Sarıkışla’nın öyküsü

Yapımına, Sultan II. Mahmud’un 15 Haziran 1826 tarihinde Yeniçeri ocağını kaldırıp, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı modern askeri örgütlenmeyi kurduğu aşamada bizzat padişah emri ile görevlendirilen İzmir Muhafızı Kelami Hasan Paşa, şehrin mimarlarından ve mühendis halifesi Mahmut Efendi ve kadı efendinin ön çalışmaları sonucu başlanır. Şehirde bu iş için uygun büyüklükte bir alan olmadığı için deniz kıyısında bir yerin doldurularak kazanılacak arsaya kışlanın yapımı kararlaştırılır ve uygun görülen yerdeki sabunhane, tuzhane, kahvehane, manav dükkanları, Yahudi odaları ve evi istimlak edilerek, yapım sorumlusu olarak da Dergah-ı ali eski kapıcıbaşılarından Menemen voyvodası Arif Ağa görevlendirilir.

Kışla, üç kat kagir bir yapı olarak 1827 – 1829 yılları arasında tamamlanır. 1847’de ilk kez onarımdan geçen yapının, günümüzde katlı otopark bulunan yerdeki Hapishane karşısına rast gelen bölümlerinde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında, köşede bir kahvehane, kahvenin solunda bisiklet tamircisi, onun yanında da Seferihisar, Urla, Çeşme, Karaburun otobüslerinin önünde durup yolcu aldıkları bir bakkal ve tek tekçi meyhane bulunmaktadır. Sarıkışla’nın yapımı, kışlada görevli askerler için mutlak gerekli görülen Gurba-i Müslimin (Memleket Hastanesi) yapımının da öncelikli nedeni olur.

İzmir Kışlası olarak da adlandırılan Sarıkışla’nın yerinin değiştirilmesi çalışmaları ilk kez 1892 yılında alevlenir. Hizmet gazetesi yazarlarından Tevfik Nevzat Bey hükûmete bir öneri sunar. Sabah gazetesinden yapılan alıntıya göre öneride, “İzmir Kışlası’nın şehre sığmayan ticaret merkezinin tam ortasında olmasının getirdiği sıkıntının yanı sıra binanın tamiri için harcanacak yirmi bin lira ile İzmir’in daha uygun bir bölgesinde yeni bir kışla binası inşa edilebilir. Kışla mevkii satıldığında en az üç yüz bin lira getirmesinin yanı sıra Hazine namına gelire dönüştürüldüğü takdirde yılda otuz bin lira da getirecektir” denir. (Hizmet, 06.11.1892, sayı: 525)

Sarıkışla, Cumhuriyet sonrası işlevini gittikçe yitirir. Hem hızla gelişen İzmir’in yeni yapılanması karşısında şehrin en önemli geçiş alanı durumuna gelen Konak alanını tıkayan bir görüntüye kavuşur, hem de İzmir çevresinde yeni yapılan askerî tesisler bu oldukça yaşlı binanın bu açıdan da önemini yitirmesine neden olur. Bu arada TBMM tarafından çıkarılan 5442 sayılı “Yangına Maruz Olan Resmî Kurumların Korunması Hakkında Kanun” işi kolaylaştırır. Hazine bu kanunla yıkımı belirlenen yapıların arasına Sarıkışla’yı da katınca, İzmir Belediyesi yıkımdan sonra oluşacak muazzam arsaya talip olur. Maliye bunu kabul eder, ancak bir hayli sorunlu olacağı anlaşılan yıkım işini de İzmir Belediyesi’nin yapmasını ister.

Gelişmeler sonucunda 3 Mart 1954 tarih ve 6310 sayılı “İzmir’de Sarıkışla ve Müştemilatının, İzmir Belediyesi’nin Yapacağı Binalarla Mübadelesi Hakkında Kanun” ile İzmir Belediyesi ile Milli Savunma Bakanlığı yasal olarak da anlaşır ve belediyenin inşa ettiği Komutanlık Binası, Ordu Evi, Askerlik Şubesi ve yeni Kışla binaları karşılığında 17 Mart 1955 tarihinde belediyeye teslim edilen kışladan ertesi gün tahliye başlar. Öte yandan o dönemde kullanılmakta olan Konak Cezaevi karşısına düşen kısımdaki zamanın Askerlik Şubesi binası ile zemin katındaki sahipli dükkanların istimlak işlemleri de başlatılır.

