Sümer Türkmenleri, Akad Türkçesi, Türkler’in uzaylı ataları

Ulusçu fanatizm, dinci fanatizm ile aynı genlere ve karaktere sahiptir. Her iki akım da, akıl dışı savrulmalara açık, mistik, mitolojik ve ezoterik kurgular ile uygarlığa giydirilmeye çalışılan deli gömleğidir. Ulusçu ve dinci fanatizmde, sarsılmaz doğruya kendilerinin sahip olduğu ve tüm insanların “bu doğruları” kabullenmek zorunda olduğuna inanılır. Onlar için ulusları, dinleri, mezhepleri, toplulukları vb. her ne ise içinde bulundukları grubun başarısı, sürekli sahte zafer duygusu ile beslenen egoları her şeyin üstündedir. Bunlar aslında birey olmaktan çok inandıkları ulus veya din odaklı ideolojilerin müritleridir. İşte bu müritler için; insan hakları, adalet, demokrasi, hukuk, bireysel özgürlükler gibi kavramlar, kendi hedefleri önünde sadece engeldir. Din veya ulus fanatizmine iman edenler, kutsal tezlerine, zaferlerine, kendi dışındakilerin koşulsuz biat etmesini her şeyin üzerinde görürler. Ulus ve din fanatizminde, ideolojik motivasyon güçlendirme adına bilgi manipülasyonu, gerçek dışı kurguları hoyratça kullanmak sıkça başvurulan yöntemlerdir. 

Ulusçu fanatizmin absürd ile beslenmesi

Türk ulusçuluğunu ideoloji olarak benimseyenlere yönelik fikri üretim yapanların yakın geçmiş ve günümüzdeki iddialarına, manifestolarına bu ülkede yaşayan hemen herkes aşinadır. Çünkü eğitim-öğretim sistemimizden başlamak üzere ulusçu referanslar, akademiden günlük yaşama kadar toplumsal değer yargılarımızı derinden etkiler. Ulusçu telkinler, ulus bağlarını güçlendirmeyi, dayanışmayı amaçlıyorsa kabul edilebilir. Ancak anlatılar, telkinler, sizde diğer toplum ve uluslara karşı üstünlük hissi uyandırıyorsa, düşmanlaştırıyorsa, ulusçuluk toplumsal mutabakat olmaktan çıkıp tehlikeli ideoloji haline dönüşmüştür. Kendi ulus hikayesini neredeyse insanlığın varlık nedenine bağlayan, uygarlık tarihinin merkezine kendi ulusunu koyan ve onun dışındakileri düşmanlaştıran, küçümseyen, yok sayan hastalıklı ulus kibri, barışı ve uygarlığı tehdit eder.

Dünyada ataları Türk olmayan ulus kaldı mı?

Bilimin dışına sarkmış ulusal tarih, bireyi propagandanın karanlığına iter. Bu coğrafyada yaşayan her birey gibi propagandist ulusçu söylemin etkisine farklı ölçeklerde hepimiz maruz kaldık. Okullarda verilen eğitimden, aile ve toplumsal hayatta kabul gören ve paylaşılan bilgiler ile yetişmiş olan bizler, ulusçu/milliyetçi reflekslerimizi her konuda olduğu gibi tarih yazımında da göstermekten çekinmeyiz. Kaldı ki ulusçu tarih yazımı hiçbir bilimsel değere sahip olmayan “ulusun ulusa” propagandasından başka anlam taşımaz. Bilimsel olmaktan ziyade, üstenci, kompleksli bu tarih anlayışı her yaştan insanımızı etkiliyor, manipüle ediyor. Tarih disiplinini sınırsızca taciz eden iddia ve tezlere her gün yenileri ekleniyor. Buna göre Mezopotamya, Ön Asya, Uzak Asya, Kıta Avrupası fark etmeksizin nerede bir uygarlık belirtisi varsa hemen Türk tarihi ile ilişkilendirerek “işte kadim atalarımız” diye sahiplenmeyi çok seviyoruz. Çevremizde kitaplaşmış, akademik söyleme dönüşmüş veya geniş kabul gören toplumsal kabullerimiz bu örneklerden geçilmiyor. Dünyanın herhangi bir yerinde arkeolojik kazılarda, örneğin koçbaşı veya koyun figürü mü bulundu, tarih öncesi bir tekstil parçasında bir iki motif benzeşmesi mi tespit edildi, ilgili arkeolojik kazının yapıldığı ülke ve toplumunu hemen Türkler’in atalarına eklemeyi ihmal etmiyoruz. Birisi de demez ki ya küçükbaş hayvanlar evcilleştirildiği tarih öncesinden günümüz toplumlarına günlük yaşam ritüellerinde temel figürdür ve tüm insanlık tarihinin ortak objesi, imgesidir. 

Kadim Türk yurdu Göbeklitepe !

