Pilotluk hayalleri köprüde son bulmuştu

Evladını acımasızca kaybeden baba Sedat Tekin, oğlunun katillerinin bulunmasını istiyor. Oğlunun pilotluk hayaliyle başladığı askerlik yaşamının yobaz caniler tarafından elinden alındığını, acımasızca linç edildiğin anlatan Sedat Tekin, “Adalet yerini bulsun, masumları öldürmenin cezasını çeksinler” diyor.

Murat’ın en büyük hayali pilot olmaktı, daha küçük yaşlarda gözünü gökyüzünden ayırmıyordu, evin üzerinden gelip geçen uçakları izliyor, Çiğli’deki askeri üsten kalkan uçaklara ise hayranlıkla bakıyordu. Evin terasına çıkıp askeri uçakların gece uçuşlarına dalıp gidiyor, onları izlemeye bayılıyordu. Babasına, “Mutlaka pilot olacağım” diyordu. Okulu kazandığında, “Hele bir bröve takayım, uçağın koltuğuna kurulayım, babacığım ilk işim Çiğli’den kalkıp evimizin üstünden sana selam çakacağım” dediğinde baba Sedat Tekin’in gözleri parlıyor, oğluyla gurur duyuyordu. 

“Baba ben uçak süreceğim”

Murat eğitim döneminde hiçbir koşulda okulunu aksatmıyordu, hedefine ulaşmak için var gücüyle çalışıyordu. Derslerini düzenli yapıyordu, ödevlerini titizlikle hazırlıyordu, pırıl pırıl bir öğrencilik yaşamı sürüyordu. Askeri okulların sınavlarına disiplinli bir şekilde hazırlanıyor, bugüne kadar çıkan tüm soruları tek tek ezberliyordu. Hem sınıfında hem de okulunda öğretmenlerin gözbebeği idi. Murat ailesine söz verdiği gibi Bayraklı Osman Gazi İlköğretim Okulu’nu birincilikle bitirdi. O akşam elinde diploması ile anne ve babasının karşına geçen Murat Tekin, “ Baba ben uçak süreceğim, pilot olmak istiyorum, kararlıyım, desteğinizi bekliyorum” dedi. Murat okulda da asker elbiseleri istiyor babası da ona alıp giydiriyor, evin içinde yürüyüşler yaptırıyordu.

On üç yaşında asker üniformasıyla tanıştı

Murat Tekin askeri okulların sınavlarına girdi. Sonuçların açıklanacağı günü iple çekiyordu. Kazandığını öğrendiğinde ise aile sevinç yumağı olmuştu. On üç yaşındaki Murat’ın elinden tutan baba Sedat Tekin Bursa Askeri Hava Lisesi’ne kaydını yaptırdı. Okula kayıt yaptırmak tabi ki yeterli değildi; sırasıyla mülakatı kazandı, sağlık testinden sapasağlam çıktı. Pilot olabilmesi için sıfır hata gerekiyordu. Nihayet Murat hayallerine kavuştu, okula kesin kaydı yapıldı. O gün eve döndüklerinde yaşadıklarını Sedat Tekin şöyle anlatıyor: 

“Bir süre sonra Hava, Deniz ve Kara Kuvvetleri’nden arandık, hatta bando takımı bile bizden Murat’ı kendi branşlarına kayıt ettirmemizi istedi. Oğluma, ‘Kararını ver, hangisini istiyorsun?’ diye sordum. Bir ara Deniz Lisesi’ni istedi, odaya kapandı, yarım saat sonra çıktı, kesin kararını verdiğini, pilot olmak istediğini söyledi. Vatana pilot olarak hizmet etmek isteğini tekrarladı.”

Murat’ın kararına ailece saygı duyduklarını anlatan baba Sedat Tekin, “Biz aile olarak kararına saygı duyduk. Bursa’dan aradılar, Murat’ı götürmemizi söylediler, verilen tarihte gidip teslim ettik. Daha küçük, on üç yaşında üniformanın içinde kayboluyor! Ağlaya ağlaya İzmir’e döndük ama aklımız Murat’ta kaldı. Arada bir ziyaretine gidiyorduk, özlem gideriyorduk” diyerek duygularını aktardı.

“Murat bize emanet”

Murat’ı okula bıraktıklarında komutanların, “Gözünüz arkada kalmasın, Murat bize emanet” dediklerini, bundan dolayı çok gururlandıklarını söyleyen baba Tekin o dönemi şöyle anlatıyor: 

“Bursa Işıklar Hava Lisesi’nde tam beş yıl okudu, çok başarılı bir öğrencilik yaşamı oldu. Beş yılın sonunda İstanbul Yeşilköy’deki Hava Harp Okulu’na başladı, birinci sınıfı başarıyla tamamladı, ertesi yıl ikinci sınıfa başladığında gidip ziyaret ettik. Çalıştığımız için çok ziyaret edemezdik. İkinci sınıfı da başarıyla tamamladı.”

