Burası Agora Meyhanesi

Bir zamanlar dillerden düşmeyen, sözlerini şair Dr. Onur Şenli’nin yazdığı, bestesini İsmet Nedim’in yaptığı, Gönül Yazar, Zeki Müren, Behiye Aksoy, Müzeyyen Senar olmak üzere bir çok ünlü sanatçının plaklara okuduğu, hafızalara kazılmış, unutulmaz “Agora Meyhanesi” şarkısını bilmeyen yok gibidir. Şair Dr. Onur Şenli’nin önceki yıllarda yaptığı söyleşilere katılmış, ancak sormam gereken soruları ortam müsait olmadığı için soramamıştım. Platonik aşk öyküsü hangi mekânda ve semte yaşanmıştı? 2017 yılında fotoğraf sanatçısı Atilla Özdemir, Dr. Onur Şenli’nin kadim dostu Hikmet Örde ile birlikte şairin Bornova’daki evine gittik. Söyleştik, bize şunları anlattı:

“Dayım Basmane Garı’nda mıntıka doktoruydu”

Afyon Lisesi’nden sonra teyzemin öğretmenlik yaptığı İstanbul’da Vefa Lisesi’nde okumağa başladım. İstanbul anılarımda 6-7 Eylül olayları var, tahribatı bir gün sonra Beyoğlu’na gidip gördüm. Kumaş, buzdolabı gibi eşyalar sokaklara atılmıştı, her yer rezalet vaziyetteydi. Teyzem Mevlanakapı’da bir okulda öğretmenlik yapıyordu. Tramvay durağında beklerken, yanındaki büfede gördüğüm gazetede Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın öldüğünü okudum. İzmir’de doktorluk yapan dayım teyzeme, “O çocuk orada serseri olur, İzmir’e gelsin” diye teyzeme mektup yazmış. Keşke serseri olabilseydim. Serseri olmak kolay değil, olunca Neyzen Tevfik gibi olmak lazım… Geçen hafta 96 yaşında toprağa verdiğim dayım Mehmet Şahin, Basmane Garı girişinde soldaki şimdiki tuvaletlerin ilerisinde olan tek katlı binada mıntıka doktorluğu yapıyordu, muayenehanesi buradaydı. Ben ailenin ilk torunuyum. Çok sevilen biri olmalıyım, o nedenle dayımın isteği ağır bastı, İzmir’e gelip Namık Kemal Lisesi’ne kaydımı yaptırdım. 

Agora Meyhanesi ve Basmane Garı

İzmir’e gelişimim ikinci senesinde ailem bizleri ziyarete geldi. Dayım bu arada babama eski ahbaplarımızın Basmane Garı lojmanında kaldıklarını söyledi. Yıllar sonra kendilerini lojmana ziyarete gittik. Basmane Garı’nın üst katında üç tane lojman var. Ahbaplarımız solda Basmane Camisi’ne ve Fevzi Paşa Caddesi’ne bakan lojmanda kalıyorlardı. Yıllar sonra eski dostlarla buluşmamız çok sıcak geçti, karşılıklı gidip gelmeler oldu. Bu arada ahbaplarımızın ortanca kızı ile aramızda göz teması oldu. Ben o sıralarda Reşat Aysu ve Ali Rıza Akıncı’nın kurduğu koroya katılıyordum. Babam Selahattin Pınar’ın arkadaşı. 11-12 yaşımda Afyon’da makamları öğrenmeye başlamıştım. Yaptığımız bu aile ziyaretinde annem, babam, dayım, yengem ve kardeşim misafirlikte birlikte çay içerken nasıl olduysa, “Onur bize bir şarkı söyle” dediler. Ben de orada kalkıp Selahattin Pınar’ın bestesi olan “Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek, hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek” şarkısını okudum. Kız bir tuhaf oldu, sonra kendisi de, “Seni sevmem de haksız, sevdim demem de haksız, fakat ne çok insafsız” tangosu ile şarkıma karşılık verdi. O an allak bullak oldum. Arkadaşlığımız böyle oluştu. Daha sonra kendisini okula bırakmaya başladım. Böylece bir göz aşkı başladı. Sevdiğim kız Basmane Garı’nın penceresine çıkar, ben de garın önündeki otobüs durağından, Toros Lokantası’nın bulunduğu yerden bakışırdık…