Uygarlık tarihinin başlangıcı olarak geniş kabul gören Sümerler’in, Orta Asya’dan gelen Türkmenler olduğuna ülkemizde hatırı sayılır bir kitle tarafından inanılıyor. Üstelik bunu Türkiye’nin önemli Sümerologlarından Muazzez İlmiye Çığ’ın yaşamının son yıllarında seslendirmesi düşündürücüdür. Sümerler’i Türkleştirdik, peki bu bizim ulusal gururumuz için yeterli mi? Tabii ki asla yeterli olmayacaktır. Sıradaki kadim uygarlık gelsin diyelim ve devam edelim. Uygarlık tarihinin Sümer ile değil bir süre önce gün ışına kavuşturulan Göbeklitepe’de başladığı iddiası mı seslendirilmeye başlandı. İşte irrasyonel ulusçu refleks yine devreye girer ve Göbeklitepe’nin aslında kadim Türk yurdu olduğunu ilan eder. Göbeklitepe’de yaşayan kadim topluluğun eski Türk şaman inanışına benzer bir dini benimsedikleri iddiası hemen üretime hazır hale getirilir. Sadece bir yerde değil birkaç yerde rastladığım Akad Türkçesi ifadesi, ulusçu tarih fantezisinin sınır tanımayacağını bir kez daha teyit eder. Mezopotamya’dan Mısır’a, neredeyse tüm Orta Doğu uygarlıklarının uzunca bir dönem yazışma, anlaşma dili olmuş Akadça’nın, aslında Türkçe olduğunu iddia etmek normalde sadece tebessüm ettirmeliydi. Ancak sınır tanımaz bu irrasyonel, kibir merkezli yaklaşım o kadar hızlı yayılıyor ve taraftar bulabiliyor ki öfke ile “yeter” diye haykırma ihtiyacı doğuyor. 

İtalyan, Fransız, Arnavut ve 72 millet soydaşlarımız

Kadim uygarlık ve devletlerin Türkleştirilmesi işlemlerinin bir süre sonra yetmemesi, yeni arayışları beraberinde getirecektir. Bu nedenle günümüz ulus ve devletleri sıradan geçirilir. Finler, Macarlar, Amerikan yerlilerinin Türk kökenli olduğu iddiaları yüzyıllıktır ve buna kendimizi alıştırmıştık. Ancak o da ne Fransızlar, Keltler, İtalyanlar, Arnavutlar, Ermeniler vb. sıra sıra uluslar, halklar, Türk ulusçuluğunun tornasından geçerek bir bakıyoruz ki Türkleştirilmişler. Şaka değil! Bahsi geçen veya geçmeyen birçok ulusun Türk kökenli olduğu son yıllarda sıklıkla dile getirilir hale geldi. Geçenlerde adamın biri sosyal medyadaki tarih/arkeoloji gruplarından birinde Fransa’daki soydaşlara selam diye yazınca ben de bu ülkedeki Türk işçilerine ile selam gönderdiğini düşündüm. Oysa selamı gönderen, bugünkü Fransızların, o bölgeye binlerce yıl önce göç eden Türkler’in torunları olduğuna inanıyor ve selamı da oradaki Türk yurttaşlarına değil tüm Fransızlar’a gönderdiğini, çiklet paketi kadar değeri olmayan bilimsel tezi ile paketliyor. Arnavut ve İtalyanlar’ın, Etrüks kökenlerinden yola çıkarak onların Türk olduğunu da henüz İtalyanlar ve Arnavutlar bilmese de bu önemli bilgiye millet olarak sahibiz. 

Dünya ulusları yetmez, galaksideki tüm atalarımız 

Ulusçu fanatizmin temel karakteri, doyumsuzluğudur. İnsanlık tarihinin tüm birikimini kendi ulus hikâyesi ile ilişkilendiren sorunlu yaklaşım, bir süre sonra objektif bilim sınırlarını aşarak sadece efsane ve mistik metinlere konu olan kurguları da sahiplenmeye başlar. TV veya sosyal medya mecralarından, kayıp kıta olduğu rivayet edilen Atlantis halkının Türk olduğu dile getiriliyor. Bir başka kayıp kıta efsanesi Lemurya’yı gerçekmiş gibi anlatan diğer fantezi tarih uzmanı! Türkler’in kökeninin bu kıtanın sulara gömülmeden hemen önce Asya kıtasına ayak basanlar olduğunu kendinden emin şekilde söylüyor. Bu ülkede Türkler’in atasının uzaylı olduğu anlatan ve buna inanan geniş bir kitle bulunuyor, daha ötesi var mı? 

Türkler’in uzaylı ataları veya kayıp kıta Atlantis’teki soydaşlarımız fantezisi bir yana çağdaş toplumlarda ancak çizgi roman olarak değerlendirilebilecek bu tür kurguların ülkemizde şanlı tarihimiz diye benimsenmesini ironi olmaktan çıkaracak tehlikeli bir toplumsal atmosferin içindeyiz. Ulusçuluğunu bu tür fanteziler ile donata donata yetişen insanların yarın her türlü nefret suçu ve ırkçılığa kolaylıkla yönelebileceğini unutmayalım.

1.405 kez okundu.