Kışlanın yıkımı uzun zaman tüm İzmir’in gündemindeki en önemli olay olur. Yıkımı izlemeye her gün birçok kişi gelir. Öte yandan belediye ve çevrenin karşısına büyük bir sorun çıkar: fareler ve sansarlar! Her biri -deyim yerindeyse- pabuç büyüklüğünde binlerce fare yıkımla birlikte kaçacak delik aramaya başlar. Belediye zamanın şartları içinde olabilecek her önlemi alırsa da farelerin bir bölümü çevreye yayılır. Bu farelerden kurtulmak için verilen mücadele iki yıl sürer. 1955 yılı Kasım ayında Sarıkışla’dan geriye koskoca bir alan kalmıştır ve zaman geçirilmeden Bahribaba Parkı önünden Gümrük önüne uzanan yeni caddenin yapımına başlanır.

İzmir tarihinde, temelinin atılışından yıkıldığı zamana kadar hizmet verdiği 128 yıl boyunca önemli yer tutan Sarıkışla, yıkımından sonra geçen yaklaşık elli yıl boyunca şantiye görünümünde kalan Konak (Atatürk) Alanı’nın tamamı ile SSK Blokları’nın bulunduğu adayı da içine alan bir araziye sahiptir. Ağız tarafı denize dönük, geniş bir “U harfi”ne benzeyen üç katlı ana binanın birinci bloğu, deniz yönünden bakıldığında saat kulesinin sağ tarafında kalan ve kuleden birkaç yıl sonra inşa edilen Subay Gazinosu ile başlayıp, meydana bakan cephesi oldukça süslü ve balkonlu komutanlık binası ile devam edip Kemeraltı girişine kadar uzanır. Bu bloktan günümüzdeki Varyant girişine doğru birbirine paralel iki blok birden görülür. Denize yakın olan blok sözünü ettiğimiz U harfinin taban kenarını oluşturur. Yaklaşık elli metre ardındaki blok ise önündekinin en az iki katı uzunlukta olup günümüzdeki Milli Kütüphane Caddesi’nin Kemeraltı girişinden itibaren sağ kenarının tamamı boyunca uzanan yine katlı otoparkın karşısına düşen bir noktadan sağa doğru kavis çizerek uzanır.

Günümüzdeki Mithat Paşa Caddesi’nin yapımına başlandığı zaman Karataş’a doğru uzanan yolun başlangıç kısmında aldığı büyük kavis sözü geçen bloğun biçimi belirler. Caddenin günümüzde eski Güney Deniz Saha Komutanlığı binası önünde sağa doğru döner biçimli olması ilk yapılışta Sarıkışla’nın duvar gibi tam karşıda dikilmesindendir. Sözünü ettiğim ikinci blokta, bir yük katarının vagonları gibi sıralanmış, farklı yükseklikteki bir düzine civarında ve bazıları komutanlık tarafından kullanılan bazıları da gelir getirmesi için kiralanan binalar bulunmaktadır. Bu uzun bloğun ortalarına denk gelen bir noktasında, önündeki ana binanın denize doğru uzanan üçüncü kenarı vardır. Dolayısı ile bu biçimde bir yapı dizisi ile Sarıkışla iki büyük alana sahip olur. Bunlardan “U harfi”nin içinde kalan ve denize kıyısı bulunan alan genellikle törenler için, arkadaki uzun blokla ana yapı arasında alan daha büyük alan ise talim için kullanılır ve yapım sırasında deniz doldurularak geniş bir kullanım alanı kazanılır. Sonraları İzmir Cezaevi yapıları inşa edilecek olan günümüzdeki Konak Katlı Otoparkı’nın bulunduğu alan da başlangıçta Kışla arazisine dahildir. Binanın tüm dış cephesi sarı renkle boyandığı için adı İzmir tarihine Sarıkışla olarak geçer.

Sarıkışla tamamlandığı zamandan yıkıldığı zamana kadar İzmir’in en büyük hacimli yapısı olarak kalır. Saat Kulesi’ne bakan Komutanlık binası kışlanın büyük bölümü gibi üç katlı olmasına karşın tüm yapının en yüksek bölümüdür. Sarıkışla hizmet verdiği süre içinde birçok önemli olaya tanıklık eder. Sözgelimi, 1908 Meşrutiyetinden hemen sonra Selanik’ten gelen Hürriyet Kıtaları bu kışlaya yerleşir. Birinci Dünya Savaşı sonunda İzmir’i teslim almak isteyen İngiliz donanmasına karşı okul binaları ile birlikte Sarıkışla da gaz dolu tenekelerle doldurularak yakılmak üzere bekletilir. İzmir’in kara günü olan 15 Mayıs 1919’da özgürlük için sıkılan kurşuna da kışlanın duvarları tanık olur. İzmir’in gündelik yaşamında da ilginç olaylara da gözlemci olmuştur. İzmir’in kurtuluş günü olan 9 Eylül 1922’de bayrağımız İzmir’de önce, 1. Süvari Tümeni 14. Alay mensubu Yüzbaşı Zeki (sonradan Hava Orgeneral Zeki Doğan) tarafından Kışla’da, komutanlık binasının balkonundaki göndere çekilir.

