Ana Sayfa Yaşar Ürük - Notlar Benzinci Hafız Gerçeği

Benzinci Hafız Gerçeği

Uzun zamandır yazmak istiyordum ancak fırsat bulamamıştım. Geçtiğimiz günlerde bir dost telefonla arayıp özellikle rica edince yazmak şart oldu. Aslında bu konuyu bir yıl önce İzmir Milli Kütüphane’de iki bölüm halinde hazırladığım sunumlarda da işlemiştim. Son aylarda konu ile ilgili paylaşımlar tekrarlayınca, konuyla ilgili bilgiyi İzmirlilerle paylaşmak gerekli diye düşündüm.

Konu; Kemeraltı’nın unutulmaz simalarından, kırk yaş üstü İzmirlilerin çarşı anılarında mutlaka yer edinmiş olan “Benzinci Hafız” ve son dönemlerde internette hızlı bir şekilde yayılan “Genç bir tıbbiye öğrencisi iken katıldığı Kurtuluş Savaşı sırasında Antep’te Fransızlara karşı sağ ve Musul’da İngilizlere karşı sol gözünü kaybetmiş olması” bilgisidir. Çok sayıda kişiye ulaşan bu bilgiye göre Benzinci Hafız adıyla bilinen Mustafa Ayrıközü o haliyle okuluna devam edemeyip İzmir’e döner ve hayatını kaybedinceye kadar tarihi çarşımızda seyyar satıcılık yapar.

Öncelikle Benzinci Hafız ile tanışıklığım nerden kaynaklanıyor onu anlatmak istiyorum. Çocukluk anılarımdan söz ederken hep söylerim; İzmir’i çok küçük yaşta, yaşıtım olan tüm İzmirli çocuklardan daha iyi biliyor olmamın iki önemli nedeni vardır. Bunlardan biri ailecek kısa aralıklarla ve farklı semtlerde çok sayıda kira evi değiştirmemiz, diğeri ise babamın şehir içindeki gittiği birçok yere yanında beni de götürmesidir. İşte Hafız’ı da babam sayesinde tanımıştım. Çünkü babamın çok iyi dostu idi. Kemeraltı’ya beni de alarak indiğimiz dönemlerde en az yirmi kez uzun sohbetlerine tanık oldum. Yanına vardığımızda babamı hemen tanır ve “Hoşgeldin Sabahattin” diyerek karşıladıktan sonra koyu bir sohbete dalarlardı. İki kez de akşam dönüşlerinde Karşıyaka vapuruna birlikte binişimiz de gün gibi aklımdadır.

Yukarıda sözünü ettiğim “Kurtuluş Savaşı” söylemini ilk duyduğumda çok şaşırdım. Çünkü babamla yaptıkları sohbette gözleriyle ilgili olarak sık sık “Suçiçeği” hastalığının adı geçerdi. Buna karşın “Kurtuluş Savaşı’na katılıp, yaralanmış” gibi bir sözü ise yıllar boyunca bir kez bile işitmemiştim. Bu yeni ama kuşku duyulacak bilgiyi başlarda pek önemsemedim. Ancak zaman geçip de konuyla ilgili paylaşımlar yoğunlaşınca rahatsız olmaya başladım ve konuyu araştırmaya karar verdim. Bu yeni bilginin doğru olmadığından emindim ama kanıt ya da belge bulmam gerekiyordu.

Öte yandan babamla yapılan sohbetlerden bu gün olmuş gibi hatırladığım anlardan biri de kâğıt paralarla ilgiliydi. Adamın biri Hafız’a çakmak doldurttuktan sonra kâğıt on lira uzattı ve uzatırken de kaç para olduğunu söylemedi. Hafız kâğıt parayı iki elinin parmakları arasında üç beş saniye tuttuktan sonra önlüğünden çıkardığı bir kâğıt beş lira ve bozuk paraları adama verdi. Müşterisi uzaklaştıktan sonra babam Hafız’a “Adam sana kâğıt iki buçuk ya da beş lira verse, daha sonra on lira verdim üstünü öyle öde dese ne olur? Elindeki kâğıdın kaç para olduğunu nasıl anlayabiliyorsun?” diye sordu. O da “Sebocuğum bunca yılın üstüne kaç para olduğunu elime alır almaz anlıyorum. Böyle bir şey olamaz ama ben asıl bu kâğıt paraların renklerini merak ediyorum. Üç yaşından bu yana hiç bir renk aklımda kalmadı” diye cevap verdi… Tıbbiye öğrencisinin sonradan görme özelliğini yitirmiş olsa bile, renkleri bilmemesi olası mıydı?

