyât-ı Umûmiyye Mecmûası, Süs, Kadın Yolu vb. gazete ve dergilerinde yayınlanan makaleleriyle, öyküleriyle, İstanbul’un siyasal ve kültürel ortamında kadınlarımızın, açık adlarıyla ya da kadın takma adlarıyla yazılar yazan erkeklerin hayranlığını kazanan Nezihe Muhiddin, Osmanlı’da kadın hareketinin gerçek bir öncüsü olur. 

1911 yılında, ilk romanı, Şebâb-ı Tebâh‘ı [Tükenen / Kaybolan Gençlik] yazan Nezihe Muhiddin’in, Yaprak Zihnioğlu’nun Ferit Ragıp Tuncor’dan aktardığı bilgilere göre, “yirmi romanı….. üçyüz kadar öyküsü, sahnelenmiş piyesleri, operetleri ve filme alınmış senaryoları” olduğu düşünülüyor bilgisini aydınlatan son araştırmalar, “Zelzele, Bir Rüya Gördüm, Florya ve Kadınlar Kulübü” adlı oyunlarının varlığını bizlere öğretiyor. [6]

Kurtuluş Savaşı sonrasında, daha Cumhuriyet Halk Fırkası‘nın kurulmadığı, Ankara Hükümeti’nin yönetiminde, Cumhuriyet’in siyasal bir yönetim olarak kurulmadığı Türkiye’de, Nezihe Muhiddin ve arkadaşları, 15 Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası‘nı kurarlar. Partinin kuruluş belgeleri, İstanbul valiliğinden İçişleri Bakanlığı’na iletilir. Kadınlar Halk Fırkası‘nın kuruluş başvurusu, basında, Ankara Hükümeti’nde ve Meclis’te, ilginç tartışmaları da beraberinde getirir. Kadının bir yurttaş olarak benliğini bulup erkekle eşit haklara sahip olması gerektiğine duyulan inançla yapılan bu girişim, gerçekte Ankara’da şaşkınlık yaratır. Erkeklerden oluşmuş Meclis, kadınlara siyasal kimlik ve vatandaşlık haklarını vermek düşüncesinden oldukça uzaktır. Bolu mebusu Tunalı Hilmi Bey’in kadın hakları üstüne yaptığı konuşması protestolarla, alaylarla karşılanır.

Kadınlar Halk Fırkası‘nın kuruluşuna, Hükümet, sekiz ay sonra, “ba‘zı esbâb-ı mülâhazât” (bazı düşünceler) nedeniyle onay vermediğini açıklar. Siyasal parti uğraşının savunucuları, öncüleri kadınlarımız, bu örgütlenmeyi siyasal isteklerinden vaz geçerek, bir derneğe dönüştürürler: Kadın Birliği (Türk Kadınlar Birliği) kurulur (7 Şubat 1924). Türk Kadınlar Birliği, görüşlerini, Kadın Yolu / Türk Kadın Yolu Dergisi’yle açıklarken siyasal tartışmalara girmeden, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Cumhuriyet yönetimini, ülkenin toplumsal yaşamına yön verecek adımları atarken destekler. Eğitim birliğini sağlayan Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu’nun (3 Mart 1924) çıkarılışı, Teşkîlât-ı Esâsiyye Kanunu’nda yapılan bir düzen-lemeyle, ilköğretimin, kız-erkek herkes için zorunlu oluşunun kabulü önemli adımlardır. Şapka ve Kıyafet Kanunu’nu (25 Kasım 1925) Medeni Kanunu’nun kabulü (17 Şubat 1926) izler. Kadınların ilk kez oy kullanma ve aday olma hakkı, Belediye Kanunu (3 Nisan 1930) ile gerçekleşir. Kadınlarımıza, 5 / 11 Aralık 1934’te yapılan anayasa değişikliğiyle, milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilir. 8 Şubat 1935’de yapılan milletvekili seçimlerinde 18 kadınımız milletvekili seçilir.

Cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı bu düzenlemeleri 1908 Meşrutiyet Devrimi sonrasında gündeme getirip düşünen, tartışan, arkadaşlarıyla Kadınlar Halk Fırkası‘nın kurup kavga veren Nezihe Muhiddin, acıdır, ülkemiz kültür tarihinin, siyasal tarihinin sayfalarında görülmez! [7] Bir el, onu bu sayfalardan silmiş, yok etmiş gibidir! [8] Özellikle 1930 sonrası, Türk Kadınlar Birliği‘ndeki gruplar arası çekişmeler, tartışmalar, suçlamalarla başlayan süreçteki ihracı, Serbest Cumhuriyet Fırkası bağlantısı, Cumhuriyet bürokrasisiyle düşünsel yönden uyuşmayışı sonrasında Nezihe Muhiddin’in içe kapandığını, edebiyat çalışmalarına yöneldiğini, birbiri ardına öyküler, romanlar, oyunlar yazdığını görürüz. [9] Ancak, bu romanlar da yazınsal açıdan pek gündeme gelmez.

Bugün, Nezihe Muhiddin’in 1909-1958 yıllarını içeren ayrıntılı bir yaşam öyküsünden yoksunuz. Varlığı, çalışmaları görmezden gelinen bir yaşamın akışında, onun “yalnız ve unutulmuş bir durumda”, bir akıl hastanesinde (?), 10 Şubat 1958’de öldüğünü biliyoruz. [10]

Nezihe Muhiddin İzmir’de…

“Kız Hayat Mektebi, İzmir Hilâl Sultanisi müdürlüklerinde bulundu.” tümcesi, Kadınsız İnkılap‘ı (2003) okuduğum günlerden belleğimdeydi. Bu tümce, beni, Sadiye Tutsak’ın doktora çalışması (1997) olan İzmir’de Eğitim ve Eğitimciler (1850-1950) [11] kitabındaki bilgilerle buluşturdu: 

“Hilâl İnas Sultanisi Mektebi: Vali Rahmi Bey’in desteğiyle 1915 yılında kızlara ait 12 sınıflık bir Sultani Mektebi tesis edildi. İstanbul İnas Nehari Sultanisi Müdiresi Nezihe Muhiddin Hanım, Hilal Sultani Müdireliğine tayin edildi.1915 yılı Kasım ayında yeni görevine gelmek üzere İstanbul Sultanisi Müdireliğinden ayrıldı. Fakat Nezihe Muhiddin Hanım yerine 1916 yılı Ocak ayı başında Hilal İnas Sultani Müdireliğine Alman asıllı Fon Venik Hanım başladı. Daha sonra Mektep Müdireliğine Nezihe Muhiddin geçmiştir. 1918 yılı Ocak ayında Vilayet İdare Meclisi, Nezihe Hanım’ı ‘istihdama mani bulunduğu’ için Vali Rahmi Bey tarafından görevinden azledildi. Fakat İstanbul Meclis-i Kebir-i Maarif, Aydın Vilayetine gönderdiği tahriratla Nezihe Muhiddin Hanım’ın sebepsiz yere azledildiğini, bu yüzden görevinin kendisine tekrar iade edilmesini istedi.”

Bu bilgiler, Nezihe Muhiddin‘in, Aralık 1915 – Ocak 1918 arasında, iki yıl iki ay kadar İzmir’de çalıştığını gösteriyor! Nezihe Muhiddin’in yaşadığı İzmir günleri, I. Dünya Savaşı’nın en yoğun yaşandığı ve pek araştırılmamış bir dönemidir! İzmir ve çevresi, işgal tehdidi altında, İngiliz savaş gemileriyle, uçaklarıyla bombalanmaktadır! Tarihsel süreç, adım adım İzmir’in işgaline doğru hızla ilerlemektedir.

