Kantar ve Kantar Karakolu

İzmir hakkında verdiğim konferanslar ya da dostlar arasındaki söyleşilerde zaman zaman Kantar Karakolu’nun adı geçer. O konuşmalarda çoğu İzmirli dostun Pasaport’taki karakoldan dolayı, o bölgenin eski adının da “Kantar” olduğunu sandığına tanık olmuşumdur. Bu nedenle bu yazıda tarihi Kantar semtinden ve o semt ile günümüzdeki yerinin hiç ilgisi olmayan Kantar Karakolu’nun adını nereden aldığını anlatmaya çalışacağım.

Kantar, İzmir’de adını 19. Yüzyıl ortalarından itibaren bildiğimiz bir bölgedir. 1922 yangınında tamamen yanan bu bölgede Balık Pazarı Camisi, Çakı ve Çuha bedestenleri ile Büyük ve Küçük Vezir hanları da bulunmaktadır. Kemeraltı olarak da andığımız tarihi çarşı bölgesinden ünlü Meyhane Boğazı ya da Frenk Mahallesi’ne yine buradan geçilerek gidilmektedir. 1922 yangını öncesi bölgede mevcut caddeler arasında Adilpaşa, Çiviciler, Demirciler caddelerini sayarken yine aynı dönemde mevcut sokaklar arasında da Balcılar, Banka Altı, Dutlu, Rabıta, Sağırlar, Sulu Mezar ve Yorgancılar sokaklarını sayabiliriz.

Çok sayıda hanın da bulunduğu bölgenin önemli yapıları arasında Fazıl Ahmet Paşa Camisi ve medresesi de vardır. Bölgenin idari yapılanmadaki adı olan Kasap Hızır Mahallesi’nde, Büyük Vezir Hanı’nın yanında bulunan ve günümüze ulaşmamış olan bu cami, 17. Yüzyıl’ın ikinci yarısında Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa tarafından inşa ettirilir. Bulunduğu mevki nedeniyle “Balık Pazarı” adıyla da anılmaktadır. Bu camide bulunan yekpare halı, işgal döneminde Yunan askerleri tarafından süngülenerek parçalanmıştır. Cami külliyesi içinde bulunan ve aynı adı taşıyan medrese de yine Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılır. Bu külliye, tüm yapılarıyla birlikte 1922 büyük yangınında yok olur ve harabesi de Fevzipaşa Bulvarı’nın açılması sırasında yapılan yıkımla tarihe karışır. Bölgedeki diğer bir önemli yapı da İbrişimhane’dir.

Öte yandan “Kantar” sözcüğü İzmir’in kentsel gelişimi içinde birçok yerde duyduğumuz bir addır. Günümüzde 908, 909 ve 911. sokakların bulunduğu bölge “Kantarcılar Çarşısı”dır. Günümüzdeki 205. Sokak’ın eski adı “Kantarcı Mustafa Ağa Sokak”tır. Yine 1922 yangını öncesi Hasan Hoca Mahallesi’nde bulunan Müftü Camisi’nin bulunduğu sokak “Kantar Ağası Sokağı”dır. Ali Paşa Meydanı’nda 19. Yüzyıl ortalarında inşa edilen ve depolama amacıyla kullanılan hanlardan birinin adı “Kantarağa Hanı”dır. Yine günümüzde 1317. Sokak’ta bulunan ve bazı bölümleri 1970’li yıllara kadar gelebilmişse de günümüze ulaşmayan, Kantarcızade Hacı Ali Ağa’nın mülkü olan hanın adı “Kantarcıoğlu”dur. Öte yandan 19. Yüzyıl’da, İkiçeşmelik yokuşu üzerinde, yağhanesinin de olduğu bilinen tekke Kantarcı Tekkesi’dir. Ayrıca, Asmalı Mescit civarında, zamanın Kantar Katibi Rıza Efendi’ye ait Yahuthane de “Kantarcı Rıza Efendi” olarak da anılır. Bunların yanı sıra Narlıdere, Karantina ve Tınaztepe’de mevcut üç ayrı Kantarcı Sokak yanı sıra Narlıdere hattında bir de Kantar Durağı vardır.

Bölgenin büyük bölümü günümüzde Fevzipaşa Bulvarı ile çevresindeki yeni yapılaşma içinde yok olur. Ticari malların tartıldığı büyük kantarın bulunduğu yer olduğu için bu adla anılan semtin adını günümüze taşıyan en önemli yapı, İzmir’deki karakollar arasında en ünlüsü olan Kantar Karakolu’dur.

Gelelim Kantar Karakolu’nun öyküsüne:

Bu karakol, Atatürk Caddesi üzerindeki Pasaport İskelesi girişindeki son yerinden önce iki ayrı yapıda daha hizmet verir. Bunlardan ilki yukarıda sözünü ettiğim Kantar bölgesinde bulunan karakol binasıdır. Bu bina Hisar Camisi şadırvanları önünden Peynirciler Çarşısı yönüne uzanan Hisar Sokak ya da Kale Arkası sokağın Çamurcu Sokak ile buluştuğu noktada yer alan, ön cephesinde gösterişli ve iki yandan çıkışı sağlayan çift merdiveni olan bir yapıdır.

1922 yangını her ne kadar Hisar Camisi önlerine kadar ulaşırsa da karakol binası bu yangından zarar görmez ve o bölgedeki ateş karşısındaki binaların tümünü yaksa da karakol binasına sıçramaz. Burada 1930’ların sonlarına kadar varlığını sürdüren karakol, Fevzipaşa Bulvarı’nın yarım kalmış açılma çalışmaları sırasında yapılan istimlâk sonucu binanın yıkılması üzerine, Gazi Bulvarı’na yakın bir başka binaya taşınır.

İki katlı olan binanın zemininde bir kebapçı bulunmaktadır. 1967 yılında, Ödemişli iş adamı Mustafa Yıldız, burada iki arkadaşı ile birlikte yediği yemek için, kendisinden otuz beş lira fazla hesap isteyen kebapçıya sinirlenir ve “Hep böyle pahalı mı satarsın?” diye sorar. Kebapçı da “Yiyene göre beyim. Ben burada on beş yıllık kiracıyım” yanıtını verir. Mustafa Yıldız’ın “Seni buradan çıkartmak isterlerse ne yaparsın?” sorusunu da “Kimsenin beni buradan çıkarmaya gücü yetmez. Bu binada Kantar Karakolu var.” diye cevaplar. Bu konuşmadan sonra istenen hesabı ödeyen iş adamı, hemen mal sahibi Nimet Kızılkaya’yı bularak, binayı yüz kırk yedi bin liraya satın alır ve ardından açtığı tahliye davasını da kazanır. Böylelikle bir porsiyon kebap, Kantar Karakolu’nu da yerinden eder ve söz konusu bina 1968 yılında yıktırılarak, yerine iş hanı inşa edilir.

Kantar Karakolu için de bölgede uygun bir yer bulunamadığı için, önceleri bölgenin sorumluluğu Kemeraltı Karakolu’na devredilir. Daha sonra 1970 yılında tekrar açılarak Pasaport İskelesi girişinde, günümüzdeki yerine taşınır. Ancak bu taşınma o dönemde “Geçici” olarak düşünüldüğünden karakolun adı değiştirilmez. 1991 yılında adı “9 Eylül Polis Karakolu” olarak değiştirilirse de, İzmirliler’den gelen tepki sonucu yeniden Kantar adı verilir. Bu geçicilik o gün bu gündür ortadan kalkmaz ve Kantar Karakolu, adıyla ilgisi olmayan bir noktada çalışmalarını sürdürür…

Bir cevap yazın