Bu arada Hafız’a ait bu yanlış bilgi de hızla yayılmayı sürdürüyordu. Konuyla ilgili olarak ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Çocukluğumda yaşadığım, babamla konuşmalara tanıklık etmem yeterli olmaz, insanlar inandıkları masalların boşa çıkmasını pek sevmezlerdi. Hele hemşehrilerim… Mutlaka kanıt bulmalıydım.

İşe, birdenbire yayılan bu yanlış bilginin nereden kaynaklandığını araştırmakla başladım. Çünkü çocukluk ve gençlik yıllarında bu konuda hiçbir şey duymamıştım. Hafız’ın sağlığında böyle bir söylem yoktu. Biri gazeteci diğeri bilim adamı iki araştırmacının konuyla ilgili iddiayı savunduklarını gördüm. Bu iddia, yakın yıllarda ve birbirlerini tamamlar biçimde basımda dillendirilirken, Ulusal Tıp Günleri Sempozyumu kapsamında da bildiri olarak sunulmuştu.

Uzun bir zaman düşüncemi doğrulayacak kanıt bulma çalışmasını sürdürdüm… Bu arada silahlı kuvvetler mensubu bir dostunda yardımıyla İstiklal Madalyası verilen kişiler ya da gaziler arasında da adının olmadığını gördüm. İyi de, ülkenin savunması için iki gözünü birden cephede yitirmiş bir kahramanın adı neden Genelkurmay tarafından bilinmiyordu? Hele bir yazıda ifade edilen “Milli Mücadele paşalarının; Fahrettin Altay ve Kazım Karabekir’lerin İzmir’e geldiklerinde tezgâhının önüne kadar gelip ona sarılmaları, iltifat etmeleri ve eskilerden yarenlik yapmaları…” açıklaması doğru ise; böyle bir kahraman kişi ile ilgili olarak Genelkurmay’ın kayıtlarında tek satır bilginin olmaması olası mıydı?

Uzun zaman, hiç bir şey bulamadım. Bazı gazete makalelerinde kısa cümlelerle söz edilse bile, durumu kanıtlayacak şekilde yazılmış bir haber ya da röportaj yoktu. Bu şekilde arayış için yaklaşık sekiz yıl geçti. Bir gün bir başka konuda yaptığım çalışma için her zaman olduğu gibi Milli Kütüphane’nin Konak’taki ana binasına gittim. Çünkü 1930’lu yıllara ait bazı dergileri inceleyecektim ve dergiler APİKAM’daki bölümde değil, ana binada idi.

Dergi taraması sürerken sıra Yedigün adlı derginin bulunduğu cilde gelmişti. Yayın hayatına 1933 yılı Mart ayında başlayan ve 1946 yılı sonuna kadar aralıksız yayımlanan bu dergi, dört renkli kapak ve tek renkli iç sayfalarınde yer verdiği magazin ve aktüalite konuları ile ilgi görür. Tirajı çoğu zaman elli bini geçen derginin sahibi olan Sedat Simavi, Yedigün’ü yayın hayatından çektikten bir zaman sonra Hürriyet Gazetesi’ni çıkaracaktır.

Toplu olarak ciltlenmiş dergide 1937 yılı sayılarını incelerken 15 Aralık tarihli 249. sayının 11. sayfasına geldiğimde benim için adeta zaman durdu. Yıllardır aradığım hayat hikâyesi ve Hafız’ın röportajı işte karşımdaydı. Kendisiyle konuşmayı İzmir’in ünlü Hilal Eczanesi’nin sahibi ve Gizli Çiçek kolonyasının yaratıcısı Kemal Kamil Aktaş yapmıştı. İşte o röportajda okuduklarım yaşadığım tüm tedirginlikleri bitirdi. Hafız, o röportajda açıkça anlattığı yaşam öyküsüyle, yıllar sonra ortaya atılan “Kurtuluş Savaşı gazisi” iddiasının uydurma olduğunu kanıtlıyordu.