1909 – 1915 yıllarında, kadınları aydınlatmak için büyük uğraşlar veren, gazete ve dergilerdeki yazılarıyla, konferanslarıyla İstanbul’da oldukça ünlenen, özellikle de Balkan Savaşı sürecinde yönetici olarak görev yaptığı okullardaki çalışmalarıyla, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği‘ndeki etkinlikleriyle tanınan Nezihe Muhiddin’in İzmir günleri çözümü zor soruları da beraberinde getiriyor. Örneğin, İstanbul’dan İzmir’e neden tayin ediliyor? Acaba, kadın hareketindeki popülerliği nedeniyle, İttihat Terakki yönetiminin bir propaganda, reklam aracı olarak mı İzmir’e gönderildi? Dönemin ünlü İzmir valisi İttihatçı Rahmi Bey’in (29 Eylül 1913-24 Ekim 1918) [12] bu atamada bir etkisi, payı var mı? İki yıldır İzmir’de görev yapan bir müdürün, görevini yapmasına engel olan durumu ne? Vilayet İdare Meclisi, yapılan bir şikâyet sonucunda, görev yapmasına ilişkin “yetersiz bir durumunu” mu buldu? Vali Rahmi Bey tarafından görevinden uzaklaştırılan, sonuçta “sebepsiz yere azledildiği anlaşılan” Nezihe Muhiddin, görevine döndü mü? Yanıtsız benzer sorularla Nezihe Muhiddin İzmir günlerini nasıl geçirdi? Bu yerinde duramayan, kadın hareketinin öncüsü, “Buca Hilâl Mektebi Müdiresi” olan bir kadının İzmir’de boş durmayacağını düşünerek İzmir günlerini nasıl geçirdiğini bilmiyoruz! Özellikle kadın hareketine ilişkin makaleleriyle yazınsal ürünlerinin saptanması için İzmir gazetelerinde, dergilerinde yapılacak bir araştırmayla Nezihe Muhiddin’in İzmir günlerindeki belirsizliklerin giderileceğine inanıyorum! 

Bu arada, Nezihe Muhiddin’in İzmir’e bir daha gelip gelmediğini [13] şimdilik bilmesek de “Asabiyye Mütehassısı” olan erkek kardeşi Dr. Faik Muhiddin Adam‘ın (1900-İstanbul / 30 Ekim 1946-İzmir) [14] uzun bir süre İzmir’de çalıştığını, ölümünden sonra da adının II. Beyler Sokağı’na ve Karşıyaka’da bir ilkokula verildiğini biliyoruz: (Dr. Faik Muhiddin Adam İlköğretim İlkokulu, Karşıyaka Dedebaşı Semti, 6011/5. Sokak No:1’de).

Bugün, İzmir’den kesin olarak ne zaman ayrıldığını bilmesek de Nezihe Muhiddin‘in 1918 yılında İstanbul’da olduğunu, Âtî Gazetesi‘nde, Edebiyât-ı Umûmiyye Mecmûası‘nda yayımlanan makalelerinden anlıyoruz. [15]

Nezihe Muhiddin ile Muallim Dergisinde Karşılaşmak: “Ay ve Genç Kız”

İzmir Basın Tarihi [16] kitabımı hazırlarken İzmir’de çıkan dergiler, araştırmamın önemli bir bölümünü oluşturdu.1884-1928 yılları arasında, Nevrûz‘dan Fikirler‘e, yayımlanan 34 dergiden, içerikleri özellikle sanat, edebiyat, gülmece olan 21 dergiyi tanıtmaya çalıştım. Kitabımın sayfa sınırlarını da düşünerek edebiyat ürünlerine yer verseler de kimi dergileri değerlendirmeye alamadım. İşte değerlendirmeye almadığım dergilerden birisi de Muallim [17] Dergisi. Adı üstünde öğretmenlere, öğrencilere seslenen bir dergi. Başlığının hemen altında da “Edebî, ilmî, fennî, musavver risâledir” açıklaması yer alıyor. Dönemin birçok dergisinin adının altında benzer tanımlar var. Baskı tekniğine göre de “musavver” (resimli) olup olmadığı belirtiliyor. 

Muallim Dergisi’nin yönetim merkezinin Milli Kütüphane oluşu yanında kurucusu Mahmud Mâcid’i -şimdilik- tanımasak da kız kardeşi Hatice Bâise Hanım’ın, II. Meşrutiyet sonrasında kentimiz gazetelerinde yazan Cevriye İsmail, Hasene Nalân, Benal Nevzat gibi kadın haklarının savunucusu kadın yazarlarımızdan olduğunu vurgulamalıyız. 