Lojmanın panjurları kapanıyor

Bir ara demiryolları kampına gideceklerini öğrendim. Bu arada Basmane Garı’nın ahşap panjurları kapandı. Akşam saatleri dayıma uğrayıp 17.20 Bornova trenine binip Mersinli’de iniyorum. Kız arkadaşım gideli on gün filan oldu. Gelip gelmediğini anlamak için kaldıkları lojmanın panjurlarına bakıyorum. Bu sırada garda dolaşırken önüme bir kağıt düştü. Tanıdık bir kız, “Onur seni saat 14.00’te Sisi Pastanesi’nde bekliyorum” diye yazmış. Aynı saatte pastaneye gittim: “Hayrola” dedim, “Ben seni seviyorum” diye ağlamaya başladı. Bizim raconumuzda iki kişiye idare etmek yok. Lisan-ı münasiple aşkını kabul etmedim. Kamptan dönüş olduğunu panjurların açılmasıyla fark ettim. Fakat bizim kız pencereye çıkmıyor. O ara okulların tatil olduğu bir zaman. Okullar açık olsa, gider okulun kapısında beklerim. Anlayacağın göremedim. Demek ki benim pastanede Ülkü ile buluşmamı birileri kulağına fısıldamış. O yıllarda daha çok Kokoreççi Doğan’ın meyhanesinetakılıyordum. Kokoreççi Doğan’ın meyhanesinden çıkıp bir mektup yazmaya karar verdim. Mektubu gece geç saatlerde Mersinli’de yazarken mektubun şiir olduğunu fark ettim. İlginçtir, bizim gittiğimiz Agora ve civarındaki meyhanelerin hiç birinin tabelasında Agora Meyhanesi yazmıyordu. 

Şiir ilk kez Neşter Dergisi’nde yayımlandı

Okulda çıkardığımız “Neşter” adlı dergimiz vardı. Sınıf arkadaşım Oktay Dikmen derginin her şeyi ile ilgileniyordu. Büyük binanın altında matbaamız var. O yıllarda şiirlere İngilizce isim verme modası yaygın. Agora Meyhanesi’nin orijinal ismi İngilizce “Gece, şarap ve aşk”. Oktay, “İki sayıdır şiir vermiyorsun” dedi. Kalktım bu şiiri verdim. Mizanpajda şiirin başlığı uzun gelmiş, şiirin içerisinde “Agora meyhanesi” geçtiği için Oktay şiirin başlığını “Agora Meyhanesi” olarak atmış. 

Şadan Gökovalı’nın (Prof.) bizim matbaa veya mürettiphane müdürü ile ahbaplığı var, sık sık okula geliyor. Ayrıca Şadan Gökovalı’nın “Gençlerle baş başa” adlı bir programı var. 1962 senesinde Oktay, Amerikan Kız Koleji ya da Türk Koleji’nde yaşayan beş genç şair gecesi tertipliyor. Attila İlhan, Ümit Yaşar Oğuzcan, İlhan Geçer, bir şair daha ve ben. Oktay’a itiraz ettim, “Bu devlerin içerisinde benim ne işim var?” dedim. “Olur mu?” dedi, “Geceyi düzenleyen biziz, üstelik sen bizim fakültenin ve üniversitenin şairisin” dedi. Gün geldi, sahne sırası bana geldi. Sahne aydınlık, salon karanlık. Bir iki kişi “Agora Meyhanesi” diye bağırıyor. Ben de, “Kendi şiirlerimi ezbere bilmiyorum, başka şairlerden şiir okuyacağım” dedim. Bu arada bir arkadaş Neşter Dergisi’nin Agora Meyhanesi yazılı kısmını katlayıp sahneye uzattı. Mecburen aldım, okudum…

“İnsan hayatı keşkelerin toplamıdır”

İnsan hayatı keşkeklerin toplamıdır. Annem, babam, kız kardeşim, otobüs durağındayız. İki kişi bize doğru geliyor. Önünü ilikleyerek yaklaştı, “Ben Ege Ekspres’ten Şadan Gökovalı” dedi. Yanındaki arkadaşını, “Okumanız için Neşter Mecmuası’nı size uzatan şair arkadaşım Abdullah Neyzar Karahan” olarak takdim etti. Şadan Gökovalı ısrarla gazeteye gelmemi ve şiir getirmemi söyledi. Gökovalı 1962 yılında askere gitti, sayfası kapalı kaldı. Bir gün bir edebiyat matinesi çıkışında gazeteci Erkin Usman’la karşılaştım. O sıralarda yazı işleri müdürü. “Şadan Gökovalı var diye mi gazeteye geliyordun?” dedi. “Okuyuculardan mektuplar, telefonlar geliyor. Gazeteye gel, sanat sayfasını senin yönetiminde çıkaralım” dedi. Böylece gazeteciliğe amatörce başladım. Hoşuma da gitmeye başladı. Mesleğim tıp olmasına rağmen o günlerde birçok röportajlar yaptım. 