Sözü uzatmadan o röportajdan can alıcı bölümü buraya aktarıyorum:

“Anasından doğduğunun dördüncü günü çiçek hastalığından gözlerini kaybederek bugün 37 yaşını idrak eden bir âmâ ile görüşmek, hayata ve etrafını kaplayan her şeye mânâ verişini öğrenmek fırsatı bulduğuma hem sevindim, hem müteessir oldum. Bu adam aslen Serezli imiş, Balkan harbinde oradan hicret ederek İzmir’de tavattun etmiştir. Tahsili yok, seyyar satıcılık etmekte, dilenmeye tenezzül etmeyi bir dakika düşünmemiş olduğunu sırası geldikçe söylemektedir.” (Sayfa 11)

Daha ilk paragrafta bütün her şey aydınlanmıştı. Yani ne İzmir’de doğduğu, ne tıbbiye öğrencisi olduğu, ne savaşa katıldığı ve ne de iki ayrı cephede vurularak gözlerini kaybettiği asla doğru değildi. Bir başka paragrafta ise renklerle ilgili olarak babama söylediği sözlerin neredeyse aynısı vardı:

“Mefhumunu anlamadığı bir şey yoktur. Meselâ: Tayyareyi, radyoyu, yılanı, fili, karıncayı, tabancayı, portakalı, soğuğu, sıcağı, mikrobu, güzeli, çirkini hepsini biliyor, anlıyor. Anlamadığı tek nokta var: Kırmızı, yeşil, mavi, sarı… Bunlar ne demektir? Tahtayı, camı, uzağı, yakını biliyor da yeşil dediğimiz vakit bunun ne olduğunu, nasıl duyulup, nasıl bir tesir yapacağını anlayamıyor.” (Sayfa 11)

Yazıda verilen bilgilerden biri o tarihte Hafız’ın 37 yaşında olduğudur. Buradan anlıyoruz ki Hafız 1900 doğumludur. Bu uydurmayı kaleme alanların Hafız’ın doğum tarihini de doğru bilmedikleri böylece anlaşılmış oluyordu.

Bu arada bir yıl kadar önce Konak Belediye Meclisi’nde benzinci Hafız ile ilgili bir gelişme yaşandı. Bu gelişme sırasında “Bu kahramanın adını caddeye verelim” ya da “Kahramanımızın heykelini dikelim” önerileriyle başlayan iş sonunda her zaman oturduğu noktaya bir büstünün yapılması kararına döndü.

Benzinci Hafız, tarihi çarşımızın sembol satıcılarından biridir. Hayatını görmeyen gözleriyle, yaz kış demeden güçlükler içinde ve namusuyla kazanan bir kişidir. Anısı önünde saygı duyarız. Ancak asla bir kahraman değildir. Kurtuluş Savaşı gazisi de değildir. Bu bilgiyi 2019 yılında İzmir Milli Kütüphane’de verdiğim “İzmir Hakkında Üfürmeler” başlıklı sunumların ikincisinde salona gelen İzmirliler ile de paylaştım. Ancak bu yanlış bilgi internette hâlâ “Ah’lar… vah’lar…” içinde yayılmaya devam edince ve araya konuyu bilen bir dostun ricası da girince buraya da yazmaya karar verdim.

Benzinci Hafız’ı abartmayalım. Namusuyla çalışan bir esnaftı ama o kadar. Olmayan kahramanlık uydurmalarını o insanın hatırasına yüklemek eminim ki onu da rahatsız eder. Tarih içinde, Hafız gibi tarihi çarşımızın sembolü olmuş sayısız kişi var. Saymaya kalksak sayfalar tutar. Hafız’a elbette hürmet ve saygı ancak sadece ona olmamalı. İyi bir çalışma yapılarak oluşturulacak listeyle Kemeraltı’yı Kemeraltı yapan tüm kişilerin anısına aynı saygı gösterilmeli.


Kaynakça:

“Vatan ve Sıhhat” (Tıbbiyelinin Yurtseverliği), Bulaşıcı Hastalıkları Önleme Derneği Yayını, İzmir, 2015

“En Meşhur İzmirli Engelli: Benzinci Kör Hafız” KNK, Yaz 2014, sy. 67-69, İzmir, 2014

http://www.izmirtabip.org.tr/News/2000

http://refikdurbas.blogspot.com/2014/10/

https://www.change.org/p/karşıyaka-belediye-başkanlığı-karşıyakalı-benzinci-kör-hafız-anısı-yaşatılsın

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
 

Most Popular

Recent Comments