Muallim Dergisi’nin içeriğine şöyle bir göz atınca, örneğin, “Manisa İdâdîsi muallimlerinden M. Nuri’nin Manisa’nın Tarihi” yanında hemen her sayıda süren “Mahmûd Mâcid’in “Musavver Tarih-i Timur” dizi yazısını, Halil Zeki’nin, “Terbiye-yi Etfâl Bilhassa Kızların Terbiyesi” ile “Genç Kızların Hissiyâtı”, Medenî Beğ’in “Şark’da Kadınlık”, “Bizde Mektepler”, Terbiye-yi Bedeniyye Muallimi M. Nuri Beğ’in “Hanım Kızlara Jimnastik Nasıl Yaptırılmalı”, Anadolu Gazetesi sahibi Haydar Rüştü Bey’in, “Müdâfaa-i Milliyyenin Mesâisine Bir Nazar” makalelerini, “Selim Sırrı Beğ’in konferansları”nı, F.N.’nin “Mitralyözler” yazısını, İskender Fahreddin’in “Millete Emânet” adlı bir piyesini, B.N.’nin “Mekâtib-i Gayr-i Müslime ve Türkçe Tedrîsâtı” vb. eleştiri yazılarıyla Tokadizâde Şekîb, İzmir Mevlevi Şeyhi Nureddin, Hatice Bâise, Hayrünisa Şefik, Meliha Hanım vb. çoğu kadın şairin, Servetifünun şairlerinin kötü kopyası aşk şiirleri yanında notalarıyla okul şarkılarını, her sayıda öğrencilerin ilgi gösterdikleri ikramiyeli bilmece sayfalarıyla İzmir fotoğraflarını görürüz.

İşte İzmir Basın Tarihi kitabımın hazırlığı sürecinde, Muallim Dergisi’ni incelerken Nezihe Muhiddin’in “Ay ve Genç Kız” öyküsüyle karşılaştım. Bu aşk anlatısını, mitolojiden beslenen bir birikimin ürünü, bir deneme olarak değerlendiriyorum. Servetifünun edebiyat anlayışının bir yansıması olan, Arapça ve Farsça sözcüklere boğulmuş bu denemeyi, bilerek açıklamaya çalışmadım. Biraz zorlansanız da bir genç kızın aşkının simgesel (alegorik) anlatımını seveceğinizi düşünüyorum. Bir de 1916 yılındaki Türkçemizin yaşadığı sıkıntıları görüp okurken bugün dilimizin anlatım varsıllığını Mustafa Kemal’in dehasıyle gerçekleşen Dil Devrimimize bağlı, inançlı yazarlarımıza borçlu olduğumuzu unutmuyoruz. 

Muallim Dergisi’nin, İzmir’e daha yeni gelmiş Nezihe Muhiddin’i okurlarına tanıtan tümcesi, oldukça ağdalı bir Osmanlıcayla da olsa, onun hem İzmir için önemini hem de yazınsal kimliğini vurguluyor:

*İzmir’in yüksek, nevvâr (nurlu, ışıklı, aydın-/-lık), feyz-efşân (bilimin, kültürün ışığını saçan) nâsıyesi (alnı), Buca Hilâl Mektebi Müdire-i zî-kemâlâtı (Buca Hilâl Mektebi’nin olgunluk sahibi müdiresi) hanımefendinin kıymet-dâr bir eser-i edebiyyeleridir (çok değerli bir yazınsal yapıtıdır):

“Ay ve Genç Kız[18]

Ay nurlu ve beyaz çehresiyle, derya tomurcuklarının ninnisini dinliyordu… Şeffaf gömleğinin üstünde siyah uzun saçları perişân duran genç kızın kâh aşk ve intikam… Kâh huzûz u mestî ile terasda çağırdığı kalb şarkıları, mütemevvic ve elem-dâr nağmelerle ona yas vermişdi…

Genç kız göğsünün sol tarafını göstererek –Bak diyordu… Burada neler saklı olduğunu görüyorsun değil mi? O kadar samimî rûh-âşnâ bir hem-râz mısın ki sana bütün serâirimi… mahremiyyetimi söylemekle teselliyet buluyorum… Başka bir ferdle hasbihâl edemem… Korkuyorum… Korkuyorum… Başımdaki efser-i ismet yerlere düşmesin… Daha gizli bir sesle devâm ediyordu… 