Acı yüklü 15 Temmuz süreci

15 Temmuz sürecine uzanan o günleri gözü yaşlı anlatmaya çalışan Sedat Tekin, 10 Temmuz 2016 tarihini hiç unutmadığını belirtiyor:

“Hava Harp Okulu’nda eğitimini tamamladı. O gün, yani 10 Temmuz günü Hava Harbiyeli öğrencileri gemilere bindiriyorlar, Yalova’daki Hava Eğitim Kampı’na götürüyorlar. 14 Temmuz tarihine kadar kampta kalıyorlar. 15 Temmuz sabahı kampa götürülmüyorlar. Öğlen saatlerinde Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal geliyor, içtima yaptırıyor. Alay Komutanı Albay Hüseyin Ergezen’e Harbiyeli çocukların da duyacağı bir şekilde, ‘Çocukları bugün yormayın, akşama işleri var’ diyor ve gidiyor. 15 Temmuz akşamı çocuklara ‘yat’ emri veriliyor.”

Uyku sersemi, künye yok, kimlik yok!

Harbiyelilerin yataklarına uzanmalarının üstünden daha yarım saat bile geçmeden, “Giyinin, içtimaya gidiliyor” emrinin verildiğini hatırlatan baba Sedat Tekin, Murat’ın arkadaşlarının aktardıklarını şöyle anlatıyor:

“Beş dakika içinde giyinmişler ve otobüslere doldurulmuşlar. Çocuklar şaşkın, uykulu. Saat gecenin yarısı olmuş, herkes uyku sersemi. Mavi renkli askeri otobüsler gece saat 02.30 gibi Boğaziçi Köprüsü’ne giriş yapıyor. Köprüye girer girmez Murat Tekin’in bulunduğu otobüsün camları kırılıyor, otobüs yanmaya başlıyor. Korku içinde otobüsten inen çocukların kafalarına sopalarla vurulmaya başlanıyor, kaçabilen kaçıyor. Videolardan oğlumun görüntülerini izledim, oğlum darp ediliyor, sağa sola gidiyor, sonra ortadan kayboluyor.”

Devre arkadaşının babasından gelen acı telefon

Darbe girişimi olduğunu televizyonlardan öğrendiğini anlatan Sedat Tekin, daha sonraki günlerde yaşananların çok daha vahim olduğunu söylüyor. 16 Temmuz günü oğlunu aradığını, ancak ulaşamadığını, bunun da sebebinin o gece cep telefonlarının ve kimliklerinin verilmemesi, künyelerinin taktırılmaması olduğunu öğrendiğini ifade ediyor. 17 ve 18 Temmuz tarihlerinde de Murat’a ulaşamadıklarını anlatan Sedat Tekin, otomobile atlayıp eşiyle birlikte Yalova kampına gittiklerini, kendilerine Harbiyelilerden hiç kayıp olmadığını söylediklerinde çok sevindiklerini söyleyip devam ediyor:

“Yeşilköy Harp Okulu’na gittik, orada kimseden bilgi alamadık. Zaten komutanlar yok, polislerden bilgisi olan yok. Sekiz gün boyunca oğlumu aradım durdum. Silivri Cezaevi’ne bile gittim. Cezaevinden çıktığım anda telefonum çaldı. Arayan Murat’ın devre arkadaşının babasıydı, ‘Hiç durma İstanbul Yenibosna’da Adli Tıp Kurumu’na git’ dediğinde kalbime bıçak saplandı adeta! Eşim ve kayın biraderim ile birlikte Adli Tıp Kurumu’na vardık, ama içeri giremiyorum. Cesaretimi topladım, görevliye oğlumu aradığımı söyledim. Görevli, ‘İçeride linç edilmiş otuz er var’ dediğinde yüreğime su serpildi, oğlum er değildi. ‘Benim oğlum Harbiyeli’ dedim, adam yüzüme baktı, ‘İçeride üç kişi daha var linç edilmiş, üzerlerinde kimlik ve künye yok’ dedi.”

Tırnağından tanıyor

Görevlinin üç çekmeceyi de açtığını, ancak yüzlerinin şiş, vücutlarının kapkara olduğunu anlatan Sedat Tekin, otopsi için Murat’ı ayaklarından boğazına kadar kesip çuval gibi dikilmiş gördüğünü gözü yaşlı anlatıyor. Sağlığında Murat’ın başparmağının tırnağını yediğini ve orada bir oyuk oluştuğunu anlatan acılı baba, şunları söylüyor:

“Elini kaldırdım, boş tırnak yerini gördüm, saçını, elini, kaşını tespit ettim ve ‘Götürebilir miyim?’ dedim. İzin verdiler. İstanbul Belediyesi cenaze aracı vermedi, kendi olanaklarımla araba tuttum, havaalanına gittik. Adnan Menderes Havaalanı’ndan cenaze aracı aldılar. Oğlumu camiye sokmadılar, selasını okumadılar. Başkan Aziz Kocaoğlu’nun direktifleriyle, oğlum tertemiz yıkandı, kefenlendi. Doğançay Mezarlığı’na götürdük, orada mescitte hoca cenaze namazını kıldırttı, gözyaşlarıyla defnettik!”

1.331 kez okundu.