İzmir’de birçok okul ve kurumda çeşitli boyda Atatürk heykel ve büstleri bulunmaktadır. Bunların belki de en önemlisi Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi bahçesinde bulunan büsttür. Bu eser Atatürk’ün 16 Haziran 1926 tarihinde Ziraat Mektebi’ni ziyareti anısına Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel tarafından yapılmıştır. Büst, ülkemizdeki hemen tüm Atatürk büstlerinden farklı boyut ve çizgilerde olup adeta “yarım heykel” görünümündedir. Açılışından birkaç yıl sonra yeri ve kaidesi değiştirilmiştir. Bu gün çoğu kimsenin bilmediği önemli bir Atatürk büstü ise, 1931 yılında Sarıkışla içindeki Subay Gazinosu’nun deniz yönüne yerleştirilen büsttür. Arkasındaki yapının balkon korkuluklarının zarif işlemelerine sahip kare tabanlı bir korkulukla çevrelenen ve oldukça yüksek kaideli bu büstün Sarıkışla’nın yıkılması sırasında nereye taşındığı bilinmemektedir. Bu satırların yazarının Agora kazı alanı içinde bir kenara yığılan malzeme içinde gördüğü, başı koparılmış bir büst parçasının bu büst olması muhtemeldir.

Bu arada Kışla’nın yıkımı sırasında, 1901 yılında tıpkı Saat Kulesi gibi Mimar Raymond Charles Péré’ye yaptırtılan büyük çeşmeli havuz da adeta “sırra kadem basar”. Çok değerli havuzun ne olduğu konusu bu güne kadar anlaşılamamıştır.

Kışla’nın yıkılmasından sonra ortaya çıkan alan, uzun yıllar bakımsız ve düzensiz biçimde çeşitli amaçlar için kullanılan bir bölge olarak şehrin merkezinde varlığını sürdürür. Yıkımdan sonra nitelikli bir imar planı oluşturma çalışmaları yapılırsa da sağlıklı bir sonuca bir türlü ulaşılamaz. 1960 yılının ilk yarısında dönemin Belediye Meclisi bazı parselleri satışa çıkarır. Türkiye İş Bankası ve Akbank’ın küçük parsellerine karşın SSK’ya muazzam bir alan satılır. Ardından kısa zaman sonra oluşan 27 Mayıs darbesi ve diğer gelişmeler arsaları satın alanların yapım için bir zaman beklemelerine neden olur. Ancak SSK 1967 yılında, bankalar ise 1970 başlarında inşaatlarını yaparlar. Alan uzun yıllar kaderine terk edilmiş biçimde otobüs tarlası olarak kullanılır. İlk kez 1999 yılında, İzmir Metrosu’nun yapım çalışmaları sırasında düzenlenir. 2003 yılında ikinci kez yapılan düzenleme çalışmasıyla Kışla’nın yıkım tarihinden sonra ilk kez bir projeye bağlı olarak yeniden düzenlenir. Mimari tasarımı Ersen Gürsel tarafından yapılan bu çalışma sırasında Saat Kulesi’nin çevresinde, Atatürk Meydanı’nda oluşturulan geniş alanda İlk Kurşun Anıtı da yer değiştirir.

Özellikle son yıllarda “Kışla neden yıkıldı?” sorusu İzmir gündeminde taraftar bulmaktadır. “Hiç olmazsa komutanlık bölümü ile subay mahfeli yeniden yapılmalı” talepleri ön plandadır. Ancak bu talepler çok da mantıklı görülmemektedir. Çünkü, Atatürk Meydanı tabelası hala konulamamış Konak Meydanı’nın 2003 yılından bu yana mevcut düzenlemesi zaten İzmir şehri için tatminkar değildir. Üstelik kocaman kırmızı kutusuyla İzmir Tarih yapısı ve meydanda ne aradığı anlaşılamayan sayısız kamyonet, binek araçları, seyyar satıcılar vb. nezih bir görüntü yaratmaktan uzaktır. Ayrıca, Kışla ya da başka binalar yapılması, hemen altından metro geçen alan için sıkıntılar yaratabilir. Eğer Konak Meydanı’nda kültürel açıdan da işlevi olacak bir yapı aranıyor ise en uygun yapı Hükûmet Konağı ana binasıdır. Depreme karşı oldukça başarılı bir “yeniden yapım” uygulaması yapılan Hükûmet Konağı ana binasının İçişleri Bakanlığı tarafından “İzmir Kurtuluş Müzesi” olarak işlevlendirilip, valilik hizmetlerinin mevcut komplekslerdeki diğer yapılarda sürdürülmesi İzmir şehrine yakışır bir sonuç getirecektir.

781 kez okundu.