– Dün gece odamda yalnız kalınca bütün mumları yakdım… Saçlarım omuzlarımı siyah ve yumuşak bir kanad gibi okşuyordu… Aynanın karşısında uzun uzun aksimi seyr etdim… Kendimi zulmet perisi Leto kadar rûh-nevâz buldum… Fakat korkuyorum nurlu ay!… Yüzümün harareti pek çabuk solacak… Saf ve genç alnımda belirsiz bir çizgi var. Dikkatli bakılınca derinleşiyor Ve zannediyorum ki bu elem seylanlarının kazıdığı bir yol, kalble münâsebeti olan bir yoldur. Daha dikkat edilirse la’lîn dudaklarımın mağrûr-ı iltivâsına pek yakın, gölge kadar renksiz, bir mecra daha var, bu da gizli gözyaşlarının feyezân eseri olsa gerek… İşte iki hat ki tarâvet-dâr çehreme ifâde-i melâl çiziyor. Fakat ben dudaklarıma gurur iltivâsı resm eden hüsnümün bî-insâf rahnelerinin intikâmını pek güzel alıyorum. Bu vahşi ve haksız kadın hissine ba‘zen bî-günâh olanlarda tesâdüf ediyor, fakat ne yapayım… Sonra ince ve zarif parmaklarını aya uzatarak – Bak diyordu. Tırnaklarımda gördüğün pembe ziyâyı şafakdan ma‘kes bir renk zannetme. Bunların hepsi bir rûh cerîhasının nişânesidir. Gülgûn dudaklarımda ba‘zen zavallı kalblerden fışkıran kan lekeleri de in‘ikâs eder. Ba‘zı o kadar kahhâr ve zâlim olurum ki göğsümde feverân eden müdhiş bir volkanın (s.64) kıvılcımları gözlerime toplanarak karşımdakini yakar ve harâb eder. Ben o zaman dünyaya ateş verdiğinden dolayı, zirve-i cibâlde zencîr-bend olan Promete’nin bir derin feryâdını rûhumda hissederim… Fakat benim enîn-i ıztırâbım ipekli ve nermîn bir setre-i tebessüm altında gizlidir. Omuzlarımdan kopan kahkahaların hepsi birer şehkadır. Ey sevgili bu gece ne kadar munis ve şefîkasın. Bütün günahlarımı ne halîm bir çehre ile dinliyorsun… Geçen akşam senin nûruna çok muhtâcdım. Kalbimde büyük ve donmuş bir damla kan vardı… Çok acı duyuyordum. Nûrundan bir kevser-i şifâ aramak için… İpekli libâsımın solgun yapraklarla yaptığı mûsikiyi dinleyerek hıyâbânın en kuytu bir köşesinde seni bekledim… Fakat sen, etrâfında şehr-âyin yapan yıldızlarla o kadar meşgul idin ki gözlerinde iki sıcak ve berrak yaşla sana bakan mahrum başı görmedin bile… Senin bu lâkaydın rûhuma bir ukde-i beka daha ilâve etmişdi. Gece sabaha kadar beyaz ve tül yasdığımı gözyaşlarımla ıslatdım… Bilir misin? Sevgili ay, geçen sene senin la‘miâtını; aşkın mezc etdiği iki rûh içiyordu. Bizi nûrunla tes‘îd ediyordun… Dünya cennetdi… Cennetin ilk kadını Havva kadar mes’ûddum… Şimdi gözlerimin şu‘lesi sönüyor.

O şi‘r-i sevdâyı okumaz oldu… Rûhumun bekâreti soluyor… İbtika-yı aşkı duymaz oldu. O kadar bîkes ve zavallı kaldım… Kâinâtda hiçbir mahrûmiyeti bu kadar hicrânlı tahayyül edemiyorum… Fakat siyâh saçlarım dâimâ bu ölen ve büyük aşkımın mâtemini taşıyacak…

Genç kız bîtâb başını koluna dayadı… Derin bir ye’s-i şebâbla yorgun daldı… Diana; Kübidonla (Cupidon = Eros) müzehher bir aşk rüyâsı yollarken âteşîn oklarıyla genç sevdalının mâtem-dâr ve siyâh saçlarını tarıyordu.

Nezîhe Muhiddin

*Yunan mitolojisindeki Venüs ün oğlu Eros olan aşk çocuğunun, Roman tanrılarındaki ismidir. Cupidon (fr.) Küpidon (tr).”

Bayraklı Belediyesi’nin vefası

Bayraklı Belediyesi, 15 Aralık 2017 günü Mansuroğlu Mahallesi’nde Metin Oktay Parkı’nı hizmete açtı. Aynı gün parkın içinde kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin Anıtı da açıldı.


Dipnotlar:

[1] Efdal Sevinçli, İzmir Basın Tarihi / Gazeteler, Dergiler, İzmir, İBB Kent Kitaplığı, 2019.

