Sinek

Oturduğu koltuktan, hiç kıpırdamadan, uzun süre odanın içinde uçan, büyük kara sineği izledi. Aslında oturduğu duvarın kenarından, bütün oda görüş alanında olmasına ve gözlerini kırpmadan izlemesine rağmen, sinek o kadar süratli yer değiştiriyordu ki, zaman zaman izlemekte zorlanıyordu. Sinek yorulmuş olmalı ki, bir süre sonra karşı duvarda asılı duran çerçevelerden birinin üzerine kondu. 

Bu güne kadar, havacılık tarihi üzerine yazılmış, okuduğu bütün kitapların ilk bölümlerinde, “İnsanoğlu var olduğu ilk günden beri, hep kuşlar gibi uçmak istemiştir” diye yazdığı geldi aklına. Kuşlar! Neden sinekler değil de kuşlar? 

Hangi dilde olursa olsun, bütün kitapların ilk cümleleri, ya bu şekilde ya da buna benzer bir cümle ile başlıyordu. Sonra, bu kitapları yazan yazarlar, ilk çağlarda, yaşayan insanların, uçmak için kuşlara özendiğini nasıl bilebiliyordu? Gözlerini kapatıp arkasına yaslandı. 

***

“Tam olarak istikameti ne abi?” diye sordu, arkasında oturan silah sistem subayı. “Otuz derece sol, ufkun hafif üzerinde” diye cevap verdi. Uçağı yatırıp çekerken, aynı anda telsiz butonuna basıp radara, “Hedefle göz teması var” dedi. “Anlaşıldı Şafak-2, uçak tipini söyleyebilir misiniz?” diye sordu telsizdeki ses. Net olarak göremiyordu, vizörünü açıp gözlerini kısarak, daha dikkatlice bakmaya çalışarak, “F-5 olabilir!” dedi. 

“F-5?”… Radar operatörünün ses tonunda soru işareti vardı, kısa bir sessizlikten sonra, “Kuyruk numarasını alabilir misiniz?” diye devam etti radar operatörü. Bu arada arkadaki silah sistem subayı radar skobundan hedefi tespit etmiş, ön kokpitteki pilota kilit attığını söylemişti. Bordo panelindeki radar skobuna bakarak mesafeyi tam olarak gördü: 40 Nm. 

Yakıt saatine baktı, kafasından hesapladıktan sonra, en az yarım saatlik daha yakıtı olduğuna karar verdi. “A/B’ye giriyoruz” diye arka kokpite bilgi verdikten sonra, gaz kollarını ileri doğru ittirdi. Takıldığı yerde, biraz daha kuvvet uygulayıp tam ileri pozisyona getirdiği anda, patlama sesi ile ikisinin de vücudu oturdukları sandalyeye yapıştı. 20 bin feet’te uçuyorlardı. 

Yaklaşık on saniye böyle uçtuktan sonra A/B’den çıktı. Hedef uçağı, pozisyonunu hiç bozmadan, rotasında düm düz uçuyordu. Yaklaştıkça uçak büyüdü, büyüdü! Artık uçağın tipi seçilebiliyordu. Büyük bir şaşkınlıkla bakıyordu. Utandı. Dudaklarından hafif sesle bir küfür çıktı. Hafif olmasına rağmen arka kokpitteki silah sistem subayı duymuş ve gülümsemişti. Sonra, telsizden radarın aradığını ve arka kokpitteki silah sistem subayının “Abi, radar bizi arıyor” dediğini duydu. Telsiz butonuna basıp, “F-111” dedi. “Anlaşıldı, Şafak-2, tatbikat bölgesini terk ederek, inişe gidebilirsiniz. İyi inişler” dedi radar operatörü. 

F-111’in koluna girdi, bir kaç kere kanat sallayıp, Amerikalı pilotları selamladı. Arka kokpitteki silah sistem subayına, “Hazır mısın?” diye sorup, göz ucu ile aynaya baktı. Silah sistem subayı sol elinin baş parmağını kaldırıp, diğerlerini sıkarak ön kokpitteki üsteğmenin aynadan göreceği şekilde havaya kaldırdı. Bir kaç saniye bekledikten sonra, uçağını doksan derece sağa yatırıp sertçe çekti. 

***

Gözlerini açtığında sinek konduğu yerde yoktu. Ayağa kalktı, omuz, boyun ve kol kaslarını bir kaç kez kastırdı, parmaklarını açıp kapattı. Ağır adımlarla odanın ortasına doğru yürürken gözleriyle sineği aradı. Aslında makam odası, büyük bir salondu. Duvarlarda, çerçeveler içinde o güne kadar aldığı takdir belgeleri, şerit rozetlerin beratları, uçtuğu uçakların resimleri, konsolların üstünde ve camlı dolapların içinde de şiltleri ve maketleri vardı. 

Her adımını atışında, postallarının altında ezilen ahşaptan iç gıcıklayıcı bir ses geliyordu. Odanın ortasına gelince gözlerini kapatıp sessizce bir süre durdu. Beklediği an gelmişti. Sağ elinin parmaklarını iyice açıp, avucunu boşlukta yukarı doğru hızlıca savurup tepe noktasında parmaklarını sıkıca kapattı. Sinek avucunun içindeydi. 

Sinek avucunun içindeki boşlukta hareket etmeye çalıştıkça gıdıklandığını hissetti. Gözlerini açıp bir süre öylece durduktan sonra, kendi kendine, “Hazır mısın?” diye mırıldandı. Yumruğunu biraz daha gevşetip, pencereye doğru yürüdü. Dışardaki ağaçlara bakarken, sinek hala avucunun içinde can havliyle hareket etmeye çalışıyordu. Pencereyi açtı. Sineği tuttuğu sağ elini dışarı uzatıp, yumruğunu açtı. Sineğin, avucundan uçup gitmesi ve gözden kaybolması bir saniye bile sürmemişti. Arkasından el salladıktan sonra camı kapatıp ellerini yıkamaya gitti…

Bunları da sevebilirsiniz