Agora Meyhanesi’nin bana çok faydası oldu. Çok değerli insanlar tanıdım, çok yakın dostluklarım oldu. Münir Nurettin Selçuk, Hamiyet Yüceses, Ömür Göksel, Neriman Köksal, Berkant, Güneri Tecer, Yıldıray Çınar ve diğerleri. İnsan hayatı keşkeklerin toplamıdır. Yaşamınızda ne kadar az keşke varsa o kadar mutlu yaşamışsınız demektir. Keşke diyorum, bu insanlarla birlikte bir fotoğraf çektirseydim. Röportaj yapmadığım İnsan kalmadı gibi, o yıllarda bana fotoğraf çektirmek ters geliyordu. Güneri Tecer’le yakın dostluğum oldu… 

“Agora Meyhanesi’ni Zeki Müren’den dinledim”

1970 senesinde fuarda Zeki Müren konserine gittim. Gazeteci arkadaşım, “Seni Zeki Müren’le tanıştıracağım” dedi. Foto muhabiri Süha Akyüz, “Onur Şenli gazeteci arkadaşım, ancak başka bir özelliği var, Agora Meyhanesi’nin şairi” diye takdim edince çok ilgi gösterdi ve “Bu şarkıyı bir de benden dinle” dedi. Sahne saati geldi, Müzeyyen Senar ortada, Vali Namık Kemal Şentürk, İzmir Belediye Başkanı Osman Kibar, birlikte dinledik. Gece bitti, ben sonra Agora Meyhanesi’nin bestekârını niçin mahkemeye verdiğimi açıkladım. Yine keşkeye geliyorum, Müzeyyen Senar ve Zeki Müren gibi devlerle fotoğraf çektirmediğime üzülüyorum…

Kemeraltı Çarşısı’nda, Şükran Lokantası’nın önünde reklamcı arkadaşım Önder İridere ile karşılaştım. “Dün İstanbul’dan geldim. Senin Agora Meyhanesi Arya Plak’ta şarkı oldu, yalnız senin ismin yok” dedi. Daha sonra plağı gördüm: “Söz-müzik İ. Nedim. Fiyatı 7.5 lira”. Aldım. Aktör Suphi Kaner o sıralarda yeni vefat etmiş. Gönül Yazar, “Suphi Kaner’in yazdığı Agora Meyhanesi şiirini, İsmet Nedim benim için besteledi, ben de plağa okudum” diyerek gazetelere demeç verdi. İsmet Nedim, “Ben bu şiiri Bağlarbaşı Prevantoryumu’nda ölmek üzere olan bir hastadan aldım. Şarkı meşhur olunca Onur Şenli isminde birisi ortaya çıktı” diye beyanat verdi. Aradan bir yıl geçti. İsmet Nedim İzmir’de Kabadayı veya Nil Otel’de kalıyor. Kendisini gazeteci olarak ziyaret edip, “Agora Meyhanesi’nin aslı nedir?” diye sordum. “Bu şiir Onur Şenli diye birisininmiş” dedi. Daha sonra kendimi tanıttım. Şiiri eşinin şiir defterinde görmüş, imzasız olduğu için anonim olduğunu sanmış. Akşam beni Ekici Över’e davet etti… 

***

Değerli okurlar, şair Dr. Onur Şenli aynı yıllarda hukuk davası başlatıp şarkı sözlerinin kendisine ait olduğunu ispat etti. Kazandığı hukuk davasının ayrıntılarını, çevresinde bulunan sanat ve kültür insanları, başta Ali Rıza Avni, Avni Anıl, Yusuf Nalkesen, Yıldırım Önal ve diğer dostlarıyla arasında geçen sohbetleri önümüzdeki günlerde yayınlayacağım. Söyleşiyi Dr. Onur Şenli’nin bir başka şiirinden alıntıyla bitiriyorum. Şair ışıklar içersinde uyusun. 

İki damla yaş getirdim sana Agora’dan
Hani karşılıksız sevenlerin
Körkütük içenlerin yatağından
İki damla arzu
İki damla yalvarış
Erkekçe ve milyonlarca aşk getirdim delice

Fotoğraflar: 

  • Atilla Özdemir
  • Onur Şenli arşivi
  • Küllerinden Doğan Şehir İzmir arşivi

Bunları da sevebilirsiniz