[2] Ali Râşid ile Filip Efendi’nin yönetiminde, İstanbul’da, 23 Kasım 1868 – 3 Ekim 1870 tarihlerinde, 441 sayı çıkan Terakkî gazetesi, basın tarihimizde en çok ek gazete yayımlayan bir süreli yayındır. Osmanlı kadınlarına seslenen Terakkî-i Muhadderât’ın (No.1-48, 15 Haziran 1285 – 20 Ağustos 1286) (27 Haziran 1869 – 1 Eylül 1870) dışında, Türkçe ilk gülmece dergilerimiz olarak bilinen Terakkî (14 Mayıs 1870 – 8 Mart 1871), Terakkî Eğlencesi (16 Aralık 1870 – 10 Şubat 1871) ve Letâif-i Âsâr’ı (1 Nisan 1871 – 3 Ağustos 1872) da gazetenin ekleri olarak yayımlar. Terakkî gazetesi için bkz.:

Hasan Duman, Osmanlı-Türk Süreli Yayınları ve Gazeteleri-1828-1928-II-, Ankara, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Yayını, 2000, ss.831-833.

Âlim Kahraman, “Terakki”, TDV İslam Ansiklopedisi, cilt. 40, TDV Yayınları, İstanbul, 2011, ss. 481- 482.

[3] Kadın hakları üstüne yazdığı makaleleriyle, kitaplarıyla tanınan erkek yazarımız A‘vân-zâde Mehmed Süleyman (1871-1922) için bkz.: Beyhan Kanter, “Meşrutiyet Döneminde Kadın Hakları Savunuculuğunda Gelenekçi Bir Yazar: Avanzade Mehmet Süleyman”, Erdem, sayı:63, 2012, ss.127-151. Döneminin bu ansiklopedist yazarının yaşamı ve çalışmaları üstüne bkz.: Seher Erdoğan Çeltik, Avanzâde Mehmet Süleyman / Kültür ve Edebî Hayatımıza Katkıları, (Doktora Tezi), Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı, 2017.

[4] Ayşegül Baykan – Belma Ötüş-Baskett, Nezihe Muhiddin Ve Türk Kadını 1931, İstanbul, İletişim Yayınları,1999.

[5] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap / Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği, İstanbul, Metis Yayınları, 2013.

Nezihe Muhiddin, Bütün Eserleri-1-2-3-4, Haz.: Yaprak Zihnioğlu, İstanbul, Kitap Yayınevi, 2006. (İlk üç cilt, onaltı romanını, dördüncü cilt ise ulaşılan hikâyeleriyle, makalelerini, yazılarını içeriyor.) Yaprak Zihnioğlu, Nezihe Muhiddin’in yakın arkadaşı, kadın hareketinin öncülerinden, Şükûfe Nihal’in de yapıtlarını yayına hazırlamıştır. Bkz.: Şükûfe Nihal, Bütün Eserleri-1-2-3-4-5, İstanbul, Kitap Yayınevi, 2009. 

[6] Serdar Soydan, “Nezihe Muhiddin: Gökkuşağının altında”,https://t24.com.tr/k24/yazi/nezihe-muhiddin-gokkusaginin-altinda, 2254 // 11 Nisan 2019.

Serdar Soydan, “Nezihe Muhiddin’in ‘kahkahalı büyük komedi’si: Kadınlar Kulübü”, https://t24.com.tr/k24 /yazi/ nezihe-Muhiddin-in-kadinlar-kulubu, 2689 // 23 Mayıs 2020: Serdar Soydan, bu makalesinde bize şu bilgileri veriyor: “Yarım Ay’da dört oyununun adını veriyor. Zelzele, Bir Rüya Gördüm, Florya ve Kadınlar Kulübü. Kadınlar Kulübü dışındakiler basılmamış yahut yayınlanmamış ama üçü de oynanmış. Bir sene sonra Son Posta’da bu oyunlara Şair Nedim’in Aşkları ve Bahar Opereti ekleniyor. Bu iki piyesin oynanıp oynanmadığını dair bir bilgi verilmiyor. 1952 yılına geldiğimizdeyse Nezihe Muhittin oyunlarının onun üzerinde olduğunu söylemekle yetiniyor.” [2] Bu röportajında romanlarının da altmışa yakın olduğunu söylüyor. Yaprak Zihnioğlu’nun yayına hazırladığı üç cilt içindeyse toplam 16 roman var. Yıllar içinde bu üç ciltte yer almayan irili ufaklı yirmi novella/romana ulaştım. (Şöyle bir ayrıntı da vereyim. Nezihe Muhittin, Yarım Ay’daki röportajında 1929’da Muhit dergisinde çıkan “Bir Genç Kız” adlı öyküsünü de –ki taş çatlasın on beş yirmi kitap sayfası tutacak bir metin – roman olarak değerlendirmektedir. Yani onun verdiği altmış rakamını böyle değerlendirmek gerekir.)

[7] Ayşe Hür, “Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası”, Radikal,09.12.2012.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/nisa-taifesi-ve-kadinlar-halk-firkasi-

[8] Bu “görünmez ellerin” yaptıklarına karşı elbette seslerini çıkaran onlarca araştırmacı, sanatçı, yazar, yazdıkları tezlerle, oyunlarla, makalelerle Nezihe Muhiddin’i “dile getiriyorlar”. İşte ilginç bir çalışma, bir oyun: Devrim Pınar Gürbüzoğlu, Türkiye’de Kadın Haklarının Önemli Temsilcilerinden Nezihe Muhiddin ve Bir Model Oyun, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık / Dramaturji Ana Sanat Dalı’nda Lisans Tezi, İzmir, Alt Kitap Ücretsiz E-Kitap Yayınevi, 2013. 

[9] Türkan Erdoğan, Nezihe Muhittin’in Romanlarında Kadın ve Sosyal Değişme (Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi), Ankara, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,1998.

Nilüfer Yeşil, Nezihe Muhiddin, Kadın Gotiği ve Gotik Kahramanlar (Türk Edebiyatı Yüksek Lisans Tezi), Ankara, Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009.

[10] Nezihe Muhiddin’in yaşamöyküsünü, Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği (2013) araştırmasından özetlemeye çalıştım.

[11] Sadiye Tutsak, İzmir’de Eğitim ve Eğitimciler (1850-1950), Ankara, Kültür Bakanlığı Yayını, 2002, s.174. 

[12] Ahmet Mehmetefendioğlu, “Rahmi Bey’in İzmir Valiliği”, DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, cilt:1, sayı:3, 1993,ss.347-370.

İttihatçı Vali Rahmi Bey üstüne ilginç bilgiler için bkz: 

Giles Milton, Kayıp Cennet / Smyrna 1922 Hoşgörü Kentinin Yıkılışı, çev.: Esra Aktuğlu, İzmir, Şenocak Yayınları, 2009, ss.58-69,

[13] “…Taha Toros’un belirttiğine göre, İzmir’de araştırmacılara malzemeleri vermek istemeyen ve kendisinin yayımlayacağını söyleyen bir bayanda, aileden kalan belgeler arasında Nezihe Muhiddin’in kimi mektupları ve notları bulunuyor. Umarım bu belgeler pek yakında günışığına kavuşur.”, Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap,s.268. 

[14] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap, s.269;

[15] Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap, ss.38-39.

[16] Efdal Sevinçli, İzmir Basın Tarihi / Gazeteler, Dergiler, İzmir, İBB Kent Kitaplığı, 2019.

[17] Muallim, No.1-22, 20 Teşrîn-i sânî 1331-16 Şubat 1334 (3 Aralık 1915 – 16 Şubat 1918) .

Edebî, ilmî, fennî, musavver risâledir / risâle-i nîm-mâhidir.

Mahall-i İdâre: İzmir’de Beğler Sokağında Millî Kütübhânedir.

Abone Şerâiti: Memâlik-i Osmâniyye için seneliği bütün hedâyâsile berâber peşîn olarak kırk kuruş. Memâlik-i Ecnebiyye için onbeş frank. Yirmidört nüsha, 25 sahife, bir cilddir.

Her türlü evrâk müdir-i mes‘ûl nâmına gönderilmelidir. Derc edilmeyen evrâk iâde edilmez.

Sâhib ve Müessisi, Müdür-i Mes‘ûl: Mahmûd Mâcid, İzmir, Keşişyân Matbaası.

[18] Nezîhe Muhiddin, “Ay ve Genç Kız”, İzmir, Muallim, sayı:5, 26 Kânûn-i sânî 1331 (8 Şubat 1916), ss.63-64.

“Adam, Faik Muhiddin”, İzmir Kent Ansiklopedisi Biyografi, cilt-I, İzmir, İBB Kent Kitaplığı, 2018,

177 kez okundu.

Bunları da sevebilirsiniz